Haberler logo

Her Pazartesi sabahı güncelleyerek, bir önceki haftanın haberlerinden bir derlemeyi, çeşitli yorumları ve dizileri bu sayfada ilginize sunuyoruz. Sayfanın içeriğinde, basından seçilmiş ya da sizlerden bize ulaşan arkeoloji / sanat tarihi çalışmalarından, kültür varlıklarıyla ilgili gelişmelere; koruma etkinliklerinden, tarih - kültür alanlarına ilişkin araştırmalara, kültürel faaliyetlere, kısacası "haber değeri" taşıyan birçok konuya yer veriyoruz.

Eğer sizler de bu sayfaya haber, yorum ve görsellerle katkıda bulunmak isterseniz, haber@tayproject.org'a bir ileti gönderebilirsiniz...



13 - 19 Mayıs 2012

KARACABEY ULU CAMİİ'NİN RESTORASYONU BAŞLIYOR

 

 

İki ay önce çıkan yangında kül olan Karacabey’deki tarihi Ulu Cami yeniden restore ediliyor.

 

Karacabey Müftüsü Hikmet Yazıcı,15. yüzyıla ait Ulu Camii’nin restorasyon çalışmalarının başlaması için hazırlanan röleve raporunun onaylandığını, restorasyon projesinin de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na sunulduğunu söyledi. Yazıcı, mimari özellikleri ve tarihi dokusuna uygun onarım için hazırlanan raporun ardından restorasyon projesinin kabul edilmesiyle yol haritasının kesinleşeceğini kaydetti.

 

Yazıcı restorasyon sırasında çıkan yangınla ilgili soruşturmanın da devam ettiğini belirtti.

 

Cumhuriyet Savcılığı’nın bilirkişi raporunun henüz yayınlanmadığını belirten Yazıcı, ’Yangının teknik bir arızdan mı yoksa ağır personel kusurundan mı kaynaklandığı belirlenecek. Eğer ağır personel kusuru saptanırsa yeniden ihaleye çıkılacak. Teknik arızaysa yeni bir hak ediş belirlenecek’ dedi.

Bursa Olay, Haber: Aydın Fidan, 18.05.2012

NAZİLERİN ÇALDIĞI TABLOLAR BULUNDU

 

 

Macar Ferenc Hatvany'in dillere destan kayıp sanat koleksiyonu ile ilgili Hollywood filmlerini aratmayacak yeni bir senaryo ortaya atıldı. Avusturyalı gazeteci yazar Burkhart List, Macaristan'ın Naziler tarafından işgali sırasında el konulan; aralarında Fransız ressam Cezanne'dan Monet'ye pek çok sanatçının tabloları, heykeller, kilimler ve goblenlerin bulunduğu değerli koleksiyonun izini bulduğunu öne sürdü. List, 1 milyar euro değerindeki (2 milyar 320 bin lira) koleksiyonun Almanya ile Çek Cumhuriyeti sınırında bulunan Ore Dağı'nın altındaki madende saklandığını belirtti. Budapeşte'nin düşmesinin ardından Yahudi koleksiyoncu Hatvany'den yağmalanan eserlerin gümüş madenine saklandığını söyleyen List, eserlerin yerin yaklaşık 60 metre altında olduğunu anlattı. Ele geçirdiği arşiv belgelerinin kendi tezini desteklediğini öne süren araştırmacı gazeteci, 1944 yılı sonbaharından Alman askerlerinin madene geldiğini gösteren fotoğraflar ele geçirdiğini söyledi. List, madende el haritasında gösterilmeyen iki ayrı tünel olduğunu savundu ve eserlerin bu tünellerde korunduğunu öne sürdü. List, 70 yıldır bulunamayan koleksiyon için araştırma kazısı başlatacağını açıkladı.

Sabah, 18.05.2012

AKM, 29 EKİM 2013'DE AÇILACAK

 

 

İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin tadilatı için açılan ihaleyi 70 milyon lira teklifle alan Yeni Yapı-Taca Ortaklığı inşaata başlıyor. Bina, 29 Ekim 2013’e yetiştirilecek.

 

Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) güçlendirme, tamirat ve tadilat işleri için yapılan ihale sonrasında ilk çalışmalara dün başlandı. Bakanlık AKM’nin tadilat işleri için 9 Nisan’da bir ihale gerçekleştirdi. 15 firmanın katıldığı ihaleyi, 70 milyon lira ile en iyi teklifi veren Yeni Yapı-Taca Ortaklığı kazandı. Yeni Yapı daha önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin Taca İnşaat da Haliç Kongre Merkezi’nin yapımında yer almıştı. İhale sürecinin tamamlanmasının ardından dün şirkete yer teslimi yapıldı. Bakanlık, firmadan 540 gün sonra, 29 Ekim 2013’te, AKM’nin özgün yapısına sadık kalınarak restorasyonunu tamamlanmasını istedi.


AKM’nin restore edilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sabancı Vakfı arasında da sponsorluk protokolü imzalanmıştı. Bu doğrultuda restorasyon sürecinde Sabancı Vakfı 30 milyon lira katkıda bulunacak.


Haziran 2008’de boşaltılan AKM için Temmuz 2009’da ihale yapıldı. Tadilatın başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olarak belirlendi. 1 Ekim 2009’da biteceği açıklandı. Temmuz 2009’da, Tabanlıoğlu Mimarlık Bürosu’nun hazırladığı projenin uygun olmadığı gerekçesiyle Kültür Sanat-Sen’in açmış olduğu dava çerçevesinde, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kültür Bakanlığı buna itiraz etti. Üst mahkeme de yürütmeyi durdurma kararının kaldırılmasını reddetti.

Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 17.05.2012

KAYIP ŞEHİR BULUNDU

 


 

Çiçekdağı'nda 2.yüzyıla ait Roma hamamı bulundu. Defineciler kazdı, muhtar ihbar etti, 'cehennemlik' ortaya çıktı.

 

Kırşehir’de 2. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Roma hamamı bulundu.

Çiçekdağı İlçesi'nin Büyükteflek Köyünün Kale mevkiinde, yaklaşık 1,5 ay önce define avcılarının açtığı yerde tahrip edilmiş tuğla duvar kalıntıları olduğunu fark eden köy muhtarı Eyüp Baran, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne bilgi verdi.

Müdürlükte görevli teknik ekiplerin çalışması sonucu, kazı yapılan alanda çift katlı yapı bulunduğu, yapının alt katında hamam ocağı (cehennemlik) olduğu tespit edildi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Gökgül, kazı alanında gazetecilere yaptığı açıklamada, kaçak kazı yapıldığı belirlenen bölgenin sit alanı olduğunu, hamam kalıntıları tespit edilmesinden sonra kurtarma kazısı başlattıklarını bildirdi.

 

Yaklaşık 1,5 aydır sürdürülen çalışmalarda hamam kalıntılarının gün yüzüne çıkarıldığını ifade eden Gökgül, şunları söyledi: ”İhbar neticesinde hamam kalıntılarının bulunduğunu öğrenince kurtarma kazısı için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan izin aldık. Teknik arkadaşlarımızın tecrübeleri ve gayretleriyle kısa sürede böyle bir eser ortaya çıktı. Bu hamam, burada büyük bir şehrin olduğuna, şehirde bir mabet bulunduğuna, şehirle ilintili daha büyük yapılar olabileceğine işaret ediyor. 2. yüzyıl Roma dönemine ait olduğunu tahmin ettiğimiz, hamam literatürde yer almayan ve bugüne kadar hiç kimse tarafından tespit edilmemiş bir yapı. Kazı çalışmasını sonuna kadar sürdüreceğiz.” Kazı alanında tuğla ve taştan yapılmış yaklaşık 2 metre yüksekliğinde duvarlar ortaya çıkarıldığını belirten Gökgül, iki katlı yapının alt katında ateş yakılan bölüm, üst katında mermer tekneler ve su giderleri bulunduğunu bildirdi.

Türkiye İş Kurumu (İş-Kur) İl Müdürü Ömer Faruk Akyol da kazı çalışmalarında Türkiye’de ilk kez Toplum Yararına Çalışma Projesi kapsamında eleman çalıştırıldığını belirtti.

Kazı çalışmalarında İş-Kur’un belirlediği 8 personelin görev aldığını ifade eden Akyol, kazı alanında çalışan personel sayısının artırılacağını, proje kapsamında çalışanların ücret ve sigorta primlerinin İş-Kur tarafından ödendiğini söyledi.

Milliyet, 17.05.2012

İZMİR SAAT KULESİ'NDEN HIRSIZLIK

 

  



İzmir’in simgesi tarihi Saat Kulesi’nden hırsızlık yapıldı. Kulenin altında çeşmeler bulunan, dörtbir yanındaki kubbelerin üzerindeki mızrak ucuna benzeyen 'alem' adı verilen bakırdan yapılmış 3 tarihi figür çalındı. Hırsızlar tarihi değeri olan kubbelere de zarar verdi.

 

Hırsızlık, dün gece Maliye Hazinesi’ne ait, Büyükşehir Belediyesi tarafından bakım, onarım ve temizliği üstlenilen Tarihi Saat Kulesi’nin saat mekanizmasının kurulması sırasında fark edildi. Bakım ihalesini kazanan ve her 6 günde bir saati kuran saat firması yetkilisi, İzmir Saat Kulesi’ne birilerinin girdiğini farketti. Belediye yetkililerine haber verildi. Kubbelerin üzerindeki bakır alemlerin çalındığını belirleyen belediye yetkilileri, Kemeraltı Polis Karakolu’na durumu bildirdi. Ancak, Karakol yetkililerinin belediye görevlilerine, Tarihi Saat Kulesi’nin sahibinin başvuru yapması gerektiğini söyleyerek, başvuruyu almadığı öne sürüldü.

 

Belediye yetkilileri, bu sabah yeniden Kemeraltı Polis Karakolu’na giderek Tarihi Saat Kulesi’nin mülkiyetinin Maliye Hazinesi’ne ait olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Valiliğin de devreye girmesiyle karakol görevlileri ve İzmir Emniyeti Hırsızlık Büro Amirliği ile Olay Yeri İnceleme Şubesi ekipleri Kule’de delil topladı, parmak izi incelemesi yapıldı. Polis yetkilileri demir kapıda zorlama olmadığını, bölgedeki güvenlik kameralarının inceleneceğini söyledi.





İzmir Saat Kulesi etrafında 4 kule bulunduğunu, bunlardan birindeki bakır alemin 2007 yılından beri yerinde olmadığını belirten yetkililer, diğer 3 kuledeki alemlerin çalındığı, bu sırada kubbelerde hasar meydana geldiği bilgisini verdi. Polis ayrıca, kule içinde gazate kağıtlarıyla ateş yakıldığını da belirledi. Ayrıca bira şişesi de bulundu.

Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü’nün yaklaşık 1.5 yıl önce Saat Kulesi’nin bakım ve onarımını yapmak amacıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne müracaat ettiği öğrenildi.

Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25’inci yılı nedeniyle 1901’de, Sadrazam Mehmet Said Paşa tarafından Alman Konsolosluk binasını da inşa eden mimara yaptırılan İzmir Saat Kulesi, 25 metre boyunda. Dört tarafında çeşmeler bulunan kulenin saati, Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından armağan edildi. Saat kurulduğu günden bu yana yalnızca bir kere durdu. 5.2 büyüklüğündeki 1974 İzmir Depremi sırasında hasar alan kulenin saat kadranları üzerindeki son kat yıkıldı ve depremin oluş saati olan 02.04’te durdu. İki yıl içerisinde kule onarıldı ve saat tekrar çalışır duruma getirildi. Kulenin üzerindeki Osmanlı tuğrası ve Osmanlı’ya ait işaretler daha sonra kaldırıldı.

Hürriyet, Haber: Utku Bolulu, 17.05.2012

"MANASTIR ARAZİSİNDE MÜSLÜMAN MEZARLIĞI OLMAZ"

 

 

İstanbul'da Adalar'ın yapılaşma ve imar hareketlerini düzenleyen 1/5000 ölçekli planlar 2011'de İBB'de kabul edildi. Heybeliada'daki Rum Okulu'yla ilgili yapılan düzenleme kapsamında okulun yanında 96 ada 83 parselde yer alan arazinin mezarlık alanı olarak belirlenmesine karar verildi.

Araziyle ilgili düzenlemeye Heybeliada Rum Ruhban Okulu Vakfı, bir eğitim kurumunun yanında mezarlık bulunmasının uygun olmayacağı gerekçesiyle itiraz etti. Ayrıca, Aya Triada Manastırı Vakfı'nın itiraz dilekçesinde de arazinin vakıf adına tescili için 2009'da yaptıkları başvuruyla ilgili davanın İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nde sürdüğü belirtildi. İleride manastıra ait olabilecek arazide Müslüman mezarlığı bulunmasının geriye dönüşü olmayan sorunlar doğuracağı ifade edildi. Talebini değerlendiren İBB İmar ve Bayındırlık Komisyonu, araziyi yeşil alana dönüştürdü. Belediye Meclisi de kararı oybirliğiyle onayladı.

Sabah, Haber: Zeynel Yaman 17.05.2012

RÖNESANS'IN DEHALARI İSTANBUL'A GELİYOR

 

 

Rönesans'ın 3 büyük dahi ressamı Michelangelo, Leonardo ve Raphael, 1 Haziran'da ilk kez Türkiye'deki sanatseverlerle buluşacak.

 

Yapılan açıklamaya göre, "The Great Masters" sergisi, 1 Haziran'da Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (MSGSÜ) Tophane-i Amire'de kapılarını açacak.

16. yüzyıl İtalya'sının en ünlü üç ustası Michelangelo, Leonardo ve Raphael'in bilim ve sanatta nasıl izler bıraktıklarını anlatan The Great Masters sergisi, 1 Haziran - 31 Temmuz tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak.

Arter Tasarım, MuseoIdealeLeoanardo ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen serginin, dokunmatik ekranlar ve interaktifler ile Türkiye'de gerçek anlamda hayata geçirilecek ilk interaktif sanat sergisi olma özelliğini de taşıyacağı düşünülüyor.

Biletleri MyBilet satış kanalları aracılığıyla satılacak sergi, Michelangelo'nun ünlü Sistin Şapeli'ndeki eserlerini, Davud heykelini, Leonardo'nun "Son Yemek" freskini, anatomi çalışmalarını, "Vitriviusİnsanı'nı, Raphael'in ise "Atina Okulu" freskini detaylıca inceleme fırsat sunarken, dönemin en önemli keşifleri perspektif, anatomi ve ayna konusunda farklı deneyimler yaşatacak.

İsveçli sergi tasarım şirketi ExcellentExhibitions AB tarafından tasarlanan sergi, dünyaca ünlü İtalyan küratörler Alessandro Vezzosi ve Francesco Buranelli tarafından hayata geçirildi.

Farklı yaşlardan herkesin ilgisini çeken bir şey bulabileceği sergide, farklı ilgi alanlarına hitap eden bölümler de yer alacak.

Cnn Türk, 17.05.2012

GÖMÜLÜ TARİH GÜN YÜZÜNE ÇIKTI

 

 

Manisa'nın Kula İlçesi'nde kullanılmadığı gerekçesiyle 1970'li yıllarda üzeri kapatılan Beş Ulalı Çukur Çeşme yapılan restorasyon çalışmasıyla gün yüzüne çıkartıldı.

 

Konuyla ilgili açıklama yapan Kula Belediye Başkanı Selim Aşkın, ilçenin tarihi dokusunu tamamlayan karakteristik özelliklerinden olan çukur çeşmelerin restorasyonlarına başlandığını belirtti. Aşkın, "Kurşunlu Camii Meydanı'ndaki, güneyde bir ve kuzeyde iki girişi olan, beş oluğu bulunan Beş Ulalı Çukur Çeşme'yi açma çalışmaları tamamlandı. Gömülü olan tarih gün yüzüne çıktı. Restorasyon çalışmalarını tamamlayarak kültür turizmine dahil edildi." dedi. Kulalılar olarak hep birlikte köklü tarihlerine sahip çıkmak zorunda olduklarını kaydeden Aşkın, "Bu bir vatandaşlık görevidir. Turizm Kula'nın ekonomik ve toplumsal kalkınması için en önemli ve vazgeçilmez kaynağıdır. Bu kaynağın akılcı bir şekilde kullanılabilmesi ve zengin doğal tarihi ve kültürel potansiyelin daha iyi değerlendirilebilmesi için uygun stratejiler ve projeler geliştiriyoruz" diye konuştu.

Manisa Kent Haber, 16.05.2012

DEFİNE AVCILARINA SUÇÜSTÜ

 

 

Kütahya'nın Simav İlçesi'nde ormanlık alanda define arayan 3 kişi jandarma tarafından suçüstü yakalandı.

 

Simav'a bağlı Aksaz Köyü, Başalan mevkiinde, Gavur Evleri olarak bilinen bölgede bazı kişilerin kaçak kazı yaptıkları yönünde ihbar alan jandarma, köye baskın yaptı. Ormanlık alanda iş makinesi yardımı ile geniş çaplı çukur açan N.K. (42), A.A. (32) ile Y.K. (25) gözaltına alınırken; kazıda kullanılan kazma, kürek, el feneri, halat, merdiven, el arabası, plastik kova, çıkrık, el feneri gibi aletlerle 3 motosiklete de el konuldu. Kazı esnasında çam ağaçlarının tahrip edilmesi sebebiyle Simav Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri de bölgede inceleme başlattı.

 

Manisa'ya bağlı Demirci İlçesi'nden geldikleri öğrenilen şahısların, ifadelerinin alınmasının ardından adliyeye sevk edileceği bildirildi.

Kütahya Kent Haber, 16.05.2012

YENİKAPI PROJESİ'NİN FİNAL DEĞERLENDİRME RAPORU YAYINLANDI

 

 

“Yenikapı Transfer Noktası ve Arkeopark Alanı Uluslararası Mimari Avan Projesi" Davetli Hizmet Alımı'nın final değerlendirme raporu yayınladı.
 

Raporda projeye yönelik genel beklentiler ele alınırken, her bir ekibin projeleri hakkında da değerlendirmeler yer alıyor. Rapor şu şekilde:

"1. İstanbul'un Yenikapı bölgesini kentsel planlama ve kentsel tasarım açısından düşünürken, çok zengin sayıda kentsel olanaklar ve her bir olanağın da pek çok esin kaynağı olabilecek seçenekleri vardır.

 

a. Bu bölgedeki yeni formülasyonlar için ilham kaynaklarından biri de, ortaya çıkartılmakta olan çok değerli arkeolojik buluntular ve bu alanda İstanbul'un tarihini derinleştirecek bir Arkeo-Park'ın düzenlenmesidir. MÖ 6000 yıllarından beri alanda toplanan Roma, Bizans Surları, antik liman ve inanılmaz zenginlikteki kültürel eserleri ile, Arkeo-Park bu bölgeyi farklı ve benzersiz kılmaktadır. Bu kesinlikle küresel ve kültürel açıdan duyarlı insan gruplarının dikkatini çekecektir. Ziyaretçiler burada inşa edilecek olan, "Kent Arşivi"nin de değerinden yararlanacaklardır. Dolayısı ile "Arşiv"in lirik birlikteliği ile arkeolojik alanı kaplayan buluntular ve doğal topografya çok önemle ve duyarlı bir biçimde dikkate alınmalıdır.

 

b. Diğer güçlü bir ilham kaynağı, üç farklı raylı sistemin bir araya geldiği "Raylı Sistemler Aktarma" noktasıdır. Gelecekte buradan her gün 1.400.000 ile 2.000.000 kişinin geçmesi beklenmektedir. Yeryüzünde birçok metropolün nufusuna eşit olan bu rakam etkileyicidir. Yolcuların ihtiyaçları rahatlık ve iyi geliştirilmiş destek sistemleri gerekliliği için dikkate alınmalıdır. Raylı sistem kullanıcılarından bazıları kullandıkları sistemi değiştirecek, bazıları Boğazı geçmek için deniz ulaşım araçlarına veya Türkiye'nin batısına gitmek için feribotlara ya da daha heyecanlı turlar için yolcu gemilerine geçeceklerdir. İnsanlar ve onları taşıyan araçların bu kompleks bağlantıları destekleyen doğru ölçekte imkanlara ve düzgün tesislere ihtiyaçları vardır. Fakat, biz Yenikapı'nın bir başka XXL (Mega) Alışveriş Merkezine ihtiyacı olduğunu düşünmüyoruz.

 

c. Kent ölçeğinde alanı düzenleyen diğer bir davranış biçimi, Yenikapı'da yer alacak konserler ve diğer toplu organizasyonlar gibi yoğun aktiviteler nedeni ile alana gelmesi beklenen ziyaretçilerin sayısına bağlı olabilir. Bu ayrıca deniz kıyısında geceleri yapılabilecek olan etkinlik ve konser olasılıklarını da akla getirmektedir.

 

d. Buna rağmen bazen ziyaretçiler sadece Yenikapı'yı ve Tarihi Yarımada'yı tanıdıkları birini görmek için ya da iş için geleceklerdir. Gitmek istedikleri yere otobüs, tercihen servis (shuttle-mekik), taksi ile veya yürüyerek gideceklerdir. Bu insanlar ve bu alanda çalışanların ne olursa olsun Yenikapı'ya arabalarını getirmeleri özendirilmemelidir. Burası kent kültürü ile içiçe bir toplu ulaşım noktası olacaktır.

 

2. Öneriler, halkı, yaşlılar, çok gençler ve özürlüler dahil, etkinliklerini yapmak için yürümeyi tercih etmeleri durumunda destekler biçimde olmalıdır. Rahat yürüyebilmeleri için, yıl boyu hava şartları ciddi bir şekilde göz önüne alınmalıdır. Bütününde yaya yolları, kaldırımlar vb., bütün mevsimlerde yayalar için konforlu güvenli olmalıdır.

 

3. Tarihi Yarımada'da yeşil alanlar, ulaşım sistemleri, kıyı tasarımı, kent simgelerinde olduğu kadar ulaşım sistemlerinin kullanımı yoluyla, bağlantı sistemlerinde ya da görsel bağlantılarda belirli süreklilikler vardır. Yenikapı önerileri sürekliliklere gönderme yapmalı ve saygı göstermelidir. Zorlayıcı yeni kentsel dokular ile onları zorlamalıdır.

 

4. Sahil, deniz kenarı, deniz kenarındaki yürüyüş yolu, küçük limanlar, iskeleler, bunların hepsi kentsel planlamanın anlamını ortaya çıkaran kentsel tasarım elemanlarıdır. Bunlar ayrıca kullanıcıların gelecek yıllarda değerini daha fazla takdir edeceği kentsel mimariyi de biçimlendirirler. Tasarım üslubunda cesaretlilik ile vurgulanan alternatif yorum gerektirmektedir.

 

5. Benzer bir şekilde Aksaray Meydanı'nın da, daha özenli ve ilham veren bir tasarım yaklaşımına ihtiyacı vardır. Tarihi Yarımada içindeki ölçeği kadar kullanım talepleri de yeniden tanımlanmayı gerektirmektedir.

 

6. Aksaray Meydanı, Yenikapı raylı sistem aktarma noktası ile deniz limanına bağlanırken, İnebey Mahallesi ve Yalı Mahallesi'nden geçmektedir. Her ikisinin de ani ve hızlı kentsel dönüşüme uğraması beklenmektedir. Tasarımcılar ve plancılar, bu değişimi uygulama ve tasarım yönetimi önerileri ile yönlendirmeli ve biçimlendirmelidir.

 

7. Alandaki tesislerin ve binaların enerji gereklilikleri iyi bir biçimde tanımlanmalı ve hesaplanmalıdır. Kamu/Özel Ortaklığı ile sürdürülebilir çözümler yaratmak için planlama ve tasarım yolu ile olası önlemler alınmalıdır. Kentsel peyzaj planlaması ve tasarımı bu konuda en büyük yardımı sağlayacaktır. Yenikapı bölgesi, sosyal ve doğal ekolojiler de dahil olmak üzere "Ekoloji Dostu" (Çevre Dostu) olmalıdır. Ekoloji, enerji bilinçli tasarım olduğu kadar sağlıklı çevreleri de içeren doğal destek sistemlerini de kapsamaktadır.

 

8. Yukarıda özet olarak bahsedilmiş olan erişilebilirlik, emniyet ve güvenlik, tasarım boyutları, çok önemli kentsel tasarım konularıdır. Önerilerin bu boyutları ele almış olması beklenmiştir.

 

9. Kentsel Tasarım yönlerine daha doğrudan yönelinmesi de önemli olan konular:

 

a. Yerel Yönetim tarafından kuvvetle destekleniyormuş gibi görülen, sahil karayolunun yeraltına alınmasının sorgulanması,

 

b. Müze için güçlü görünürlükte bir nesne- bina olmasının arzu edilip edilmediğinin (Prestij ve bütçesinin bulunabilmesi nedenlerinden dolayı) sorgulanması,

 

c. Sahilden iç kesimlere kadar yeşil alanların sürekliliğinin sağlanmasının sorgulanması (yani büyük bir park olarak yapmak için),

 

d. Mevcut feribotun otomotiv bileşenlerinin alan dışına taşınma potansiyelinin sorgulanması

Seçici Kurul aşağıda belirtilenleri anlamaya ve değerlendirmeye çalışmıştır:

 

a. Her tasarım ekibinin sundukları kentsel planlama ve kentsel tasarım önerileri ile Tarihi Yarımada ve özelinde Yenikapı Alanına ilişkin incelemeleri ve hedefleri,

 

b. Her grubun kentsel tasarım ve mimari hedefleri ve değerlendiricinin beklentileri ve

Yukarıda söz edilenlere kısaca dokunurken her projede özel noktalara değinen yorumlarımız aşağıdadır:

 

1. EMRE AROLAT MİMARLIK: YENİKAPI
a. Filmde, analiz adımlarının ve konseptin nasıl geliştirildiğinin gösterilmesi kadar fiziksel olarak karşılığının geliştirilmesi de çok iyi sunulmuştur. Fakat sunulan proje önerisi, alanın ve film ile yapılan analizin vaat ettiklerini karşılamamaktadır.

 

b. Ana fikir kurumsal olmayan ucu-acık ve şeffaf bir yapıya sahip olmaktır. Bunun konfigürasyonu (kesitte) ulaşım sistemleri ve Kent Arşivi arasında, mimarisi ile geliştirilen kentsel bir doku olarak bir platform üzerinde başlamaktadır. Bu yavaşça gelişecektir. Dokusal yapının zenginliği, ana mekanların hacimleri ve aralarda yer alan form ve mekanlar ile yaratılmıştır. Sonra onları bağlayan saçaklar bulunmaktadır. Bu oldukça kabul edilebilir kavramsal bir öneridir, ancak önerilen üst yapı sonuç ürün olarak dünyanın her yerinde rastlanabilecek standart bir mekan (mekanı olmayan yer/ non-place) önerisidir (kabul edilebilir bir fikir). Mekanın, göreceli olarak çok sayıda küçük yapılar ile belirginleştirilmiş olması onu, daimi ve önemli derecede belirgin bir yer olarak göstermiş ancak Seçici Kurul tarafından Tarihi Yarımada'nın bu özel noktası için uygun olmadığı düşünülmüştür. "Non-place" birimler olarak tasarlanan, doğaları gereği geçirgen ve şeffaf olmaları beklenen yapılar, çok kuvvetli bir şekilde görünür ve kalıcı birimler olarak değerlendirilmiştir. Bu yüzden de kavramsal olarak önerilen peyzaj içinde göze batmaktadır.

 

c. Şartnamede (Design Brief') bir gereklilik olmadığı halde, deniz kıyısında orta katlı binalardan oluşan yeni bir kentsel doku önerilmiştir. Her ne kadar bu doku Transfer Merkezinin dokusu ile ilişkilenecekse de, söz konusu alanda, yaşayanların sayısını arttıracağından dolayı Şartnamede 'te öngörülmemiştir. Bu kritik planlama ve tasarım hareketi yeni kentsel adaları oluşturarak bina stokunu anlamlı bir şekilde arttıracaktır. Aynı zamanda binaların altlarında garajları da vardır. Bu yerel trafikteki artış, hem insan kalabalığına neden olacak, hem de aşırıbir trafik yoğunluğu yaratacaktır.

 

d. Her ne kadar, bu yeni bina stoğu denizin çok yakınında ise de marina üzerinde yapacağı etki imgesel olarak gerektiği kadar geliştirilmemiştir. Öneri, deniz kıyısı yerine, başka bir yaya şemasını önemli olarak vurgulamıştır. Kennedy Bulvarı, araç trafiğinden temizlendikten sonra, "Ana Yaya Aksı" olarak işleyecektir. Bununla birlikte deniz kıyısı gelişimi ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Bu iyi bir seçenektir. Diğer gruplar önerilerini geliştirirken bu düşünceye değer vermelidirler.

 

e. Deniz bağlantıları ve Roma Limanı oluşumları için tasarım çözümleri sadece kavramsal olarak ele alınmıştır. Varolan önerilerin mekanın geçmişteki anlamı ile bağlantısının nasıl kurulacağının tam anlamıyla üzerinde durulmamıştır.

 

2. TABANLIOĞLU MİMARLIK
a. Grup, çok kuvvetli kentsel görselleştirme yöntemleri ile çok-boyutlu bir kentsel analiz yapmıştır. Gelecek yıllarda, bu grup tarafından hazırlanan dokümanlar Belediye tarafından farklı amaçlar için kullanılabilir.

 

b. Bununla birlikte, Yenikapı Aktarma Noktası'nın, 20. yy.'ın bir Avrupa kentinin (sunumda ortaya konulduğu gibi) ana istasyonu gibi inşa edilmesi, önerinin temel varsayımlarından biridir. Ancak Brief'de belirdildiği gibi, bu alan çok doğallaştırılmış ve çok etkileyici bir Arkeo-Park olarak, hatta kentin tek Arkeo-Parkı olarak, kentsellikten uzaklaştırıldığı için böyle bir düzenlemeyi kaldıramayabilir.

 

c. Fakat bütün bunlar hem Tarihi Yarımada'yı besleyecek, hem de ondan beslenecektir. Bununla birlikte aktarmalar için gerekli herhangi bir düzenleyici mekan düzenlemesi yoktur.

 

d. İyi biçimlendirilmiş deniz-iskeleleri bulunmaktadır, fakat denizin etkileri nedeni ile düzgün bir şekilde işlemeleri mümkün olmayabilir. Bu durumda, mevcut iskelenin konuşlandırılması iyi bir örnek olarak alınabilir. Yeni bir eğlence ortamı yaratacak olan ek bir "Lido" önerisi vardır. Bununla birlikte, deniz kıyısındaki yaya yolu iyi bir şekilde düzenlenmemiş ve "Lido" işlevi ile de bütünleşmemiştir.

 

e. Erişilebilirliğin arttırılması için daha üst bir seviyede giden bir yaya platformuna ihtiyaç vardır.

 

f. Yeşil park, kavramsal bir model önerisine doğrudan gönderme yapmamaktadır.

 

g. Yalı Mahallesi için yeni bir dönüşüm modeli önerisi eksiktir.

 

h. Mustafa Kemal Bulvarı gizemli bir kentsel bileşen olarak bırakılmıştır. Kimi başka önerilerin tersine hala kentsel alanı ikiye bölmektedir.

 

i. Tramvay ve yaya hareketlerinin aynı seviyede olması güvenli olmayabilir. Ayrıca, kara ve deniz birleşimlerinde yer alan kenar detayları güvenlik ve emniyetl açısından sorunludur.

 

j. Proje kavramsal veya tasarımsal olarak Arkeo-Park'a odaklanmamıştır. Arkeolojik değerlendirme istenilen düzeyde değildir. Herhalde buna bağlı olarak Kent Arşivi Binası da iyi bir şekilde geliştirilememiştir.

 

k. Makro düzeydeki bitkilendirme fikirleri iyidir. Mikro düzeydeki peyzaj tasarımı ise hiç geliştirilmemiştir. Yeşil peyzaj projesi çok zayıftır.

 

l. Alanın çevresindeki dönüşüm kuralları iyi bir şekilde tanımlanmamıştır

 

3. SELGASCANO (ESTUDIO CANO LASSO + DB MİMARLIK)


a. Ekibin disiplinler arası çeşitlilik düzeyi alana özgü danışmanları kapsamamaktadır. Ev sahibi ülkeden danışman veya proje ekibi katılımcıları eksiktir. Bu eksiklik de öneriye de iyice yansımıştır.

 

b. Projede, alanda yer alan neolitik döneme ait kulübelere gönderme yapılmaktadır (özellikle de biçimsel olarak nehir yatağı kazılarından kurtarılanları andıranlara) ve model olarak kullanılan biçimin bu formların kavramsallaştırmasına çok iyi uyduğu iddia edilmektedir. Bununla birlikte sunum, önerilen sistemin yeni bir genel inşaat sistemi olarak diğer alanlarda da kullanıldığını ve geliştirildiğini göstermektedir. Bu sistemin, alana uygulanma biçimi yeni bir topografya yaratmak amacıyladır. Kullanılabilir alanların iç kesimleri, Aktarma Binası ve müze olarak işlev görecek gerekliliklere yönelik bölümsel kapasitelere sahip değildir. Bu anlamda, bu tip mekanlar için önerilen hamamların tavan penceresi, bir tür hafif bir "Oryantalizm" olarak ele alınmıştır. İstenilen binaların sosyal olarak hamamlara nazaran daha açık olacakları ve bunun gibi sosyal olarak aktif olan binaların çok sayıda insana hizmet vereceği göz önüne alındığında, binanın kabuğunun daha geçirgen ve dışarısı ile daha etkileşim içinde olması gerekmektedir.

 

c. Projede, alan için gerekli olan esneklikten çok, yapısal bir model olarak önceden düşünülmüş soyut sistemin geliştirilmesine önem verilmiştir. Belki de iki ya da üç sistemle alanın ihtiyacı benzer bir anlayışlar sağlanabilir. Bu alanın gereklilikleri ile ilişki kurmayan bir kavramsal- kentsel peyzaja yönelik bir başlangıçtır.

 

d. Alanın arkeolojik özelliklerinin anlaşılmasının yanında onların irdelenmesi de böylesine önemli duyarlılığa sahip buluntular için, beklenen düzeye getirilememiştir.

 

e. İklimsel önlemler olarak, sadece hava sıcaklığı basıncına yönelik olarak, genellikle de 28C'den aşağıya düşürmek için ele alınmıştır. Kış mevsimindeki nemin etkisine değinilmemiştir. Ayrıca peyzaj tasarımında çevrenin kışın kullanımından bahsedilmemektedir.

 

f. Alan, tasarım grubundan çok yüksek düzeyde bir çeşitlilik talep etmektedir. Dağa benzeyen kubbe sistemleri ve binaya benzeyen diğer sistemler duruma hitap etmemektedir. Her ne kadar özellikli alanlar inşa edilmiş olsa da, belki de peyzaj ile daha fazla ilişkisi olan modeller gerekmektedir.

 

4. FARRELLS
a. Öneri bütününde, Tarihi Yarımada içindeki kentsel durum kadar onun İstanbul'daki bağlantılarının çok iyi hazırlanmış bir analizidir. Uluslararası benzer ölçekteki diğer projeler için kavramsal çalışma ile iyi desteklenmiştir.

 

b. Kavramsal yaklaşım ciddi kentsel planlama stratejileri ve ilişkili kentsel teknoloji önerileri ile yapılandırılmıştır. Fiziksel yorumlar da çok iyi bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Alanda çok sayıda otobüs durağı önerisi (zemin seviyesinde) sadece nüfusun geneli için değil aynı zamanda ve özellikle de yaşlılar, özürlüler ve çocuklar için çok iyi bir stratejidir. Bu hizmet ve toplu taşıma biçimi şiddetli hava şartları dönemleri için de son derece önemlidir.

 

c. Sunum sırasında yapılan, "alanın tamamında tek bir fikrin zaman içinde kullanılamayacağı"nı öne süren açıklama önemli bir uyarıdır. Gelişim stratejisi alanın tamamı için tek bir fikir yerine bu değişim fikrini izleyecektir. Bir dizi farklı gelişim kapasiteleri önerisi de (belki de birçok farklı yatırımcı için) iyi bir fikirdir. Bunun arkasında yer alan kentsel gelişim önerisi ilginçtir ancak Brief'de istenilmemiştir.

 

d. Sürekliliği olan bir kıyı düzenlemesine yapılan gönderme önemlidir. Ancak gösterilen varolan kentsel deniz bağlantıları çeşitli kurumları ilgilendiren bir çalışmadır ve iyi bütünleştirilmemiştir.

 

e. Yukarıda (c) ve (d) maddelerinde belirtilen noktalar, ne yazık ki önerinin problematik doğasını da oluşturmaktadırlar. Bu da alana ve çevresine çok yüksek bir seviyede nüfus getirmektedir. Belediye ve plancılar aslında nüfusu azaltmayı istemektedirler. Önerilen projenin kıyıda getirdiği gelişme dünyadaki diğer kıyı gelişmeleri ile benzerlikler göstermektedir. Bu özel alan kendine özgü çözümler gerektirmektedir.

 

f. Peyzaj düzeni yapılmış çatı ve teraslanmış alanlar iddia edildiği kadar iklim dostu değildir. Sonuç olarak ortaya çıkan peyzaj kullanıcı dostu olamamakta ve kullanımdan çok kopuktur.

 

g. Öneri diğer projeler ve alanlar için önerilen modelleri kullanmaktadır. Yenikapı alanına yönelik bazı yeni modellerin geliştirilmiş olması gerekli idi.

 

h. Otel ve ofis binaları yapıları projelerin sahipleri tarafından tanımlanan hedefleri karşılamamaktadır. Mimarileri çok anonim gözükmekte ve Arkeo-Park Alanına ve Tarihi Yarımada ruhuna cevap vermemektedir.

 

5. EISENMAN MİMARLIK + AYTAÇ MİMARLIK: "KARELENMİŞ ARKEOLOJİ"
a. Palimpsest (silinip üzerine yeniden yazılmış parşömen yada yeniden kazınmış gravür kalıbınaki geçmiş izleri) kavramını kullanmak bu görevin doğasında vardır ve bu projede çok iyi geliştirilmiştir. Sadece bir analiz olarak değil, aynı zamanda Arkeo-Park'ın çok güçlü varlığına bağlı olarak yeni kentsel dokuların geliştirilmesi için de kullanılmıştır.

 

b. Transfer ve arşiv yapılarını alt kotlara oturtarak az katlı binaları ile, Tarihi Yarımada için güçlü ve düzeni bozmayan bir mimari yapının varlığı göz ardı edilerek iyi bir çözüm önerisi üretilmiştir. Bununla birlikte, bir dizi çok sınırlandırılmış mimari kesitler ile de elde edilebilirdi. Eğer proje kesitleri geliştirir ve mimari düzenin kendine özgü ifadeleri de geliştirilebilirse, zenginleştirilebilir.

 

c. Roma duvarları, kısmen batık olan ve bir şekilde kayıp olan orijinal duvarı yerinde yenileyen duvar yapısı ile çok iyi vurgulanmıştır.

 

d. Binalar ve topografyanın kentsel yorumları, peyzaj tasarımı ve de sonuç olarak ortaya çıkan yeni topografya, antik duvarlar ve deniz ile de iyi bir etkileşim içindedir. Bu sonuçta yapılanmanın çelişkili bir öneri olmasını engellemiştir. Kent Arşivi/Müze Binası ve toplu taşıma odağı arasında her iki tarafı da yumuşatan esnek donatılar yer almaktadır.

 

e. Toplu taşıma ve erişilebilirlik gibi kentsel boyutlar ile ilgili çalışmaları iyidir. Bisiklet için yaratılan olanaklar, önerildikleri şekli ile çok iyidir ve bu yol sistemleri çok güvenlidir.

 

f. Arkeolojik Rapor'da benzer şekilde çok iyidir. Buluntuları ve değerlendirilmelerini ve yeniden inşa etme seçeneklerini çok sürdürülebilir biçimde ortaya koymuştur.

 

g. Kıyı kenarının yeniden biçimlendirilmesi ile sahil çok iyi bir şekilde tasarlanmıştır. Liman iyi bir marina tasarımı ile uzatılmıştır. Diğer bir güzel davranış ise denizi çok estetik bir şekilde karanın içine yönlendirmektir. Her ne kadar kara ve deniz arasındaki ilişkiler çok yenilikçi bir şekilde yeniden inşa edildiyse de, kıyı kesiminde yaya kullanımı minimal olarak tanımlanmıştır. Kış ve yaz dönemleri kullanımları göz önüne alınmamıştır.

 

h. Kuzey ve güney geçişler çok iyi yapılmıştır. Fakat geçiş, iklimi kontrol amaçlı peyzaj tasarımı veya araçlar açısından iyi tasarlanmamıştır.

 

i. Arkeo-Park üzerindeki yaya hareketi de çok iyidir. Her anlamda yeni kentsel peyzaj deneyimleri bulunmaktadır.

 

j. Yatırım için önerilen model bir Kamu-Özel Ortaklık modeli şüphesiz iyi bir seçenektir.

 

k. Öneri çeşitli uzmanların katkıları ile ve çok boyutlu çözüm önerileri ile, Yenikapı'nın tarihsel çerçeve içinde kentsel gelişmenin önemli bir örneği olmasına yönelik olarak geliştirilebilir.

 

6. FRANCESCO CELLINI Insula - HÜSEYİN KAPTAN Atelye 70
a. Bu öneri hem eski modelleri hatırlatan, hem de yeni seçenekler üreten, iyi düşünülmüş yeni kentsel dokular ve deneyimler sağlamaktadır.

 

b. Önerinin bir güçlü yönü de ayrıca arkeolojik alanın çok iyi yorumlamasıdır. Peyzaj önerileri yeni geliştirme modellerini olduğu kadar Arkeo-Park önerisini de onurlandırmaktadır.

 

c. Kentsel öneri, genel olarak normal kentsel dokudan Arkeo-Park'a geçişi küçük hareketler ve yatıştırıcı kentsel eylemler ile gerçekleştirmektedir. Kent dokusu ile Arkeo-Park arasında yer alan Kültürel Park; iki ölçek arasındaki geçiş açısından iyi bir yoldur. Bir dizi avlu etrafında tasarlanan tek katlı yapı olarak önerilen tasarım, çimlendirilmiş ve çiçeklendirilmiş çiçek bahçelerinin arasında duran, meyve bahçelerine benzetilerek yaratılmıştır.

 

d. Ağaç gruplarının kentsel tasarımı da çevre ile ilişkili tesisleri destekler bir biçimde iyi yerleştirilmiştir.

 

e. Mevcut ulaşım sistemleri ve yeni servis sistemleri arasında iyi bir ayırım önerilmiştir. Ana bulvarların yer altında ve yerel trafiğe hizmet eden ikincil derecede yüzey bulvarları ağının olması iyi bir fikirdir.

 

f. Aksaray Meydanı için önerilen yapı çevresindeki alana hizmet etmek ve onu dönüştürmek üzere önerilmiştir. Bu, semtin tamamını yeni ve yüksek enerjili bir alana dönüştürecektir. Bununla birlikte, tesis ve tasarım yönetimi önerileri eksiktir.

 

g. Roma Limanı'nın varlığını yansıtan ve su yataklarının kullanımı yolu ile deniz-duvar ilişkilerinin simülasyonunu öneren iki öneriden biridir.

 

h. Yeni marina ve "Lido" önerileri marinaların güvenlik ve emniyet standartları ile aynı çizgidedir. Yeni adanın oluşumunun ve atık su arıtma tesisinin önerilmesi geniş rekreasyon alanları sağlamaktadır ancak tasarım anlatımları aynı statüde değildir.

 

i. Filmdeki bina ve onun bazı kesitleri alanın insani tavrını doğrulamamaktadır. Yapının büyük arkeolojik nefi kesitte karşılığını bulmamıştır. Nefin ortasındaki odalar kullanılmaz duruma gelebilecektir. Müze binasının yüksekliği 25 metredir ki bu Tarihi Yarımada'nın zemin ilişkileri tartışmaları açısından kritik olacaktır.

 

j. Binaların yüzeylerinin antik buluntuların enkazları ile işlenmesi ilginçtir. Fakat yönetim açısından fizible olmayabilir.

 

k. Bu öneri, Yenikapı projesinin tüm gerekliliklerini iyi bir yaklaşım içinde ele alan diğer bir proje olmasının yanı sıra, Yenikapı'nın her arazisi için alternatif çözümler sağlamaktadır. Bununla birlikte, Projenin geliştirilip, önerilen binanın yeniden tasarlanması gerekmektedir.

 

7. MVRDV ve ABOUT BLANK + ARCADIS + MSP: "ISTANBUL YENİ KAPI"
a. Bu grup, Tarihi Yarımada'ya ilişkin uygun bir analiz yapan ve odak noktası olan alanlar ile bağlantılarını gösteren nadir gruplardan biridir.

 

b. Yenikapı alanındaki bölgesel bağlantıların kimlikleri parçaların kavramsal olarak markalaştırmasını sağlamaktadır. Vizyon, sunum ve inşa edilmiş çevre ilişkileri belirgin bir şekilde verilmiştir.

 

c. Projenin kendine özgü iyiliği, kuvvetli bir kuzey-güney ekseni (aks) oluşturmuş olmasıdır. Bu eksen yalnız yollar ile tanımlanmamış, aynı zamanda Aksaray Meydanı'nı hızlı transfer noktalarının kara bağlantı sistemi ile ve de deniz bağlantısı ile birleştiren ve kısmen kavramsal olan kentsel plato ile de tanımlanmıştır.

 

d. Transfer Merkezi'nin, Arşiv Binası'nın ve kazı noktalarının ve de onları birleştiren Meydan'ın (Plaza) yapay deliklerini kullanarak yeni bir yapay topografya yaratmıştır. Bu, sunum filminde ve çizimlerin bazılarında daha net olmasına rağmen, plan bu yeni el değmemiş yapay topografyaya gönderme yapmamaktadır. Ancak parçaların rastgele peyzajını göstermektedir.

 

e. Proje açısından girişte bahsedildiği üzere kıyı kesimi, bu istisnai yer için özellikli olmasından dolayı çok önemlidir. Öneride Tarihi Yarımada'nın neredeyse çoğunluğunun Güney Sahil'in kentsel tasarımı eksiktir.

 

f. Peyzajın iklimsel formülasyonları ana ulaşım aksı açısından ve bağlantı seçenekleri açısından İstanbul'un ikliminin çok yumuşak olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte, İstanbul yılın 5 ayında şiddetli kış şartlarına sahiptir ve alan bu durumda, son derece önemli işlevleri bir yana, dış kullanımlara da sahip olamayacaktır. Bu durum aynı zamanda şiddetli yaz hava şartları için de geçerlidir. Alan yılın 6-7 ayı kullanılamayacaktır. Arkeolojik odak noktaları için iklimsel denetim öğeleri de eksiktir.

 

g. Ulaşım modelleri açısından; bazı noktalarda yaya ve tren dolaşım sistemleri arasında, yayaların özgür ve güvenli hareketlerine engel olan aynı seviyede geçişler bulunmaktadır.

 

h. Yeraltı otoparkı Arkeo-Park'ı olumsuz etkileyebilir. Binalar ve kazı alanları arasında kalan mekanlar yapay topografya gibidirler.

 

8. MİMARLAR VE HAN TÜMERTEKİN, HASHIM SARKIS STUDIOS: "YENİHAT"
a. Bu önerinin filmi ile katılımcılardan üzere müellif ve izleyici arasında (değerlendiriciler dahil) iyi bir iletişim geliştirmek, önerinin ruhunu ve hikayesini anlamak ve tadına varmayı talep edilmekteydi. Bu durumda, bu amaç ile üretilmiş film bu gereklilikleri sağlamamaktadır. Çok kısadır ve öneri tasarımın veya önerilen yaşamın ruhunu yansıtmamaktadır.

 

b. "Yenihat" alandaki tüm fikirleri bütünleştirmek için önerilen yeni bir yapısal fikirdir. Bu doğudan batıya, Cerrahpaşa'dan İDO Terminali'ne uzanan yeni bir hareket sistemidir. Roma ve Bizans duvarlarını yansıtmaya çalışan bir fikirdir. Fark, önceki duvarların Tarihsel Yarımada'yı çevreleyen karmaşık doğal güçlere karşı oluşturulmuş olması, bu önerinin ise iki nokta arasındaki en kısa mesafenin bir doğru olduğu fikrinden biçimlenmiş olmasıdır.

 

c. "Yenihat"ın iyi yanı bütün alana bakıldığında yayalar için çok etkileyici bir gezi yolu (promenade) sağlamış olmasıdır. Buna rağmen gezi yolu yer üstündeki farklı işlevlerle bütünleşik olarak biçimlenmemiştir.

 

d. "Yenihat" tren seviyesinde acil yürüyüş yolları olmayacak derecede çok dar bir yapıdır, ve zemin seviyesinde trenler olduğu için, duvar gibi bir cephesi vardır. Zemin seviyesindeki geçişlere yönelik herhangi bir açılım sunmamaktadır. Bu nedenle Doğu ile Batıyı bağlamaya çalışırken, Güney ve Kuzey aksında kentsel alanı ikiye bölen gerçek bir duvar oluşturacaktır.

 

e. Öneri arkeolojik duvarların etrafındaki alanın araştırma için kazılmasını fakat yeniden kapanmasını önermektedir. Bu alanda çok güçlü bir görsel ve kültürel çekimin kaybedilmesine neden olacaktır.

 

f. Seçici Kurul'un anlamakta zorlandığı temel nokta, arkeolojik buluntuların ve Arkeo-Park kavramının ve Arşiv Binalar'ının çok hafif bir şekilde ele alınmış olması ve sonuçta, kavramsal projenin Arkeo-Park'ın kamusal gelişme alanına dönüşmesini önermesidir.

 

g. "Yenihat"ın Güney kesimi iyi bir şekilde geliştirilmemiştir. Bu da iyice geliştirilmemiş bir deniz kıyısı önerisini getirmektedir.

 

9. MECANOO MİMARLIK + CAFER BOZKURT MİMARLIK
a. Bu proje önerisi, proje alanının kentsel mekanını analiz ederken, etkileşimlili (interactive) bir biçimde Yenikapı Proje Alanının ve Tarihi Yarımadanın gereksinimlerine de yanıt vermektedir.

 

b. Proje alanındaki yeni gelişmeler açısından, Roma Limanı ile alanda bulunmuş olan öğelerin bir arada değerlendirilmiş olması, çok takdir görmüştür. Su unsurunun , Arkeo-Park Alanı içerisinde ve de alanı sınırlayan bir öğe olarak kullanılmasıyla yapılmıştır. Aynı zamanda da, Kent Arşivi'ni de çok etkin bir biçimde kapsamaktadır.

 

c. Aksaray ve Arkeo-Park'ın yorumlaması iyi yapılmıştır. Bununla birlikte Aksaray Alan'ı için önerilen mega-yapı, çevresi üzerinde güçlü dönüşüm etkileri yaratabilir. Yine de, ana geçiş yollarını yeraltına ve yalnız yerel trafiği zemin üstüne almak çok etkili bir öneridir. Aynı zamanda, bu noktada yeraltı otoparkını da bulundurmak iyi sonuçlar verebilir ama aynı zamanda çekim alanı oluşturarak ve trafik tıkanıklığını da arttırarak, çevresi için olumsuz sonuçlar da doğurabilir. İyi ve ayrıntılı düşünülmesi gereken bir konudur.

 

d. Peyzaj modellemesi, buna rağmen, çeşitlendirilmemiştir ve kaplamalı alanlar, yeşil alanlar ve sergi alanları için aynıdır. Doğal olarak, peyzajın bir başka orta ölçekli gelişimi olarak Langa Bostanı Alan'ı net bir şekilde geri getirilmiştir.

 

e. Transfer-ticaret alanının ve Arşiv Binası'nın uzun kütlesinin etkisini değerlendirmek zordur. Bir yandan da bu tek bir bina değildir. Cephesi bir dizi yapı için pencere düzeni olarak işlev görmektedir. Bu nedenle, gerçekte daha geçirgen gözükebilir. Öte yandan, bu detaylandırma uzaktan görülmeyebilir ve böyle bir form, yüksekliği ve uzunluğu ile Tarihsel Yarımada arka planının önünde, ön cephe yapısı olarak tartışmalara neden olabilir. Buna rağmen, böyle bir tarihsel çerçeve içinde 21. yy.'ın bir "Odak Noktası" olacak bir yapı tasarlanıp önerilebilir. Fakat bu işlem yoğun deneyimsel çalışma ve kamusal tartışma gerektirecektir.

 

Yukarıdaki değerlendirmelerin sonucu olarak, Seçici Kurul aşağıdaki projelerin gelecekteki gelişimler için ele alınması gerektiğine karar vermiştir.

 

1. EISENMAN MİMARLIK +AYTAÇ MİMARLIK,
2. FRANCESCO CELLINI Insula – HÜSEYİN KAPTAN Atelye 70
3. MECANOO MİMARLIK + CAFER BOZKURT MİMARLIK

Seçici Kurul'un bu dökümanın girişinde belirttiği Yenikapı Proje Alanı'na ilişkin görüşlerine bağlı olarak, her üç gruptan da önerilerini yeniden çalışmaları istenebilir."

Sürecin bundan sonra nasıl ilerleyeceği İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından belirlenecek. Seçilen bu 3 projeden hangisinin uygulanacağına ya da nasıl uygulanacağına İBB karar verecek.

Yapı, 16.05.2012

ÇÖPLÜĞE DÖNEN KİLİSE RESTORE EDİLİYOR

 

 

Batman ’ın Beşiri İlçesi’ne bağlı Yenipınar Köyü sakinlerinin çöplük alanı olarak kullandığı 11’inci yüzyıla ait olduğu belirtilen Ermeni Kilisesi’nin kalıntıları arasında yapılan temizlik çalışmasında 10 ton çöp çıkarıldı. Batman Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam, çöplerden temizlenen tarihi kilisenin turizm amaçlı restorasyon çalışmalarına başlanacağını belirtti.

Yenipınar Köyü’nde yaşayan Ermeniler’in 1914 yılında bölgeden göç etmesi üzerine, 11’inci yüzyılda yapıldığı belirtilen kilise de kaderine terk edildi. İddiaya göre, yıllar içinde harabeye dönen kilisenin bir kısmı ahır, bir kısmı odunluk ve samanlığa dönüştürüldü. Son dönemde ise kilisenin kalıntılarının bulunduğu bölge çöplük alanı olarak kullanıldı.

Türkiye ’ye gelen Ermeniler’in zaman zaman ziyaret ettiği kilisenin çöplüğe döndüğü haberi üzerine yetkililer harekete geçti. DHA tarafından yapılan haber üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğü, Batman Valiliği ile Beşiri Kaymakamlığı’nı uyardı. Uyarı üzerine hareket geçen Valilik ve Kaymakamlık, kilisede temizlik çalışması başlattı. Bir hafta süren ve 20 işçinin katıldığı temizlik çalışmasında bölgeden toplam 10 ton çöp çıkarıldı. Kilise kalıntıları arasındaki tezek, saman, taş, odun ve kimyevi, evsel atıklar toplanarak, poşetlendi. Kilisenin ana giriş kapısındaki ahır da yıktırıldı.

Batman Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam, çöplerden temizlenen tarihi kilisenin restorasyon çalışmalarının da yapılacağını söyledi. Kilisede turizm amaçlı restorasyon çalışmalarına başlanacağını belirten Uluçam, "Valilik ile birlikte Batman sınırlarındaki tarihi yapıtların tümünün tespit edilmesine yönelik envanter çalışması başlatıldı. Bu tarihi kilisede restorasyon çalışmaları yapılıp turizme kazandırılacak" dedi.

Radikal, Fotoğraf: DHA, 16.05.2012

EFES'TE ZİYARETÇİ İZDİHAMI

 

 

İzmir ve Kuşadası limanlarına yanaşan dev kruvaziyer gemilerinden inen turistler, karayolu turlarıyla gelenler ile çevre il ve ilçelerden akın eden öğrenciler, Efes antik kentinde izdihama neden oldu. Sabah saatlerinden itibaren yüzlerce otobüs, minibüs ve taksi, Efes otoparkına girmek için saatlerce beklemek zorunda kaldı.  

 

Türkiye'ye gelen turistlerin görmeden ülkelerine dönmedikleri Efes antik kenti son yılların en kalabalık gününü yaşadı. Yarım günde yaklaşık 15 bin yerli ve yabancı turist Efes antik kentini gezdi. İzmir ile Kuşadası'na gelen altı kruvaziyer gemisinden inen turistlerin otobüslerle getirildiği Efes antik kentinde, Anadolu turlarıyla gelenler ile çevre il ve ilçelerden okul gezisiyle gelen öğrenciler tam bir izdiham yarattı.

Rehberlerin gruplarını kontrol etmekte güçlük yaşadığı, Tiyatro, Celsus Kütüphanesi, Yamaç Evler gibi önemli yerlere girmek için dakikalarca sıra beklediği antik kentte en büyük karışıklık ise otoparkta yaşandı.

Otobüs, midibüs ve taksiler otoparka sığmayınca antik kente doğru uzun bir araç kuyruğu oluştu. Selçuk İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerinin uzun uğraşıları sonucunda saatlerce otoparka girmek için sıra bekleyen araçlar içeri alındı. Alınan bilgiye göre Kuşadası ve İzmir'de demirleyen gemilerle gelenlerin büyük bölümünü oluşturduğu 15 bin kişi; 193 otobüs, 188 midibüs, 310 taksi ile geldikleri Efes'i gezdi. Sadece Kuşadası'na Nautica, Splendour of the Seas, Navıgateur of the Seas gemileriyle 5 bin 750 turist geldi.

 

Tura Turizm acentesinin, yabancı turistlere yönelik hazırladığı animasyon, yoğun kalabalık nedeniyle 15 dakika arayla sürekli tekrarlandı. Antik dönem kostümleri giyen kral, gladyatörler, dönemin esnaflarını canlandıran sanatçıların gösterileri, turistlerce dakikalarca alkışlandı. Gösterilerin her anını görüntüleyen turistlerin büyük bölümü daha sonra Meryemana evine çıkıp hacı oldu.

 

Efes antik kentine gelen yerli ve yabancı turistler en büyük sorunu tuvaletlerde yaşadı. Tuvaletler önünde uzun kuyruklar oluşturan turistler, rehberlerden kendilerini tuvalet olan yerlere götürmesini istedi.

 

Son yılların en kalabalık gününü yaşayan antik kent çevresindeki esnaf, rehber ve acentelerin turistleri anlaşmalı mağazalara yönlendirmek için adeta kaçırdıklarını öne sürdü. Uygulamanın ekonomiye zarar verdiğini, turistlerin alışveriş yapmaları için anlaşmalı mağazalar dışındaki esnaftan alışveriş yapmamaları için uyarıldığını söyleyen Ünal Keser, "Turistlerin alışveriş yapmasına izin vermiyorlar. İşyerime girip bir tişört almaya çalışan turisti rehber zorla kolundan tutup götürdü" dedi.

 

Efes antik kenti girişindeki esnaftan Yusuf Dereli de turistin kaçırıldığını belirterek, "Bugün binlerce turist geldi. Ancak siftah bile yapamayan arkadaşlarımız var. Rehberler turistleri Efes antik kentinin girişinden otobüslere kadar adeta kaçırarak götürüyorlar. Buna bir çözüm bulunmalı" dedi. Turistlerin anlaşmalı mağazalara götürülmesinin önlenmesi gerektiğini kaydeden A. Rıza Arın da "İzmir ve Kuşadası'na gelen gemilerden inen turistler antik kenti gezdi. En kalabalık günlerden biri. Ancak esnaf arkadaşlarımız alışveriş yapamıyor. Rehberler ve acente yetkilileri alışveriş yapmamaları konusunda turistleri uyarıyor. Biz de gelen turistlere satış yapmak istiyoruz" dedi.

Cnn Türk, 16.05.2012

ERDOĞAN SANAT VE KÜLTÜRE ÇEKİ DÜZEN VEREBİLİR Mİ?

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye ve devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi ya da özerkleştirilmesiyle ilgili çıkışları, önümüzdeki döneme ilişkin siyasi platformunun en önemli hedefleri arasına girmiş bulunuyor.

Böylelikle, Erdoğan’ın iktidarının üçüncü döneminde Başbakanlığının en radikal ve en çok iz bırakacak hamlelerinden birine yöneldiğini söyleyebiliriz.

 

SEÇKİNCİLER / ANADOLU KARŞITLIĞI

Başbakan Erdoğan’ın bu alanda ne yapmak istediğini anlamak, nasıl bir zihniyet ve duygu dünyası üzerinden bu konuya eğildiğini okuyabilmek için referans almamız gereken metin, 4 Mayıs tarihli Kahramanmaraş konuşmasıdır. Bu metin Başbakan’ın kültür ve sanat alanına, sanatçılara bakışının bir manifestosu olarak görülebilir.


Aslında Erdoğan’ın düşünce ikliminin ve kişilik yapısının tipik izleri bu konuşmada hemen karşımıza çıkıyor. Başbakan, başka pek çok başlıkta olduğu gibi, bu konuyu da önce bir çatışma, kavga ekseni içine çekiyor, ardından kutuplarını kendi tanımladığı karşıtlık zemininde pozisyonunu alarak karşı tarafa saldırıya geçiyor.


Son dönemdeki her hitabında yaptığı üzere, Erdoğan Kahramanmaraş’taki konuşmasını da “seçkinler/millet” karşıtlığı üzerinden temellendiriyor.


Bu karşıtlığın bir kutbunda, “Millete tepeden bakan, kendi doğrularını 75 milyona dayatma gayretine giren seçkinciler, Tanzimat’tan bu yana her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini ve kendi ürettiklerinin yüksek sanat olduğunu iddia edenler” yer alıyor.


Peki Başbakan “bunlar” diye tanımladığı bu kesimin karşısına kimi koyuyor? Bir sonraki cümlesinde yanıtı alıyoruz: “(Bunlar) Kahramanmaraş’ın söz ustalarını, kalem erbabını (Necip Fazıl kastediliyor), Anadolu’dan Trakya’dan yetişmiş ustaları küçümser, kaale almazlar.”

 

GERÇEK SANATÇI KİM?

Burada bitmiyor. Erdoğan, bir kere “bunlar”ı “gerçek sanatçı” olarak kabul etmediğini de kayda geçiriyor: “Bunların siyasi kanadı Türkiye’nin tapusunu kendisinde zannediyorsa, seçkinciler de sanatın, bilimin, bilgi ve tefekkürün tapusunun kendi ellerinde olduğunu zannederler. Bu ülkenin gerçek sanatçılarına da haksızlık yaparlar.”


Şu ifadeler de aslında Erdoğan’ın “seçkinci” olarak gördüğü aydınlara duyduğu tepkinin, öfkenin dışavurumudur: “Tiyatrodan sadece bunlar anlar, sinemadan müzikten, heykel, resim edebiyattan sadece bunlar anlar. Bunlar milleti, milletin alın terini, kültürünü tercihini beğenmezler. Yıllarca karikatürlerle aşağıladılar bu milleti...”


Ve bütün bu suçlamaları Başbakan’ın “Sanat toplum için yapılır” tezi izliyor.

 

SANAT VE KÜLTÜR AKP’LİLEŞEBİLİR Mİ?

Bu açıklamalarda karşımıza çıkan düşünce kalıpları yeterince açık. Başbakan, öncelikle yalnızca Cumhuriyet dönemi değil, Türkiye’nin modernleşme, Batılılaşma çabasının en önemli dönemeç noktalarından biri olan Tanzimat’tan (1839) bu yana bu ülkede yaratılmış olan kültürel sanatsal birikimin önemli bir bölümünü -“seçkinciler” tarafından üretildiği gerekçesiyle- reddediyor.


Genellemeye dayanan her konuşmada kaçınılmaz olduğu gibi, bu metinde başka problemli durumlar da var. Örneğin, suçladığı sanat ve kültür çevreleri içinde çok sayıda ismin, tek parti, DP ve askeri rejim dönemlerinde çektikleri çileleri, uğradıkları baskıları, ödedikleri yüksek bedelleri görmezden geliyor. Üstelik bu sanatçıların önemli bölümü de sanatı toplumcu bir anlayışla yapan insanlar olarak tanınıyor.


Üçüncü tartışmalı nokta, Erdoğan’ın neyin sanat olup olmadığına karar vermeye tek yetkili kendisini gören bir anlayışa sahip olmasıdır. Bir başbakan olarak “Şampiyonluk kupası nerede verilir” sorusu da dahil olmak üzere her alanda çok geniş yetkiler kullandığına tanık olduğumuz Erdoğan, belli ki, neyin sanat olup neyin olmadığı konusunda içtihat yetkisini de kendisine atfediyor.


Konuşmanın sorunlu bir başka yönü sanatçıların halk nezdinde karalanması, halk ile bir çatışma içine çekilmeye çalışılmasıdır. Ülkede zaten var olan ve toplumu germekte olan kutuplaşma, öyle anlaşılıyor ki, kültür sanat alanını da içine alarak genişleyecektir.


Ve nihayet Erdoğan’ın konuşmasının sonunda vardığı siyasi hedef, bürokrasi ve hukuktan sonra sanat, bilim ve fikir hayatında da “hanedanlık ve kast sisteminin sona ereceğini” açıklamasıdır.


AKP hükümetinin siyaset ve hukuktan sonra sanat ve kültür alanına da tuğrasını vurma yönünde harekete geçtiğini, dindar nesil yetiştirme projesine şimdi muhafazakar sanat hedefinin eklendiği söyleyebiliriz.


Ancak, bugüne dek girdiği her kavgayı kazanmakla övünen Erdoğan’ı kendine özgü kuralları ve dinamikleri olan çok başka bir dünya bekliyor bu kez.

Hürriyet, Yazı: Sedat Ergin, 16.05.2012

ERMENİ KİLİSESİ DEFİNECİLERİN GÖZDESİ

 

 

Hakkari’nin Konak Köyü'ndeki Ermeni kilisesinin içi ve çevresi define aramak isteyenler tarafından kazılıyor. Burada incelemelerde bulunan Hakkari İl Genel Meclisi üyeleri, 100 yıllık kilisenin bir an önce restore edilmesini istedi. İl Genel Meclisi Özçelik Yıldız, kilisenin durumuyla ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a da bir rapor göndereceklerini bildirdi.

 

Hakkari’ye 18 kilometre uzaklıkta bulunan ve 100 yıllık olduğu belirtilen kilise, bakımsızlık nedeniyle harabeye dönüştü. İçi ve çevresi definecilere hedef olan, duvarları kısmen yıkılan kilisede incelemelerde bulunan Hakkari İl Genel Meclisi üyeleri Özçelik Yıldız ile İsa Bor, Hakkari ve çevresinin en büyük kiliselerinden biri olan Konak Ermeni Kilisesi’nin ilgisizlik yüzünden bu hale geldiğini öne sürdü. Koruma altına alınan ancak restore edilmediği için yıkılmaya yüz tutan kilisenin durumunu bir raporla Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a bildireceklerini anlatan İl Genel Meclis Üyesi Yıldız, bu durumu meclis toplantısına da taşıyacaklarını anlattı.

 

Hakkari Kültür ve Turizm Müdürü Emin Özatak ise, Hakkari’de tahrip edilen kiliselerle ilgili çalışmalar yaptıklarını söyledi. Özatak şöyle konuştu:
“Kilisede bu tahribatları yapanlar hakkında savcılık soruşturma da başlattı. Bu yıl Hakkari’deki kiliselerle ilgili çalışmalarımız var. Ancak bu konuda ödenek ayrılmadığı için restorasyonunu şu an yapamayacağız. Ancak diğer tarihi eserlerle ilgili ödenek gelmiş. Tahrip edilen Konak Kilisesi’nde bir zamanlar Nasturi Başpatriği’nin kaldığı söyleniyor. 100 yıllık bir kilise olduğu söyleniyor. Bu ve buna benzer kiliselerin restore edilmesi için Kültür Bakanlığı nezdinde de çalışmalarımız vardır.”

Milliyet, Haber: Behçet Dalmaz, 16.05.2012

DELİBEYOĞLU KONAĞI EK ÖDENEK BEKLİYOR

 

Taşköprü İlçesi'nin tarihi ve büyüklük olarak göz dolduran eserlerinden Delibeyoğlu Konağı`nın yaklaşık 3 yıldır devam eden restorasyonu ek ödenek sıkıntısına takıldı.

 

2008 yılında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay`ın verdiği söz üzerine 2009 yılında Kastamonu İl Özel İdaresi tarafından restorasyonuna başlanılan tarihi Delibeyoğlu Konağı geçen zamana rağmen tamamlanıp turizme kazandırılamadı.

 

Butik Otel yada restorant olarak kullanılması düşünülen tarihi konağın ilk ihalesinde ki bazı eksiklikler nedeniyle tamamlanamayan bölümleri yaklaşık 200 bin TL ek bir ödeneğe ihtiyacı olduğu fakat şuan için bu rakamın sağlanamadığı için göz alıcı bu konağın ilçemiz turizmine kazandırılamadığı öğrenildi.

 

Taşköprü halkı ise Delibeyoğlu Konağı`nın bir an önce ilçe turizmine kazandırılmasını sabırsızlıkla bekliyor.

Kastamonu Postası, 15.05.2012

TARİHTEKİ EN ESKİ 'PORNO'

 

     



İnsanoğlunun Avrupa kıtasındaki en eski yerleşimlerinden olduğu düşünülen Abri Castanet ve Abri Blanchard bölgelerindeki bir mağarada, şaşırtan bir keşif gerçekleştirildi.






Antropologların bir mağarada keşfettiği, günümüzden 37 bin yıl öncesinde, 1.5 tonluk kalker taşı üzerine kazılmış resimler, tarihin en eski mağara sanatı örnekleri olabilir.






Taşın üzerindeki çizimlerden birinin, kadın cinsel organlarına benzerliğine dikkat çekilirken, bu çizimin günümüzden 37 bin yıl kadar önce yapıldığı tahmin ediliyor.


Amerika ve Avrupa üniversitelerinden bilimadamlarının oluşturduğu araştırma ekibi, Abri Castanet bölgesini 15 yıldır araştırıyordu.

Milliyet, 15.05.2012

"KENTSEL DÖNÜŞÜMLE TARİHİ DOKUYA HİÇBİR ZARAR GELMEYECEK"

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, kentsel dönüşümün tarihi dokuya zarar vereceği iddialarına ilişkin, dönüşümle kültürel mirasa da sahip çıkacaklarını ve yok olmaya yüz tutmuş tarihi binalara can suyu vereceklerini bildirdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, TBMM'de görüşülen Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanunu ile başlayacak süreçte birçok tarihi ve turistik mekanda iyileşme sağlanacağı belirtildi.

 

Açıklamada görüşlerine yer verilen Bakan Bayraktar, hükümetlerinin gerek vakıf eserlerinin korunmasında gerekse kültür varlıklarının korunması ve iyileştirilmesinde büyük bir seferberlik başlattığını belirtti. 'Kentsel dönüşüm tarihi dokuya zarar verir' iddialarına da değinen Bayraktar, şunları kaydetti: 'Hükümetimiz, cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyüklükte yatırımlar yapmış olup, unutulmuş, bozulmuş, tahrip olmuş ve kaybolmaya yüz tutmuş bu eserleri ortaya çıkararak tarihine karşı sorumluluğunu da yerine getirmiştir. Biz dönüşümle birlikte kültürel mirasımıza da sahip çıkacağız ve yok olmaya yüz tutmuş tarihi binalarımıza can suyu vereceğiz.'

Yeni Şafak, 15.05.2012

ÇIRALI'DA GERÇEKTE NE OLUYOR?

 

Cennet gibi bir yerde kavga bitmiyorsa... Bilin ki ortada bir rant kavgası vardır. İşte Çıralı’da da olan tam olarak bu.
 

Çıralı halkının beklentisi basit: Hem tarımını yapmak hem de turizmini eko-turizm tarzında sürdürmek...
Çıralı betonlaşmasın, beş yıldızlı oteller gelmesin...
Kısaca, doğal yaşam sürsün.
Bu tablo fena görünmüyor. O halde sorun ne?
Bunu anlamak için gazeteci Yusuf Yavuz’un anlattıklarına kulak vermek gerek.
Yavuz’a göre, Çıralı’nın hikayesi “bitmeyen bir rant romanı”.
Özetleyeyim...
1946’dan beri yapılan kadastro çalışmaları neticesinde Çıralı’da köylülerin 1930’larda tapusunu alıp mısır ektiği araziler önce orman dışında kabul edilir, sonra orman sınırına dahil edilir. 1980’lerde köylülerle devlet arasında bitmeyen davalar sürerken, 1989’da önceden orman sınırına dahil edilen yerlerin bir kısmı yine “orman dışına” çıkarılır.
Bir içeri, bir dışarı...
1970’lerde döviz açığı çeken Türkiye, 1974’te Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi’ni devreye sokar.
Bu proje başta korumacılık ve geliştiriciliğin senteziyle hayata geçirilmiş olsa da, giderek korumacı yanını yitirir.
Orman arazilerinde gerçekleştirilen turizm tahsislerinden siyasi kayırmacılık yoluyla tüm yandaşlar nasiplenir.
Beldibi-Tekirova arasındaki bantta belirli bir doygunluğa ulaşan ve yatırım olanakları daralan sektör, bu kez Çıralı’yı gözüne kestirir.
80’lerin sonunda pansiyonlar çoğalır, seracılık geri çekilmeye başlar.
Çıralı Milli Park sınırlarından dışarıya çıkarılır, ardından bölge turizm bölgesi ilan edilir.
Bu arada Çıralı’da iyi şeyler de olmaya başlar. Sivil toplum örgütleri ve Çıralı halkı tarımsal kaynaklı turizmi (agro-turizm) geliştirir. Organik ürünlerin yetiştirildiği tarımsal üretim alanları, tarihi ve doğal dokusuyla Çıralı giderek yıldızı parlayan bir yer haline gelir.
“Ancak bu durum yeni yatırım alanları arayan ‘kitle turizmi’ yatırımcılarıyla, aslında kamu arazileri üzerinden rant elde etmekten başka planları olmayanları da bölgeye çeker” diyor Yavuz.  
Plansız ve çarpık yapılaşma da başlar.   
2000’lerin başında çarpık bir yerleşime dönen Çıralı’da bir koruma amaçlı imar planı yapılması gündeme gelir. 2000’de biten imar planı ancak 2007’de onaylanır. Bu arada yaşanan gelişmelerin plana dahil edilmediği iddiası ve daha birçok gerekçeyle plana itiraz eden Çıralı halkı konuyu yargıya taşır.
Temel iddia, planın özünde korumayı değil, yapılaşmayı özendirdiğidir. Ancak iddialar arasında en çarpıcı olanı, planın hem hazırlanışında hem de onaylayan ekibin içinde aynı ismin yer almasıdır: Mimar Feridun Uyar.
Hal böyle olunca, plan Danıştay tarafından iptal edilir.
Ne var ki yeni koruma imar planı da halen bitirilmiş değil.
Çıralı, doğayı bozmadan turizm yapılabileceğini ortaya koyan nadir örneklerden. Sahilden baktığınızda pansiyonların hiçbirini göremiyorsunuz. Hepsi yeşillikler içinde gizlenmiş, küçücük yapılar. Üstelik yöre halkı, oraya yumurtlamaya gelen Caretta Caretta’lara bile sahip çıkıyor. Eğitim almışlar, yumurtlama mevsiminde plajı kapatıyor, insanların girmesine engel oluyorlar.
Şimdi bu örnek eko-turizmin ürünleri yıkılıyor.
Ama malumunuz, Orman ve Su İşleri Bakanlığı burayı tamamen yerleşime kapatmayı da düşünmüyor. Yoksa neden burada Ormanspor’a tesis yapmanın hayalini kursun?
İşin trajikomik yanı, Ormanspor da yemeyip içmeyip burayı bir turizm şirketine kiralamaya kalktı.
Çıralı halkı buna karşı çıktı.
Ama ardından yıkım misillemesiyle karşılaştı.
Hem de ne yıkım!
Orman Müdürlüğü dozer ve kepçelerini pansiyonlara ulaştırabilmek için önce dikili ağaçları keserek işe başladı.
Orman Müdürlüğü ve Bakanlığı’ndan ormanları korumasını bekleyecek kadar saf olamayız değil mi?
Velhasılkelam, Çıralı mevcut haliyle ancak iki şekilde kurtulur.
Ya 2B kapsamına alınacak ve iptal edilen tapular iade edilecek...
Ya da beş yıldır Turizm Bakanlığı’nda sürünen koruma imar planı tez vakitte tamamlanacak. Devletin koruma gibi bir derdi varsa tabii...

Hürriyet, Yazı: Melis Alphan, 15.05.2012

TÜRKİYE'NİN "UNESCO DÜNYA MİRASI GEÇİCİ LİSTESİ"NDE YER ALAN KÜLTÜR VARLIKLARININ SAYISI ARTIYOR

 

      

 

UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına İlişkin Sözleşme gereğince geçici listeye eklenmek üzere ülkemizden 12 kültür varlığı daha Dünya Miras Merkezi'ne bildirildi.


 


Ani Tarihi Kenti (Kars), Aizanoi Antik Kenti (Kütahya), Beçin Ortaçağ Kenti (Muğla), Birgi Tarihi Kenti (İzmir), Gordion (Ankara), Hacı Bektaş Veli Külliyesi (Nevşehir), Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı (Muğla), Niğde'nin Tarihi Anıtları (Niğde), Mamure Kalesi (Mersin), Odunpazarı Tarihi Kent Merkezi (Eskişehir), Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi (Gaziantep) ve Zeugma Arkeolojik Siti (Gaziantep) ile Türkiye'nin, çok da uzun olmayan bir zaman önce 18 olan, geçici listedeki kültür varlığı sayısı 26'dan 38'e yükseldi.


 



Merkeze 1994, 2000 ve 2009 yıllarında iletilen kültürel varlıklarımıza 2011 yılında Göbekli Tepe Örenyeri (Şanlıurfa), Beyşehir-Eşrefoğlu Camisi (Konya), St. Pierre Kilisesi (Hatay) ve Bergama (İzmir) eklenmişti.

Arkitera, 15.05.2012

DÜNYANIN İLK MECLİS BİNASI ZİYARETE AÇILIYOR

 

Antalya’da Patara antik kentindeki dünyanın ilk demokratik meclisi olarak kabul edilen ve kullanım hakkı TBMM’de bulunan Likya Birliği Meclis Binası, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in katılımıyla düzenlenecek törenle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilerek ziyarete açılacak.

 

Kaş İlçesi yakınlarındaki Patara antik kentinde bulunan Likya Birliği Meclisi Binası, 1991 yılında dönemin Patara Kazıları Başkanı Prof.Dr. Fahri Işık tarafından keşfedildi. 2000-2006 yıları arasında Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Taner Korkut tarafından gün ışığına çıkarıldı. Likya Birliği Meclisi Binası, 2008 yılında dönemin TBMM Başkanı Köksal Toptan ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katıldığı törende yapılan protokolle, TBMM’ye devredildi.

 

TBMM, antik yapının kültür dünyasına kazandırılması için 2009 yılında restorasyon projesi hazırlattı. Nisan 2010’da AÜ Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Havva İşkan Işık başkanlığında yürütülen restorasyon çalışmaları, 31 Ocak 2012’de bitirildi.

 

TBMM Başkanlığı, baştan sona yenilenen antik yapıyı yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devretmeye karar verdi. Likya Birliği Meclisi Binası, 20 Mayıs’ta Patara antik kentinde TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katılacağı törenle, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilecek. Ziyarete kapalı olan antik bina, kültür ve turizm dünyasına kazandırılacak.

Hürriyet, Haber: Ahmet Acar, 15.05.2012

HABEŞ KRALI'NIN TÜRBESİ'NE TÜRKLER SAHİP ÇIKIYOR

 

 

Hazreti Muhammed'in, ''O, ülkesinde kimseye zulmedilmeyen kraldır'' diyerek övdüğü, zulüm ve baskıdan kurtulmak için Mekke'den hicret eden ilk Müslümanlara ülkesinin kapılarını açan dönemin Habeşistan Kralı Necaşi Eshame'nin Etiyopya'daki türbesi, Türkiye tarafından restore edilecek.

 

Hz Muhammed döneminde, Mekke'de, inançlarından dolayı baskı ve zulüm gören, bu nedenle Kızıldeniz üzerinden iki ayrı kafile halinde Afrika'ya göç eden sahabelere ev sahipliği yaparak destek olan Habeş Kralı Necaşi Eshame'nin türbesi ve çevresindeki 15 sahabenin mezarı, Etiyopya'nın Mekele kentine bağlı Necaşi Köyü'nde bulunuyor.

 

Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Başkanlığı (TİKA), Necaşi Köyü sakinlerinin koruması altında bulunan, ancak bakımsız haldeki Necaşi Türbesi'nin aslına uygun restorasyonu ve çevre düzenlemesi için harekete geçti.
 
TİKA Başkanı Serdar Çam başkanlığındaki heyet, Necaşi Türbesi'nin restorasyonuyla ilgili Etiyopyalı yetkililerle görüştü.

 

Etiyopya'nın Mekele kentinde Turizm Bakanlığı yetkilileriyle görüşen Çam, İslam dünyası ve Hristiyanlar için de önemli olan Necaşi'nin türbesini ve çevresinde bulunan sahabelere ait mezarların aslına uygun restorasyonunu yaptırmak istediklerini bildirdi.

 

Türbenin restorasyonuyla birlikte çevre düzenlemesini de yapmayı planladıklarını belirten Çam, bunun için yerel makamlardan yöneticilerden destek istedi.
              
Etiyopya Turizm Bakanlığı'nın Mekele'den sorumlu Genel Müdürü Kebede Amare de Türkiye'nin Necaşi Türbesi'ni restore etmek istemesinden büyük mutluluk duyduklarını ifade ederek, bu konuda gereken desteği vermeye hazır olduklarını söyledi.

 

TİKA Başkanı Serdar Çam, aralarında mimarların da bulunduğu heyetle, daha sonra, Necaşi Türbesi ile 15 sahabeye ait olduğu belirtilen mezarlarda incelemelerde bulundu.

 

Serdar Çam, burada, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Afrika açılımı çerçevesinde, Etiyopya'da yoğun çalışmalar yaptığını dile getirerek, 2005 yılından beri çeşitli projelere imza attıklarını kaydetti.

 

Bu kapsamda, Mekele kentinin Necaşi Köyü'ndeki Necaşi Türbesi'nin çevresinin düzenlenmesi ve aslına uygun restorasyonunu yapmak istediklerini ifade eden Çam, ''Buradaki Turizm Bakanlığı ile çeşitli girişimlerimiz, görüşmelerimiz bir kaç aydır sürüyor'' dedi.

 

Etiyopya seyahatlerine, aralarında üniversiteden mimarların da bulunduğu heyetin de eşlik ettiğini belirten Çam, ''Onların çalışmaları neticesinde bir rapor hazırlanacak. Ona göre, buranın vermiş olduğu müsaadeler çerçevesinde türbenin çevre düzenlemesi ve restorasyonunu yapmak istiyoruz'' diye konuştu.

 

Necaşi Türbesi'nin İslam dünyası için çok önemli olduğunu vurgulayan Çam, şöyle devam etti:

''Kral Necaşi, sadece İslam aleminde değil Hristiyan aleminde de önemli insan, Hristiyan bir kral olarak. Necaşi, Peygamberimiz döneminde sıkıntılara maruz kalmış bir gurup sahabeye ev sahipliği yaptı. Hazreti Muhammed'in, 'Orada bir adil kral var, onun yanına gidin' diye göndermiş olduğu sahabelere en güzel şekilde destek verdi. Siyasi, ekonomik açıdan pek çok destek verdi. Kritik noktanın açılmasına katkı sağladı. Medeniyetin mesajını en güzel bir şekilde, Hristiyan bir kral olarak verdi ve daha sonra da Müslüman oldu.''
                
Habeşistan Kralı'nın, Hz Muhammed döneminde Müslümanlara kucak açmasının, Türkiye'nin, zulümden kaçanlara toprağını açması arasında çok büyük bir paralellik bulunduğuna dikkati çeken Çam, şunları söyledi:

 

''Necaşi'nin, adil kral olması neticesinde, burada huzurlu ortam sağlanmıştı. Dolayısıyla bu bölge, bu kral sayesinde dünyaya barış, huzur açısından çok önemli mesajlar vermiş durumda. Barışın ve huzurun merkezi olarak burayı, Necaşi Türbesi'ni dikkate almak gerekir.''

 

Türbe ve sahabe mezarlarının bulunduğu bölgede külliye şeklinde bir düzenleme yapmak istediklerini dile getiren Çam, ''Buranın turizme kazandırılmasında da katkı sağlamak istiyoruz. Bunun için eğitim programları gerçekleştireceğiz. Bu projemize, buranın halkı da çok sıcak yaklaşıyor, Hıristiyan, Müslüman fark etmez. Türkiye'nin bu şekilde yaklaşmasından çok mutluluk duyduklarını ifade ettiler'' diye konuştu.

Akşam, 15.05.2012

TARİHİ ZİRAAT BANKASI CAĞALOĞLU HİZMET BİNASI RESTORE EDİLİYOR

 

İstanbul İl Özel İdaresi, Ziraat Bankası Cağaloğlu hizmet binasını 5 milyon 187 bin TL bedelle restore ettiriyor. 19. yüzyıl kagir mimarisinin günümüze ulaşan güzel örneklerinden biri olan yapıdaki yenileme çalışmalarının Temmuz 2013’te tamamlanması planlanıyor. Proje kapsamında öncelikle yapının Kurul onaylı restorasyon projesi ve raporları ışığında, 'dokunmadan dokunmak' ilkesiyle tarihsel araştırmaları için gerekli görülen noktalarda raspa çalışmaları ve laboratuvar incelemeleri yapılıyor. Bununla beraber taşıyıcı sistemin onarımı ve takviyesi ile akabinde çatının onarım çalışmaları da başlayacak. Son dönemde iklim koşullarından ötürü binanın zarar görmesine sebep olan çatının kış mevsiminden önce tamamlanması ve yapının koruma altına alınması planlanıyor.

Yapı, 15.05.2012

SAFRANBOLU'YA REKOR ZİYARET

 

 

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, 18 ile 20. yüzyıllarda yapılan yaklaşık iki bin konağın koruma altında olduğu Safranbolu'da, ziyaretçi sayısının her geçen yıl artması ilçe halkının yüzünü güldürüyor.

UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan genellikle üç katlı, 6-8 odalı, ihtiyaçlara uygun tasarlanmış, estetik biçimde şekillendirilmiş geleneksel konaklar, yerli turistlerin yanı sıra Tayvan, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerden gelen turistlerin de ilgisini çekiyor.

İlçeye 2011'in ilk dört ayında 32 bin 948 yerli ve yabancı turist gelirken bu yılın aynı döneminde rakam 52 bin 889'a ulaştı. İlçeye gelen turistlerin 9 bin 508'ini ise yabancılar oluşturdu.

Belediye Başkanı Necdet Aksoy, her geçen yıl ilçelerine gelen turist sayısında artış yaşandığını belirterek, bu yılın ilk 4 ayında da geçen yılın aynı dönemine göre önemli bir artış yaşadıklarını söyledi.

Turist sayısını artırmak için yurt içi ve dışında çalışma yaptıklarını vurgulayan Aksoy, şunları kaydetti:
''Osmanlı döneminden kalma han, hamam, cami, çeşme, köprü ve konakların eşsiz güzelliğini keşfetmek isteyenlerin yoğun ilgi gösterdiği 3 bin yıllık geçmişe sahip ilçemize gelen yıllık turist sayısını, 1 milyona çıkarma hedefimiz var. Bu hedef doğrultusunda çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmalarımız sadece yurt içinde değil dünyanın birçok bölgesinde yapılıyor.''

Orijinal haliyle korunan eserlerin Safranbolu'yu açık hava müzesi haline getirdiğini belirten Aksoy, turistlerin tarihi mirasın içinde adeta zamana yolculuk yaptığını vurguladı.

İlçenin kültür turizminin başkenti olduğunu savunan Aksoy, kültür turizminin yanında mağaraları kanyonları ve ormanları ile eşsiz bir güzelliğe sahip olduğunu kaydetti.

Habertürk, 15.05.2012

TARİH VE KÜLTÜR MİRASIMIZ BOR BELEDİYE GARAJI'NDA AYAKLAR ALTINDA

 
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer, Bor Belediye Garajı'nda toplu halde yıllardır atılı duran tarihi kalıntıların değer bulmasını istedi. Ömer Fethi Gürer bölgede yaptığı incelemede bazı eserlerin Tyana antik kent kalıntıları ile benzeştiğine dikkat çekerek Bor ve Niğde’de benzer onlarca antik kent yapı kalıntılarına  rastlamaktayız. Buradaki antik yapı malzemeleri de yıkılan eski yapılardan buraya getirildiği ifade ediliyor. Görünen o ki yıllardır bu tür yapı malzemesi eserler burada toplanıyor. Sütunların dışında özelliği olan taş işlemelerde var. Mezar taşı yanında Karamanlıca uzun bir yazının yer aldığı taş mutlaka çözümlenmeli. Orada bir şeyler anlatılıyor.”dedi.






 

"Niğde İli genelinde gitmediğim görmediğim tarihi yapı ve alan sınırlı kaldı" diye konuşan Ömer Fethi Gürer "Yazdığım Niğde Kapadokya Başkenti kitabında Cumhuriyet dönemine kadar Niğde İli'ni anlattım. Orada görüleceği üzere Niğde çok çok zengin bir tarih hazinesi. Bor Garajı'ndaki tarihi eserlerin dahi düzenlenmesi ile bir açık hava müzesi oluşturmak olasıdır. Yetkililerin bir an önce harekete geçerek Bor’da böylesi bir müze oluşturması şarttır. Bu düzenleme için Kayabaşı'nda belediyece yapılan çalışmaların sürdüğü alanın girişinde dahi bu eserlerin uzmanlarca düzenlenerek yazıtlı eserlerin Türkçesine de yer vererek sergilenmesi sağlanabilir. Bor genelinde sokak aralarında ya da bir kenara atılmış onlarca tarihi antik kalıntı ve kitabe mevcuttur. Orta Mahalle cami avlusundan başlayarak her yerde bu eserlere rastlamak olasıdır. Bor belediye garajı dahi başlı başına bir inceleme alanıdır. Çok uzun sayılabilecek karamanlıca kitabe ne olduğu bir an önce kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu tür yazılarda önemli bilgilere rastlanmaktadır. Keza mezar taşı, farklı amaçla kullanılmış oyma taşlar, sutunlar ile bu bölge mutlak surette bir an önce değerlendirmeye alınmalıdır. Yetkililerin meseleye ciddi eğileceği ve eserlerin incelenerek geneli ile ilgili de tarihi derinlikleri ve özellikleri ile bir açıklamanın yapılacağını umuyorum. Tabii ki bu eserler bugünün değil yılların toplanması ile orada oluşmuştur ama artık bu şekilde kalmamalıdır” dedi.

 

Ömer Fethi Gürer, Niğde, Bor, Fertek, Yeşilburç gibi bölgelerde tarihi konaklarında yok olmaktan kurtarılması için bölgede genel kurtarma projesi oluşturulmasını da istedi.

Niğde Hasret, 14.05.2012

FATİH'İN 557 YILLIK HANI HARABEYE DÖNDÜ

 

 

İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in emriyle Karaköy’de hastane olarak inşa edilen Büyük Balıklı Han, 350 yıl hastane olarak varlığını sürdürdü. İstanbul’da yaşanan salgın hastalıkların nedeni olarak görülen hastane dönemin şehir merkezi sayılan Karaköy’den Zeytinburnu’nda bulunan Balıklı Rum Hastanesi’nin olduğu binaya taşındı. Ardından bina yıkıldı. 1876 yılında Rum mimar tarafından aslına uygun olarak bir kez daha inşa edildi. Büyük Balıklı Han adını aldı ve Balıklı Rum Vakfı Hastanesi Vakfı’na bağışlandı. İkinci kez inşasının ardından Karaköy’ün önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelen Balıklı Han, Galata bankerlerinin toplandığı yer olarak dikkat çekti.

Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nın binası olarak hizmet veren Büyük Balıklı Han zaman içerisinde “Elektronikçiler Çarşısı” olarak anılmaya başladı. 90’a yakın kiracısıyla küçük bir ticaret merkezi halini alan han, 2010 yılında Balıklı Rum Hastanesi Vakfı tarafından Nesa Grup Turizm Yatırımları Limited Şirketi’ne kiralandı. Ancak mevcut kiracıları hanın içinde çalışmaya devam ediyordu.

Hanın yeni kiracısı şirket, Tarihi Büyük Balıklı Han’ın otel olarak hizmet vereceğini duyurdu. Şirket yöneticileri, hanın içinde hizmet veren kiracıları da tahliye edebilmek için mahkemeye verdi. Ancak şirketin talebi İstanbul 19’uncu Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu karara rağmen şirket tarihi handa restorasyon görüntüsü altında çalışmalara başladı.

Önce tarihi yapıdaki dükkanların kapılarını ve pencerelerini söküldü. Tarihi kapılar ve pencereler çürümeye terk edildi. Hanın avlusunda bulunan aslına uygun yapılmış süs havuzu da tahrip edildi. Molozları da tarihi hanın avlusunda toplanmaya başlandı. Ancak şikayetler üzerine devreye giren İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, yaptığı inceleme sonucunda kapıların ve pencerelerinin söküldüğünü, avluda bulunan süs havuzunun ise yıkılarak molozlarının avluda bırakıldığını tespit etti. Beyoğlu Belediye Başkanlığı ise han kiracılarına gönderdiği yazıda, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun uygun bulduğu restorasyon projesine yapı ruhsatı vermediğini bildirdi.

İhlas Haber, 14.05.2012

DEFİNE ARARKEN CANLARINDAN OLDULAR

Van'ın  Başkale İlçesi’nin İran sınırında bulunan Güleçler Köyü yakınlarında define arayan iki arkadaş, kazı yaptıkları alanda bir kayanın üzerlerine düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

 

Olay, dün akşam saatlerinde Güleçler Köyü yakınlarında bulunan ve Dem olarak adlandırılan bölgede meydana geldi. 17 yaşındaki Abdulselam Kızıl ile 21 yaşındaki Zahir Uslu, define aramak üzere kayalık alanda kaçak kazı yapmaya başladı. Kazı yaptıkları sırada kazı alanının üst kısmında bulunan büyük kaya parçası bir anda üzerlerine düştü. Uslu olay yerinde kayanın altında kalarak hayatını kaybederken, ağır yaralanan Kızıl ise cep telefonuyla yakınlarını arayarak yardım istedi.

 

Ancak Kızıl da yakınları tarafından hastaneye kaldırılırken, yolda hayatını kaybetti. Uslu ve Kızıl’ın cenazeleri otopsi yapılmak üzere Başkale Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı, olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Van Kent Haber, 14.05.2012

"YETİMHANE İÇİN TEK ÇÖZÜM HÜKÜMETİMİZ"

 

İstanbul'da yayınlanan ilk ve tek Rumca gazetesi Apoyevmatini Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis Büyükada Rum Yetimhanesi için yardım istedi.

Kasım 2010'da Fener Rum Patrikhanesi'ne iade edilen Büyükada Rum Yetimhanesi'nin Avrupa'nın en önemli ahşap binası olduğunu hatırlatan Vasiliadis, "Bizim çocuklarımız bu binadan çıkarıldığında çekilmiş resimlere bir bakın. Ondan sonra da şimdiki haline bakın.

Şu anda o binanın içine girebilmek için 50 milyon dolar harcamamız gerekiyor. Ya da o binayı yıkıp 5-10 milyonla oraya rant getirecek bir yapı yaparız ki bu cinayet olur" diye konuştu.

Vasiliadis, binayı yıkmak yerine yeniden eski konumuna eski görünümüne getirilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Vasiliadis, "Bu 50 milyon doları kim verecek?

Eğer bina boşaltılmamış olsaydı bu durumda olmazdı. Cemaat kalmadı ki Patrikhane onlardan toplasın.

Nitekim bugüne kadar herhangi bir şey toplanmadı. Bununla ilgilenebilecek kişiler kriz yaşıyor. Tek çare hükümetin yardım etmesi" diye konuştu.

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün cemaat vakıflarının iade edilmesi kararına ilişkin olarak da Vasiliadis, "Olumlu bir adım olmasına rağmen yeterli olmaz" dedi.

Vasiliadis sözlerine şöyle devam etti: "Tarihte yurt dışına çıkarılan 13 bin Rum vatandaşının yerine gelmek isteyen en azından 13 bin kişiye Türkiye kapılarını açmalı.

Onlara oturma izni verip çalışmasına müsaade etmeli. Ayrıca çocuklarının yine bizim okullarda eğitim almalarına izin verilmeli.

Eğer böyle olursa bizim temelde demografik olan sorunumuz çözüme ulaşmış olur. Aksi halde malların iade edilmesinin pek kıymeti yok.

İstanbul'un kadim halkı olan Rumlar 2500 yıldır burada yaşadı. İstanbul cazibesi olan bir şehirdir. Gelen Rumlar belki bugün patates toplar ama torunları ileride atom mühendisi olacak."

Gayrimüslim yerine ‘farklı inanç grupları’ denmeli

Gazeteci ve Yazarlar Vakfı tarafından düzenlenen 'Medyada Gayrimüslim Algısı' Çalıştayı sonuç bildirisinin açıklanmasıyla son buldu.

20 maddelik bildiride 2. Meşrutiyet ile Cumhuriyet'in ilanı arasında görece özgür ve çok sesli olan basının, 1925 yılındaki Takrir-i Sükun ile bu özelliğini kaybettiği belirtildi.

Bildiride "Devlete bağımlı hale gelen basının o günden beri din, etnik ve inanç gruplarının mağduriyetlerini ya görmediği, gördüğünde ise olumsuz bir şekilde ele aldığı" ifade edildi.

Açıklamada, medya dilinde, gayrimüslim kavramı yerine  'farklı din ve inanç grupları' ifadesinin kullanımının daha uygun olduğu vurgulanırken, Türkiye'nin Osmanlı geçmişinde farklı unsurların bir arada yaşama deneyimlerini daha iyi bir gelecek için ilham kaynağı olması gerektiği dile getirildi.

Toplumsal kesimlerin sorunlarının kaynağı olarak birbirlerini görmemeleri gerektiği kaydedilen bildiride "Toplumsal kesimler demokrasi ve insan hakları için birlikte mücadele etmelidir. Farklı din ve inanç gruplarının birikmiş sorunlarının çözümünün hızlandırılmalıdır. Yeni anayasada eşit yurttaşlık kavramı vurgulanmalıdır" denildi.

KİMLER KATILDI
İki gün, 4 oturum şeklinde gerçekleşen programa Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil, Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç, Cihan Haber Ajansı Genel Yayın Müdürü Abdülhamit Bilici, Star Gazetesi Yazarları Ergun Babahan, Sibel Eraslan, Radikal Yazarları Oral Çalışlar, Orhan Kemal Cengiz,  Taraf Yazarları Alper Görmüş, Ayşe Hür, Ayhan Aktar, Aksiyon Dergisi'nden Cemal Kalyoncu, Şalom Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas, Agos Gazetesi Yazarı Ohannes Kılıçdağı ve Apoyevmatini Gazetesi Sahibi Mihail Vasiliadis'in de aralarında bulunduğu isimler katıldı.

Bugün, Haber: Nesrullah Sonay, 14.05.2012

MERKEZ BANKASI'NIN PAHA BİÇİLMEZ BİR SANAT KOLEKSİYONU VAR

 

 

Merkez Bankası’nın, 206 tonluk külçe altın rezervinin yanı sıra paha biçilemeyen sanat koleksiyonu da bulunuyor. 104 ressamın eserlerinin yer aldığı bankanın sanat kasasında Osmanlı’dan kalma “efemera” isimli resmi yazışmalar, padişah fermanları ve asırlık hisse senetleri de yer alıyor.

 

Merkez Bankası, 206 tonluk külçe altın rezervinin yanı sıra paha biçilemeyen sanat koleksiyonuna da sahip bulunuyor. Banka koleksiyonu arasında Abidin Dino’dan Fikret Mualla’ya, Nuri İyem’den İbrahim Çallı’nın da bulunduğu 104 ressamın eserleri yer alıyor. Merkez’in zengin sanat kasasında Osmanlı’dan kalma “efemera” isimli resmi yazışmalar, padişah fermanları ve asırlık hisse senetleri de bulunuyor.

 

Merkez Bankası, sanat koleksiyonu Cumhuriyetin ilk yıllarında oluşturulmaya başlandı. 1930’lu yıllarda Halil Paşa, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat gibi Türk resim sanatının önder isimlerine ait yapıtlarla başlayan çalışma Şeref Adik, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabri Berkel gibi sanatçıların eserleriyle daha da zenginleşti. Merkez’in sanat müzesinde, aralarında Eyüboğlu’nun “Ankara’dan Görünüm”, Mahmut Cuda’nın “Beyaz Vazo”, İbrahim Çallı’nın “Çınaraltı” adlı tablolarının da bulunduğu yüzlerce eser sergileniyor. Türk sanat tarihinde güçlü bir bellek oluşturmayı hedefleyen Merkez Bankası’nın bu koleksiyonu, Türk resim sanatının ulaştığı düzeyi en iyi yansıtan koleksiyonlar arasında sayılıyor.

 

Bankanın sanat kasasında, 1932-1941 yılları arasında Maliye Bakanlığı’nca ihraç edilmiş olan devlet iç borçlanma senetlerinden örnekler, 1902 tarihli Haydarpaşa Limanı AŞ ve Anadolu Demiryolu AŞ’ya ait hisse senedi örnekleri de yer alıyor. Koleksiyonda III. Selim ve II. Murat döneminden kalan değerli altınlar ve diğer padişahlara ait fermanlar da sergileniyor.

 

Merkez Bankası’nın koleksiyonundaki ilginç sanat eserleri de bulunuyor. Bunlar arasında da Osmanlı döneminde halkın Evrek-ı Nakdiye desenlerinde dokuduğu halılar; çeşitli tarihlerde banka şubelerinin kendi arasında yaptığı “efemera” denilen yazışma örnekleri; V. Mehmet Reşad döneminden başlayarak kullanılan kağıt paralar dikkat çekiyor.

Hürriyet, Haber: Erdinç Çelikkan, 13.05.2012

"GEMİLER O KADAR ÇOK Kİ İSİM BULMAKTA ZORLANDIK"

 

 

Yenikapı’da günyüzüne çıkan batık gemilerin arkeolojik kazılarını yapan ekibin başındaki Ufuk Kocabaş: “Bir batık kazısı bir bilim insanının kariyerinin yarısını alır. Burada 36 gemi var”.

 

Her ne kadar özel bir ilgi göstermesek de, hepimizin malumu: Yenikapı’da 2004’ten beri arkeolojik kazılar sürüyor. Kazılarda, Bizans döneminde kalma koca bir liman, Theodosius Limanı çıktı ortaya. Ve bundan bin yıl önce sulara gömülmüş 36 gemi. Kazıları İstanbul Arkeoloji Müzeleri sürdürüyor; gemiler ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Anabilim Dalı’na emanet. Yenikapı Batıkları Projesi ekibi alandaki işini bitirmek üzere, birkaç hafta sonra son gemiyi de yanlarına alıp Yenikapı’dan çıkacaklar. Ekibin başkanı Doç.Dr. Ufuk Kocabaş ile buluşup batık gemileri konuştuk.

Milliyet Pazar, Haber: Miraç Zeynep Özkartal, 13.05.2012

KORUMA, ANIT AĞAÇ ALTINDA KALDI

 

 

Önce sit alanlarında yapılaşmaya hapis cezası Anayasa Mahkemesi’nde iptal edildi. Sonra Kültür Varlıklarını Koruma Kurulları’nın yetki ve sorumluluk alanları daraltıldı. Arkeologlar, mimarlar, şehir plancıları ve kültürel varlıkların korunması için mücadele eden STK’lar ‘‘Ne oluyor?’’ sorusunu sormaya başladı.


Topkapı Sarayı ya da Dolmabahçe Sarayı hem kültür varlığı hem de anıt ağaçlara sahip alanlar. Eskiden burada yapılacak herhangi bir müdahaleyi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na bildirmek durumundaydınız. Şimdi bu kurullar Kültür ve Tabiat Kurulları olarak ikiye ayrıldı. Peki sarayda yapılacak müdaheleye şimdi hangi kurul karışacak? “Tabii ki Kültür Varlıkları...” diyorsunuz ama bilemediniz. Yetki Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nda. 

1- Sorunun nasıl başladığına göz atalım. Ağustos 2011’de 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2863 sayılı yasada değişiklik yapıldı. Doğal sit alanları Kültür ve Turizm Bakanlığı ’nın yetkisinden alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verildi. Koruma Kurulları da ‘Kültür Varlıkları’ ve ‘Tabiat Varlıkları’ diye ikiye ayrıldı. Gerekçe sit alanları içinde doğal anıt ağaçlar, farklı florada doğal yaşam olması ve ancak kurullarda görev yapan arkeolog, mimar ve şehir plancılarının bu konuda yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamalarıydı. 

Çakışan alanlarda yani üzerinde hem kültür hem de doğal varlık olan yerlerde kararı hangi kurul verecekti? Çözüm şöyle bulundu: ‘‘Çakışan alanlarla ilgili yapılan uygulamalarda zaman zaman çeşitli sorunlarla karşılaşıldığı ve yetki karmaşası yaşandığı tespit edilmiştir. Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile tarihi sit, arkeolojk sit, kentsel sit, tescilli kültür varlığı, milli park, tabiat parkı, tabiat koruma alanı, sulak alan ve tabiat anıtının çakıştığı yerlerde 644 sayılı KHK’nın 13 A/ç bendinde de belirtildiği gibi yetki ve sorumluluk bakanlık (Çevre ve Şehircilik) uhdesinde bulunmaktadır.” 

2- Topkapı Sarayı bahçesinde anıt tescilli ağaçlar var. Aynı zamanda da saray kültür varlığı olarak tescilli. Bu parselde karar verme yetkisi bundan sonra Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nda. Sarayda restorasyon mu yapılacak, Tabiat Varlıkları karar verecek. Bahçede bir kazı mı yapılacak, arkeolojik bir eser mi çıktı, Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu karar verecek. Doğal sit alanları içinde yığınla arkeolojik ve tarihsel kültür varlığı var. Buralarda da kararlar hep Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca verilecek. Aslında buna örnek o kadar çok ki! Patara, Demre, Knidos, Çıralı, Rhadiopolis, Çırağan, Dolmabahçe Sarayı, Hidiv Kasrı hepsi doğal ve kültürel varlıkların içiçe olduğu örnekler. Yeni yasaya göre tüm bu örneklerde yetki ve sorumluluk artık Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na geçti. 

3- Bu uygulama Koruma Kurulları’nın aslında tamamen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na geçmesi anlamını da taşıyor. İsmini vermek istemeyen bir kurul üyesi şunları söylüyor: ‘‘Kurullar özellikle TOKİ, HES ve yenileme alanlarında bir çok projeye takoz koyuyordu. Projeler tarih, doğa gözetilmeksizin hazırlanıyor. Kurullar da bu projeleri durduruyordu. O nedenle Kültür Bakanlığı’nın elinden kurulları almak istiyorlar. Direk alsalar göze batacak. Bu yöntemle kurulları yetkisizleştirdiler.’’ 

Uzmanlar ne diyor? 
İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu Başkanı Prof.Dr. Mete Tapan: Kültür ve doğal varlık unsurlarını birbirinden ayrı olarak değerlendirmek gibi bir yaklaşım içinde olamayız. Korunacak varlıklar gerçekte tek bir nesnenin ayrılmaz parçalarıdır. Çubuklu’daki Hidiv Kasrı’nın çevresindeki ağaçlardan ya da var olan ağaçları Hidiv Kasrı’ndan soyutlayarak değerlendirmek son derece yanlış, evrensel koruma ölçülerine aykırıdır. Peri bacaları, sarkıtlar, mağaralar her türlü doğal oluşumlarla içiçe geçmiş kültür varlıklarını korurken bir bütünsellik içinde Kültür Varlıkları Koruma Kurulları değerlendirmelidir. 

Demre Kazı Başkanı ve Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Başk. Prof.Dr. Nevzat Çelik: Tabiat varlıkları özel bir disiplin gerektirir. Bu nedenle kurulları ayırdılar. Ancak arkeoloji de farklı bir disiplindir. Buradaki kararı Tabiat Varlıkları veremez. Bu haliyle arada savaş çıkar. Biz Antalya ’da iki bakanlık arasında koordinasyon sağlanana kadar kararlarımızı vermeye devam ederiz. Aldığımız kararı da takip ederiz. Çakışan noktalarda ortak karar alınmak zorundadır. Arkeoloji ve tarihsel sitler noktasında biz, doğal varlıklar noktasında onlar karar alırlar. Bakanlığımız çözüm arayışı içinde olacaktır. Bu durum revize edilmelidir. Çözüm bulunana kadar biz kararlarımızı almayı sürdürürüz. 

Patara Kazı Başkanı Prof.Dr. Havva Işık: Bunun uygulamada getireceği sıkıntıları tahayyül bile edemiyorum. Arkeolojik sitler Kültür Bakanlığı’nın uhdesinde olmak zorundadır. Patara’da doğal ile arkeolojik sit iç içe. Burada kararı Tabiat Varlıkları vermemeli. Eğer doğal sit ile ilgili bir durum olursa biz zaten Tabiat Varlıkları Kurulu’na sorarız. Bu durum bir an önce düzeltilmeli. 

Rhadiopolis Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. İsa Kızgut: Çok büyük bir tehlike var. Biz İstanbul ’da 3 No’lu Kurul’da çakışan bir alanda her iki kurul ortak karar versin, dedik. Henüz Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’ndan bir cevap gelmedi. Rhadiapolis’de sitler çakışıyor. ‘Tabiat Varlıkları’nın tek başına karar vermesi doğru değil. Bu sıkıntıyı bakanlığa akataracağız. Bunu bir an önce değiştirmeleri gerekir.

Likör fabrikasında ne oldu? 
‘Yetki çakışması’nda kararı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bırakan düzenleme, en son Şişli’deki tarihi likör fabrikasıyla gündeme geldi. Kültür Varlıkları Koruma Kurulu 5 yıldır tescilli yapıda restorasyonun nasıl olacağına karar verme aşamasındayken yetki, Tabiat Varlıkları Kurulu’na geçti. Kurul 1 ayda konuyu karara bağladı ve ‘tarihi fabrikanın yıkılıp yeniden yapılmak suretiyle’ korunacağı açıklandı.

Radikal, Haber: Ömer Erbil, 13.05.2012

YORGUN HERAKLES'E
ZİYARETÇİ AKINI

 

Kaçırıldığı ABD’den geçen yıl Eylül ayında getirilerek Antalya Müzesi’ndeki alt kaidesiyle birleştirilen Yorgun Herakles heykelini, 9 Ekim’den bu yana 62 binden fazla kişi ziyaret etti.

 

1980’lerde Perge antik kentinden yurt dışına kaçırılan heykelin üst kısmı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti sonrası geçen yıl Türkiye’ye getirilmiş ve Kültür ve Turizm Bakanlığı uzmanları tarafından alt kaidesiyle birleştirilmişti.

Milliyet, Haber: Özgür Öztürk, 13.05.2012

YOL MAĞDURU KIZIL SAKALLI İMPARATOR YERİNE YERLEŞTİ

 

Haçlı Ordusu ile Kudüs'ü fethetmeye giderken, Göksu Nehri'nden geçmeye çalıştığı sırada boğulan Roma-Germen İmparatoru Friederich Barbarossa'nın Mersin'in Silifke İlçesi'nde 40 yıl önce yaptırılan ve duble yol çalışmaları nedeniyle görünmeyen bir noktada kalan anıtı, yeni bir yerde dikildi. Silifke Belediyesi tarafından 4 ay önce Mut yolu üzerinde yapımına başlanan anıtının inşaatı geçen hafta tamamlandı. Eski Almanya Fahri Konsolosu ve Akdeniz Türk-Alman İşadamları Derneği Başkanı Teyfik Kısacık, anıtın yeni bir yerde yapılmasından mutluluk duyduklarını belirtti. Kısacık "Anıtın görkemli bir şekilde yerine dikilip çevre düzenlemesi yapılması sağlandı. Alman vatandaşları Silifke'ye geldiği zaman Barbarossa'nın anıtını mutlaka ziyaret ediyor. Almanya Türkiye'nin yüzyıllarca süren dostluğu bu anıtla ebediyen devam edecek." dedi.

Sabah, 13.05.2012

ATATÜRK İLE İLGİLİ YENİ TARTIŞMA

 

 

Yunan medyası, “Aylar süren araştırma sonunda Atatürk’ün Selanik’te değil, Lagadas (Langaza) kentindeki Altın Şafak (Sarıger) Köyü'nde doğduğunu tespit ettik” diye yazdı.

 

Köye giden Yunan muhabir, Atatürk'ün 'evinin' kalıntıları önünde poz verdi. Milliyetçi basın, köyün meclise giren ırkçı Altın Şafak Partisi'yle aynı ismi taşımasını da manidar buldu!

Ekonomik ve siyasi çöküşün eşiğine gelen, yapılan seçimlere rağmen yeni bir hükümet kuramayan ve euro'dan çıkışı gündeme gelen Yunanistan'da sağcı basını Atatürk'ün doğum yeri derdi sardı. Yunanistan'da milliyetçi kesimlerin gazetesi olarak bilinen Proto Thema gazetesi, dün Yunanistan'da yüzde 7 oyla meclise giren Nazi partisi Altın Şafak'ın, aynı zamanda Atatürk'ün 'gerçek doğum yeri' olan köyün ismi olduğunu iddia etti. Atatürk'ün Selanik'te doğduğu bilgisinin Türkler tarafından "Atalarını bir köylü çocuğu gibi göstermemek için" uydurulduğunu iddia eden gazete, bu bilgileri de Zagalisa adlı başka bir gazetenin yaptığı araştırmaya dayandırdı. Gazete, aylar süren araştırma sonucunda Mustafa Kemal'in Lagadas (Langaza) kenti yakınlarındaki Sarıger Köyü'nde doğduğunu ve burada ilkokula gittiği ileri sürdü. O dönemde bu köyde çoğunlukla Türkler'in yaşadığını belirten Yunan medyası, Yunanistan ve Türkiye arasındaki mübadelenin ardından köyün adının Altın Şafak olarak değiştirildiğini iddia etti. Gazetede Mustafa Kemal'in doğum yeriyle ilgili olarak şu iddialar dile getirildi:

Başkanın takma adı 'Kemal'
- Mustafa, Sarıger Köyü'nde doğdu ve 8 yaşına kadar burada kaldı. Minik Kemal 8 yaşındayken, Zübeyde hanım ikinci evliliğini yaparak oğlunu alıp Selanik'e gitti.

- Nüfus mübadelesinden sadece birkaç yıl öncesine kadar Atatürk'ün ebesi Fatma Hanım halen bu köyde yaşıyordu. Fatma Hanım 1911'de öldü.

- Mübadele sonrasında Doğu Trakya'dan bu köye gelen Andrew Stathis adlı Yunan, Atatürk'ün doğduğu eve yerleşti. Hatta bu nedenle kendisini köylüler 'Kemal' takma adıyla çağırıyorlardı. Stathis, 1979'da ölümünden önce buranın belediye başkanı da oldu.

- Mustafa Kemal'in doğduğu ev taş ve tuğladan yapılmıştı ve iki katlıydı. Yukarıda iki odası aşağıda da verandası vardı. Geniş bir bahçeye sahipti. Merkezdeki caminin uzağında, köyün en uç noktasında yer alıyordu.

- Bölgede yaşayan Müslümanlar Kemal'i koyunlarla ve ineklerle oynamayı seven bir çocuk olarak hatırladıklarını söylemişlerdi. Ev, 1920'li yıllarda köydeki diğer evler gibi çevrede inşaat yapan Yunanlar tarafından söküldü ve evin hemen hemen tüm kalıntıları ortadan kalktı. Ancak evi çevreleyen yarım metre yüksekliğindeki duvarlar 1980'li yıllara kadar ayakta durdu.

Başkonsolos biliyordu
- Bu köyden Türkiye'ye dönen Türkler, gerçeği bildikleri için Selanik'teki ev yerine Sarıger'e gelerek Atatürk'ün gerçek evini görmek amacıyla turlar düzenledi. Son olarak 2007 yılında bu köye düzenlenen tur sırasında İzmirli bir Türk toprağı öperek Atatürk'ün evinden kalan taş parçalarını hatıra olarak yanında götürdü.

- Türk yetkililer de gerçeklerin farkındaydı. 1981 yılında Atatürk'ün doğumunun 100'üncü yıldönümünde Türkiye'nin Selanik Başkonsolosu yardımcısıyla birlikte bu köye geldi. Köyde yaşayanlara Atatürk'ün doğduğu evin tam yerini sordu. Burada saygı duruşunda bulunduktan sonra birçok fotoğraf çekti. Burada bir müze yapılması için çaba sarfedeceğini söyleyerek gitti.

-Atatürk'ün kardeşi Makbule de Mustafa Kemal'in Selanik'te doğmadığını söylemişti.

'Burası üvey babasının evi'
Mustafa Kemal'in babası Ali Rıza Efendi 1888'de öldü. Dul kalan Zübeyde Hanım ise 1889'da Ragıp Bey ile ikinci evliliğini yaptı. Mustafa Kemal'in Süreyya, Hakkı, Ruhiye adında üvey kardeşleri vardı. Gazeteci Figen Yanık tarafından yayımlanan "Atatürk'ün Doğduğu Ev" adlı kitapta bugün Atatürk'ün doğduğu ev olarak gösterilen binanın üvey babası Ragıp Bey'e ait olduğu iddia edildi. Üvey kardeşi Ruhiye Hanım'ın ailesi de bu yanlışlığın düzeltilmesini istemişti. İddiaya göre dönemin Milli Eğitim Bakanlığı, 1934 yılında yayımladığı Tarih IV kitabında Selanik'teki evi "hatalı bir şekilde" Mustafa Kemal'in doğduğu ev olarak gösterince o tarihten beri yanlış yapılmaya devam ediliyor.

Turgut Özakman (Tarihçi-Yazar): "Atatürk, Selanik'te Ata'nın evi olarak bilinen yerde doğmuştur. Babasının ölümüyle birlikte bir yıl kadar Langaza'daki dayısının yanına gitmiştir. Gazi Paşa 5-6 yaşlarındayken kız kardeşiyle birlikte Langaza'da dayısının çiftliğinde kalmış, sonrasında tekrar Selanik'teki evlerine dönmüştür. Atamız, Manastır'daki askeri ortaokula gidene kadar Selanik'te yaşamıştır. Askeri liseye gitmek için Selanik'ten ayrılmış bir daha da geri dönmemiştir. Yunanlılar cahilce hata yapmışlar. Ciddi almamak gerekir. Bilgisizce, cahilce ortaya atılan bir konu."

Heath Lowry (Princeton Üniversitesi-Türk Tarihi Uzmanı): "Yunanlılar'ın ortaya attıkları görüşü ilk kez duyuyorum. Langaza bugünkü Selanik'in varoşları olarak düşünebiliriz. Bir tepenin arkasında yer alan kasaba bir yerdir. Benim araştırmalarım Atatürk'ün Selanik'te doğduğu yönünde. Sarıger Köyü olarak bahsedilen yeri hiç duymadım. Tabii o dönem için Selanik şehrin ve genel bir sancağın adıydı. Bünyesinde birçok kasaba, ilçe ve köy vardı. Yunanlılar'ın belge ve bilgileri neye dayanıyor. Somut olarak açıklamaları gerekir."

Prof.Dr. Mehmet Saray (Tarihçi-Atatürk Araştırmacısı): "Kusura bakmasınlar ama bu tip saçma sapan hatta deli saçması iddialara gülüp geçiyorum. Yunanlılar'ın, Atamızla ilgili Altın Şafak Köyü'nde doğduğu gibi bir görüş ortaya atmaları bilim, tarihi gerçeklerle örtüşmez. Atatürk'ün şeceresi, hayatı, anası ve babası da dahil olmak üzere hayatının tüm detaylarıyla ilgili yüzlerce araştırmalar yaptık. Değerli tarihçi Ali Güler tarafından kaleme alınan belge ve bilgiler de mevcuttur. Atatürk hepimizin bildiği, Selanik'teki evde doğmuştur. Biz yıllarca millet ve devlet olarak boşuna mı Selanik'teki eve itibar ettik. Biz Türk tarihçileri, hepimiz bir yalan üzerine mi bilgi inşa ettik. Böyle şey olmaz. Atatürk, belli bir süre babasının ölümüyle birlikte dayısının Langaza'daki evinde kalmıştır. Doğum yeri Altın Şafak falan değildir. Selanik'te doğmuş, Dolmabahçe'de gözlerini yummuştur."

Sabah, 13.05.2012

"KAYA MEZARLARIN ÜSTÜNE VİLLA İNŞAATI TEPKİ ÇEKTİ" (CNNTürk, 8/3/2012) HABERİ İLE İLGİLİ DİĞER BİR GERÇEK

 

 

Haber tamamen bir kolajdır. Kaya mezarları ile inşaatımız arasında bir bina vardır. Haber de sanki kaya mezarlarının üzerine inşaat yapıyormuşuz da müze ve koruma kurulu ve belediye buna seyirci kalıyorlarmış gibi bir durum yaratılmak istenmiştir. Kaya mezarları ile bizim aramızdaki bina bu haberlerde nedense söz konusu bile edilmemiştir. Bu binanın bizim inşaatımızla bir ilgisi yoktur.

İnşaat yaptığımız alanda kaya mezarı yoktu ve hiç bir zaman da olmadı. Bunu ispatlayan fotoğrafların olduğunu söyleyen kişiye ispatlaması durumunda binamı hediye edeceğimi şimdiden söyleyebilirim.

Kaldı ki; sayın arkeoloji profesörümüz bu kaya mezarlarıyla bitişik olan bina yapılırken burada olup inşaatın seyrini seyredenler arasındadır.bahsettikleri duvar orada yıllardır durmaktadır üstelik ana cadde üzerinde olduğu için her gün herkesiin önünden geçtiği bir duvardır. Kendisi Gümüşlük'ün her taşının altında neler olduğunu bilen (bilmesi gereken) bir kişidir. Aradan geçen yıllardan sonra saldırılacak bir konu olması ihtimalini değerlendirmek de hiç geç kalınmamıştır doğrusu. Bravo.

Haberde değinilen konular, haberi yapanın hayalgücünün sığlığının göstergesidir. İlgisiz bilgi ve bilgisiz fikir sahibi olunan, hayata dair reçetelerin yaşam koçlarından satın alınabildiği günümüz ortamının çarpık, yoz, agresif v
e düzeysiz bir türevidir. "Tarih elden gidiyor" vs gibi beylik sloganların satış gücünün farkında olan pazarlamacılar, kendilerinin kurumlarla ve başka şahıslarla olan sorunlarını gündeme getirebilmek için beni kullanmışlardır. Kendileri Gümüşlük'te nereye ne yapılabileceğini benden çok daha iyi bilirler. Yakın çevrelerine baksınlar yeter.

Haberi yapan haberi yayınlamadan önce herhangi bir bilgi edinme gereği dahi duymamıştır. İnsanların yazdıklarının söylediklerinin bir sorumluluk da gerektireceği etik bir konu olmanın ötesinde hukuki bir konudur da (etiği çoktan geçtik zaten).


Maalesef ne diyebileceğimi bilmiyorum. Söylenecek çok şey var ve hiç bir şey yokkk.

 

Yalım Gülercan, Mimar

 

İlgili Haber: http://www.tayproject.org/Haber.fm$Retrieve?ID=20246&html=haber_detail_tu.html&layout=web

HASANKEYF'TE 700 YILLIK ALTYAPI

 

Batman’ın yapılacak Ilısu Baraj Gölü’nün altında kalacak olan antik ilçesi Hasankeyf’te sürdürülen kazılarda, 13. yüzyıla ait yeraltı kanalizasyon ile içme suyu şebekesi gün ışığına çıktı

 

Hasankeyf kazılarından sorumlu Batman Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam, Dicle Nehri’ne atık sularını önleyen filtreli kanalizasyon şebekesinin günümüzde bile olmadığını belirterek, “Atıkları önleyecek filtre sistemiyle mükemmel bir içme suyu ile kanalizasyon şebekesi Artukoğulları ile Eyyübiler döneminde yapılmış” dedi.

Milliyet, Haber: Arif Arslan 12.05.2012

MAYALARIN EN ESKİ TAKVİMİNDE KIYAMET DEĞİL, DÖNGÜ VAR

 

 

Güney Amerika'da yaşamış olan Mayalar'ın bugüne kadar bulunan takvim sistemlerindeki dünyanın sonunun 2012'de geleceğine dair işaretler kıyamet senaryoları üretilmesine yol açmıştı.

Ancak ABD'li arkeologların Guatemala'daki Xultun ören yerinde bulunan bir Maya evinin duvarlarında keşfettiği en eski Maya takvimi bu senaryoları çürüttü. MS 9'uncu yüzyıla ait Maya takviminde kıyamete dair bir bilgi bulunmuyor. Boston Üniversitesi arkeologları takvimde kıyamet yerine sürekli tekrarlayan bir zaman kavramıyla sonsuz döngü inancının yer aldığını belirtiyor.

Ayrıca takvimde, Ay, Güneş, muhtemelen Venüs ve Mars'ın yörüngelerine dair gelecek 7000 yılı gösteren hesaplamalar da yer alıyor. Bilim insanları Maya inanışlarıyla ilgili şu tespitlerde bulunuyor: "Mayalar, Dünya'da hayatın devam edeceği ve 7000 yıl sonra da her şeyin o günkü gibi süreceği öngörüsünde bulunmuş. Bizler, sürekli bir son arayışı içerisindeyiz. Mayalar ise hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair güvenilir bir işaret arayışı içerisindeydi. Bu da Mayaların tamamen farklı bir mantaliteye sahip olduğunu gösteriyor."

Sabah, 12.05.2012

TARİHİ KİMLİĞİNE KAVŞUYOR

 

 

Beyoğlu’ndaki 416 yıllık Hüseyin Ağa Camii’nin Demirören Grubu tarafından yapılan restorasyon çalışması devam ediyor. Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan, “Restorasyon sonrası cami tarihi kimliğine yeniden kavuşacak” dedi

 

Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki tarihi Hüseyin Ağa Camii’nin restorasyon çalışması sürüyor. Demirören Grubu tarafından üstlenilen çalışmaları yerinde inceleyen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, restorasyonun tamamlanmasıyla caminin tarihi kimliğine yeniden kavuşacağını söyledi.


Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın koordinasyonunda Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Demirören Grubu arasında 2010 yılında imzalanan protokolle başlayan süreçte restorasyon çalışmalarına başlandı. Saha ekiplerinin 2 haftadır yürüttüğü çalışmaları önceki gün yerinde inceleyen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, çalışmalarla ilgili detaylı bilgi aldı.


Restorasyon çalışmasının ardından caminin tarihi kimliğine yeniden kavuşacağını belirten Demircan, çalışmaları yürüten Demirören Grubu’na da teşekkür etti.

Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 21 Eylül 2011 tarihli proje onayının ardından hızlanan çalışmalar kapsamında ilk olarak cephedeki çimento harçlı eklenti sıvaların ayrılması işlemi yapıldı. Kalem işi desenleri ile hat yazılarının arşivlemesini yapan ekiplerin yapıya sonradan eklenen elemanları temizlemesiyle cami yeniden eski görünümüne bürünecek.

 

1596 yılında yaptırılan cami, II. Mahmud tarafından 1834 yılında ihya edildi. Çıkan yangın nedeniyle uzun süre bakımsız kalan cami yüz yıl sonra Vakıflar tarafından onarıldı. Mihrabının önünde Hüseyin Ağa’nın ve yine Galatasaray ağalarından Davut Ağa’nın kabrinin bulunduğu caminin avlusunda ise Mimar Sinan’ın eseri bir şadırvan bulunuyor.

Milliyet, 12.05.2012

TOPRAK ALTINDAKİ ROMA TİYATROSU

 

 

Bursa İl Özel İdaresi, İznik’te yaklaşık 6 ay önce başlattığı çalışmalar kapsamında, yüzlerce yıldır toprak altında kalmış yaklaşık 1900 yıllık antik Roma Tiyatrosu’nu gün yüzüne çıkarıyor.

 

İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Bilal Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Roma Tiyatrosu’nun bölgedeki en önemli tarihi eserlerden biri olduğunu söyledi.

 

Zaman içinde yıpranan, doğal afetlerde zarar gören ve üzeri toprakla kaplanan tiyatronun bulunduğu bölgede yaklaşık 6 ay önce çevre temizliği başlattıklarını dile getiren Çelik, bu çalışmalarda önemli mesafe aldıklarını bildirdi.

 

Uyuşturucu bağımlılarının barındığı bölgeyi önce tel örgüyle çevirip, güvenliği sağladıklarını anlatan Çelik, şöyle konuştu:

”Ardından temizlik çalışmalarına başladık. Bölgeye birikmiş toprak, çöp ve moloz yığınlarını kaldırmaya başladık. Oradan toprağı kaldırdıkça, aslında çok da bozulmamış bir tiyatronun var olduğunu gördük. İnsanların gözünde sağda solda kalmış 3-5 taş parçası konumundayken, 2 yıl önce başlattığımız çalışmalarla tiyatroyu gün yüzüne çıkarttık. Yüzlerce yıldır toprak altında kalan 1900 yıllık tiyatro yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.”

 

Çalışmalar kapsamında bugüne kadar 200 bin lira harcandığını belirten Çelik, gelecek yıllar için Bursa Valisi Şahabettin Harput’un direktifleriyle 200 bin lira daha ayırdıkları anlattı.

 

Çelik, çalışmaların aralıksız sürdüğünü vurgulayarak, ”Bu yıl sonunda tamamen Roma Tiyatrosu ortaya çıkmış olacak. Bursa’nın tarihi bir gururu olarak burada tiyatroyu sergileyebilecek duruma geleceğiz” diye konuştu.

 

Roma Tiyatrosu’ndaki çalışmaları yürüten ekibin lideri arkeolog Mustafa Ufuk Gürdal ise tiyatronun, MS 111-112 yılları arasında yapıldığını ve günümüzle karşılaştırıldığında ortalama 1900 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirtti.

 

Tarihi yapının, doğal afetlerden çok etkilendiğini belirten Gürdal, özellikle 1050 yılında meydana gelen ve İznik bölgesini büyük boyutta etkileyen depremde büyük hasar gördüğünü söyledi.

 

Tiyatronun çeşitli etmenler sonucu işlevselliğini kaybettiğini dile getiren Gürdal, ”Özellikle arka bölümde karşımıza çıkan seramik fırınlarının kalıntıları, onun dışında kil havuzları ve bununla bağlantılı olarak su kuyularının tespit edilmesi, bizi geç Bizans ve Türk dönemine kadar uzanan bir süreçte burada seramik atölyelerinin varlığını gösteriyor” dedi.

 

Gürdal, 4 uzman ve 15 işçi ile gerçekleştirdikleri çalışmalarda yaklaşık 4 metre derinlikte dolgu toprak temizlendiklerini anlattı.

 

Tiyatro zeminine ulaşabilmek için yaptıkları sondaj çalışmaları sırasında ortaya çıkan taş blokların üzerinde o dönemde taş ustalarının Latince harflerle bıraktıkları imzaları gördüklerini ifade eden Gürdal, ”Duvar işçiliğinin önemli örneklerinden biri olan tiyatronun gelen olarak mimarisine baktığımızda duvar işçiliğinde harcın kullanılmadığını görüyoruz. Taş blokların harç kullanılmadan demir kenetlerle birbirine bağlanmış olduğunu belirledik. Ortalama 3,5-4 tona ulaşan büyük taş blokların kullanıldığını gördük” diye konuştu.

 

Gürdal, gösteri yapılan yerin iç kısmında kalan, tiyatro binasının içini oluşturan odaları açmaya başladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

”Özellikle vomitorium kısmını ve tiyatronun arkasına açılan iki galeriyi ortaya çıkardık. Odalar geçişlerle birbirine bağlanıyor ve tiyatronun arka kısmında bir hat oluşturuyor. Döneminde gösteriye hazırlanan oyuncuların bir tür kulisi olan bu odaları, hazırlıklarını yaptıkları, malzemelerini koyduğu odalar olarak nitelendirebiliriz.”

 

Bu yapının tarihi önemine dikkati çeken Gürdal, ”İznik Roma Tiyatrosu, Güney Marmara bölgesinde 2. yüzyıldan kalan Roma dönemine ait tek tiyatro yapısı. Milli gelire katkısını düşündüğümüz zaman bölgede turizm açısından çok büyük bir önem taşıyor” dedi.

Sabah, 11.05.2012

AKTEMUR BÖLGE TARİHİNE IŞIK TUTTU

 

 

Atatürk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Yönetim Birimince desteklenen bir proje daha yayınla sonuçlandı. Araştırma, “Ardahan çevresindeki soyut insan heykeli formlu mezar taşları” adıyla kitap halinde yayınlanarak bilim camiasının hizmetine sunuldu.
 

Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi, Sanat Tarihçisi Doç.Dr. Ali Murat Aktemur yayınlandığı kitabın içeriği ile ilgili olarak verdiği bilgide, “Tarihi-kültürel geçmişimizle kurduğumuz bağların önemli bir halkası durumundaki mezar taşları, gerek form bakımından gerek üzerlerinde taşıdıkları motifler ve işaretler bakımından değerlendirildiğinde her biri, sanat ve tarih mirası niteliği taşımaktadır” dedi.


Kaynağı Orta ve İç Asya’daki İslamiyet öncesi inançlara göre yapılmış sın taşları (geyik taşı) ve balballara kadar uzanan, İslam İnancıyla birlikte Anadolulu kimlik kazanan, başta çehre olmak üzere vücudun suret veren uzuvlarının soyutlanmasıyla eski Türk mezar taşı geleneğinin soyut insan heykeli formunda devam ettirildiği ifade eden Aktemur, Ardahan yöresi mezar taşlarının Türk-İslam inanç, kültür ve sanatının önemli örnekleri arasında yer aldığını söyledi.
 

“Ardahan çevresindeki soyut heykel formlu kabir taşlarının özellikle Hanefi/Sünni mezhebinden Müslüman Karapapak nüfusa sahip Çıldır ve köylerinde daha yaygın olarak kullanılmış olması dikkat çekicidir”, diyen Aktemur, şunları kaydetti:“Aynı gelenek Kars’ın Arpaçay İlçesi’ne bağlı Karapapak köylerinde de, eski Türk mezar taşı geleneğinin İslami kimliğe büründürülerek verilişinin bir ifadesi şeklinde devam ettirilmiştir. 93 Harbi diye bilinen (1877-1878) Osmanlı-Rus Harbinden sonra, Ağrı-Tutak, Muş-Bulanık, Sivas ve Tokat çevrelerine muhacir olarak yerleşen Karapapaklar, bu geleneği söz konusu yerlere de taşımışlardır. Üzerlerindeki tarihi kayıtlar, soyut heykel formlu kabir taşı geleneğinin yörede Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar yoğun bir şekilde devam ettirildiği, ancak Cumhuriyet’in ilanından itibaren yöreye gelen din adamlarının baskısıyla, bu eski milli geleneğin devamında azalma yaşandığı ve zamanla tamamen terk edildiği, hatta XVIII. yüzyıl sonları – XIX. yüzyıl başlarına ait bazı örneklerin kırılıp parçalandığı gözlenmektedir.”
Aktemur, “Ardahan çevresindeki soyut insan heykeli formlu mezar taşları” adlı kitabın Güzel Sanatlar Fakültesi’nden temin edilebileceğini kaydetti.

Erzurum Gazetesi, 11.05.2012

PERRE ANTİK KENTİNDEKİ BAZI ESERLERE KORUMA YAPILDI

 

 

Kommagene Uygarlığı’nın beş büyük kentlerinden birisi olan Perre antik kentinde bazı eserlerin korunması ve ziyaretçilerin zarar görmemesi için koruma yapıldı.

 

Perre antik kentinde bu yıl düzenlenecek sosyal etkinliklerin sayısının çok olması nedeniyle ziyaretçilerin temasıyla zarar görebilecek yerler ile ziyaretçilerin gezisi sırasında düşme ihtimali olan yerler Müze Müdürlüğü tarafından yaptırılan demir kapı ve korkuluklarla kapatıldı.

 

2009 yılındaki kazılarda ortaya çıkartılan üç kartal ve yazıtın bulunduğu, üzerinde mozaikli bazilika (kilisenin küçüğü) olan Kartallı Oda’ya demir kapı ve pencere, 2007 yılındaki kazılarda ortaya çıkan yerin altına 44 basamakla inilen sarnıcın giriş ve üst kısmında bulunan su kuyusuna demir korkuluk, 2008 yılında ki kazıda ortaya çıkan fırın yapısının üzerine çatı yapıldı.

 

Adıyaman Müze Müdürü Fehmi Eraslan, Perre Antik Kent’in kültürel amaçlarla kullanılmaya başlanıldığını ve bu nedenden dolayı bazı yerlerde koruma amaçlı çalışma yaptıklarını belirtti.

 

Fehmi Eraslan, “Bu yıl baharla birlikte burada sosyal ve kültürel etkinlikler olacak. Buraya gelen ziyaretçilerin gezileri sırasında üzücü bir olay olmaması ve bazı eserlerin korunması adına böyle bir çalışma yapıldı. Hem eserlerin korunması hem de ziyaretçilerin güvenliğini sağlamak istedik. Perre Antik Kent Çevre Düzenlemesi planıyla birlikte bu koruma demirleri daha estetik yapılabilir” dedi.

haberler.com, 11.05.2012





Haber Arşivi
Mayıs 2012






.. TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org

Copyright©1998 TAY Projesi