    





 |
|
| |
 |
|
|
Her Pazartesi sabahı güncelleyerek, bir önceki haftanın haberlerinden bir derlemeyi, çeşitli yorumları ve dizileri bu sayfada ilginize sunuyoruz. Sayfanın içeriğinde, basından seçilmiş ya da sizlerden bize ulaşan arkeoloji / sanat tarihi çalışmalarından, kültür varlıklarıyla ilgili gelişmelere; koruma etkinliklerinden, tarih - kültür alanlarına ilişkin araştırmalara, kültürel faaliyetlere, kısacası "haber değeri" taşıyan birçok konuya yer veriyoruz.
Eğer sizler de bu sayfaya haber, yorum ve görsellerle katkıda bulunmak isterseniz, haber@tayproject.org'a bir ileti gönderebilirsiniz...
|
|
|
|
|
|
13 - 19 Mayıs 2012
|
|
KARACABEY ULU CAMİİ'NİN RESTORASYONU BAŞLIYOR
İki ay önce çıkan yangında kül olan Karacabey’deki tarihi Ulu Cami yeniden restore ediliyor.
Karacabey Müftüsü Hikmet Yazıcı,15. yüzyıla ait Ulu Camii’nin restorasyon çalışmalarının başlaması için hazırlanan röleve raporunun onaylandığını, restorasyon projesinin de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na sunulduğunu söyledi. Yazıcı, mimari özellikleri ve tarihi dokusuna uygun onarım için hazırlanan raporun ardından restorasyon projesinin kabul edilmesiyle yol haritasının kesinleşeceğini kaydetti.
Yazıcı restorasyon sırasında çıkan yangınla ilgili soruşturmanın da devam ettiğini belirtti.
Cumhuriyet Savcılığı’nın bilirkişi raporunun henüz yayınlanmadığını belirten Yazıcı, ’Yangının teknik bir arızdan mı yoksa ağır personel kusurundan mı kaynaklandığı belirlenecek. Eğer ağır personel kusuru saptanırsa yeniden ihaleye çıkılacak. Teknik arızaysa yeni bir hak ediş belirlenecek’ dedi.
Bursa Olay, Haber: Aydın Fidan, 18.05.2012
|
 |
|

|
NAZİLERİN ÇALDIĞI TABLOLAR BULUNDU
Macar Ferenc Hatvany'in dillere destan kayıp sanat koleksiyonu ile ilgili Hollywood filmlerini aratmayacak yeni bir senaryo ortaya atıldı. Avusturyalı gazeteci yazar Burkhart List, Macaristan'ın Naziler tarafından işgali sırasında el konulan; aralarında Fransız ressam Cezanne'dan Monet'ye pek çok sanatçının tabloları, heykeller, kilimler ve goblenlerin bulunduğu değerli koleksiyonun izini bulduğunu öne sürdü. List, 1 milyar euro değerindeki (2 milyar 320 bin lira) koleksiyonun Almanya ile Çek Cumhuriyeti sınırında bulunan Ore Dağı'nın altındaki madende saklandığını belirtti. Budapeşte'nin düşmesinin ardından Yahudi koleksiyoncu Hatvany'den yağmalanan eserlerin gümüş madenine saklandığını söyleyen List, eserlerin yerin yaklaşık 60 metre altında olduğunu anlattı. Ele geçirdiği arşiv belgelerinin kendi tezini desteklediğini öne süren araştırmacı gazeteci, 1944 yılı sonbaharından Alman askerlerinin madene geldiğini gösteren fotoğraflar ele geçirdiğini söyledi. List, madende el haritasında gösterilmeyen iki ayrı tünel olduğunu savundu ve eserlerin bu tünellerde korunduğunu öne sürdü. List, 70 yıldır bulunamayan koleksiyon için araştırma kazısı başlatacağını açıkladı.
Sabah, 18.05.2012
|
|
AKM, 29 EKİM 2013'DE AÇILACAK
İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin tadilatı için açılan ihaleyi 70 milyon lira teklifle alan Yeni Yapı-Taca Ortaklığı inşaata başlıyor. Bina, 29 Ekim 2013’e yetiştirilecek.
Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) güçlendirme, tamirat ve tadilat işleri için yapılan ihale sonrasında ilk çalışmalara dün başlandı. Bakanlık AKM’nin tadilat işleri için 9 Nisan’da bir ihale gerçekleştirdi. 15 firmanın katıldığı ihaleyi, 70 milyon lira ile en iyi teklifi veren Yeni Yapı-Taca Ortaklığı kazandı. Yeni Yapı daha önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin Taca İnşaat da Haliç Kongre Merkezi’nin yapımında yer almıştı. İhale sürecinin tamamlanmasının ardından dün şirkete yer teslimi yapıldı. Bakanlık, firmadan 540 gün sonra, 29 Ekim 2013’te, AKM’nin özgün yapısına sadık kalınarak restorasyonunu tamamlanmasını istedi.
AKM’nin restore edilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sabancı Vakfı arasında da sponsorluk protokolü imzalanmıştı. Bu doğrultuda restorasyon sürecinde Sabancı Vakfı 30 milyon lira katkıda bulunacak.
Haziran 2008’de boşaltılan AKM için Temmuz 2009’da ihale yapıldı. Tadilatın başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olarak belirlendi. 1 Ekim 2009’da biteceği açıklandı. Temmuz 2009’da, Tabanlıoğlu Mimarlık Bürosu’nun hazırladığı projenin uygun olmadığı gerekçesiyle Kültür Sanat-Sen’in açmış olduğu dava çerçevesinde, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kültür Bakanlığı buna itiraz etti. Üst mahkeme de yürütmeyi durdurma kararının kaldırılmasını reddetti.
Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 17.05.2012
|
 |
|
KAYIP ŞEHİR BULUNDU
 
 
Çiçekdağı'nda 2.yüzyıla ait Roma hamamı bulundu.
Defineciler kazdı, muhtar ihbar etti, 'cehennemlik'
ortaya çıktı.
Kırşehir’de 2. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen
Roma hamamı bulundu.
Çiçekdağı İlçesi'nin Büyükteflek Köyünün Kale
mevkiinde, yaklaşık 1,5 ay önce define avcılarının
açtığı yerde tahrip edilmiş tuğla duvar kalıntıları
olduğunu fark eden köy muhtarı Eyüp Baran, İl Kültür
ve Turizm Müdürlüğü’ne bilgi verdi.
Müdürlükte görevli teknik ekiplerin çalışması
sonucu, kazı yapılan alanda çift katlı yapı
bulunduğu, yapının alt katında hamam ocağı
(cehennemlik) olduğu tespit edildi.
İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Gökgül, kazı
alanında gazetecilere yaptığı açıklamada, kaçak kazı
yapıldığı belirlenen bölgenin
sit alanı olduğunu, hamam kalıntıları tespit
edilmesinden sonra kurtarma kazısı başlattıklarını
bildirdi.
Yaklaşık 1,5 aydır sürdürülen çalışmalarda hamam
kalıntılarının gün yüzüne çıkarıldığını ifade eden
Gökgül, şunları söyledi: ”İhbar neticesinde hamam
kalıntılarının bulunduğunu öğrenince kurtarma kazısı
için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kurulu’ndan izin aldık. Teknik arkadaşlarımızın
tecrübeleri ve gayretleriyle kısa sürede böyle bir
eser ortaya çıktı. Bu hamam, burada büyük bir şehrin
olduğuna, şehirde bir mabet bulunduğuna, şehirle
ilintili daha büyük yapılar olabileceğine işaret
ediyor. 2. yüzyıl Roma dönemine ait olduğunu tahmin
ettiğimiz, hamam literatürde yer almayan ve bugüne
kadar hiç kimse tarafından tespit edilmemiş bir
yapı. Kazı çalışmasını sonuna kadar sürdüreceğiz.”
Kazı alanında tuğla ve taştan yapılmış yaklaşık 2
metre yüksekliğinde duvarlar ortaya çıkarıldığını
belirten Gökgül, iki katlı yapının alt katında ateş
yakılan bölüm, üst katında mermer tekneler ve su
giderleri bulunduğunu bildirdi.
Türkiye
İş Kurumu (İş-Kur) İl Müdürü Ömer Faruk Akyol da
kazı çalışmalarında Türkiye’de ilk kez Toplum
Yararına Çalışma Projesi kapsamında eleman
çalıştırıldığını belirtti.
Kazı çalışmalarında
İş-Kur’un belirlediği 8 personelin görev
aldığını ifade eden Akyol, kazı alanında çalışan
personel sayısının artırılacağını,
proje kapsamında çalışanların ücret ve
sigorta primlerinin İş-Kur tarafından ödendiğini
söyledi.
Milliyet, 17.05.2012
|
|
İZMİR SAAT KULESİ'NDEN HIRSIZLIK
İzmir’in simgesi tarihi Saat Kulesi’nden
hırsızlık yapıldı. Kulenin altında çeşmeler bulunan,
dörtbir yanındaki kubbelerin üzerindeki mızrak ucuna
benzeyen 'alem' adı verilen bakırdan yapılmış 3
tarihi figür çalındı. Hırsızlar tarihi değeri olan
kubbelere de zarar verdi.
Hırsızlık, dün gece Maliye Hazinesi’ne ait,
Büyükşehir Belediyesi tarafından bakım, onarım ve
temizliği üstlenilen Tarihi Saat Kulesi’nin saat
mekanizmasının kurulması sırasında fark edildi.
Bakım ihalesini kazanan ve her 6 günde bir saati
kuran saat firması yetkilisi,
İzmir Saat Kulesi’ne birilerinin girdiğini
farketti. Belediye yetkililerine
haber verildi. Kubbelerin üzerindeki bakır
alemlerin çalındığını belirleyen belediye
yetkilileri, Kemeraltı Polis Karakolu’na durumu
bildirdi. Ancak, Karakol yetkililerinin belediye
görevlilerine, Tarihi Saat Kulesi’nin sahibinin
başvuru yapması gerektiğini söyleyerek, başvuruyu
almadığı öne sürüldü.
Belediye yetkilileri, bu sabah yeniden Kemeraltı
Polis Karakolu’na giderek Tarihi Saat Kulesi’nin
mülkiyetinin Maliye Hazinesi’ne ait olduğunu
bildirdi. Bunun üzerine Valiliğin de devreye
girmesiyle karakol görevlileri ve
İzmir Emniyeti Hırsızlık Büro Amirliği ile Olay
Yeri İnceleme Şubesi ekipleri Kule’de delil topladı,
parmak izi incelemesi yapıldı. Polis yetkilileri
demir kapıda zorlama olmadığını, bölgedeki güvenlik
kameralarının inceleneceğini söyledi.

İzmir Saat Kulesi etrafında 4 kule bulunduğunu,
bunlardan birindeki bakır alemin 2007 yılından beri
yerinde olmadığını belirten yetkililer, diğer 3
kuledeki alemlerin çalındığı, bu sırada kubbelerde
hasar meydana geldiği bilgisini verdi. Polis ayrıca,
kule içinde gazate kağıtlarıyla ateş yakıldığını da
belirledi. Ayrıca bira şişesi de bulundu.
Öte yandan
İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve
Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü’nün yaklaşık 1.5
yıl önce Saat Kulesi’nin bakım ve onarımını yapmak
amacıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne müracaat ettiği
öğrenildi.
Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit’in tahta
çıkışının 25’inci yılı nedeniyle 1901’de, Sadrazam
Mehmet Said Paşa tarafından Alman Konsolosluk
binasını da inşa eden mimara yaptırılan
İzmir Saat Kulesi, 25 metre boyunda. Dört
tarafında çeşmeler bulunan kulenin saati, Alman
İmparatoru II. Wilhelm tarafından armağan edildi.
Saat kurulduğu günden bu yana yalnızca bir kere
durdu. 5.2 büyüklüğündeki 1974
İzmir Depremi sırasında hasar alan kulenin saat
kadranları üzerindeki son kat yıkıldı ve depremin
oluş saati olan 02.04’te durdu. İki yıl içerisinde
kule onarıldı ve saat tekrar çalışır duruma
getirildi. Kulenin üzerindeki Osmanlı tuğrası ve
Osmanlı’ya ait işaretler daha sonra kaldırıldı.
Hürriyet, Haber: Utku Bolulu, 17.05.2012
|
 |
"MANASTIR ARAZİSİNDE MÜSLÜMAN MEZARLIĞI OLMAZ"
İstanbul'da Adalar'ın yapılaşma ve imar hareketlerini düzenleyen 1/5000 ölçekli planlar 2011'de İBB'de kabul edildi. Heybeliada'daki Rum Okulu'yla ilgili yapılan düzenleme kapsamında okulun yanında 96 ada 83 parselde yer alan arazinin mezarlık alanı olarak belirlenmesine karar verildi.
Araziyle ilgili düzenlemeye Heybeliada Rum Ruhban Okulu Vakfı, bir eğitim kurumunun yanında mezarlık bulunmasının uygun olmayacağı gerekçesiyle itiraz etti. Ayrıca, Aya Triada Manastırı Vakfı'nın itiraz dilekçesinde de arazinin vakıf adına tescili için 2009'da yaptıkları başvuruyla ilgili davanın İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nde sürdüğü belirtildi. İleride manastıra ait olabilecek arazide Müslüman mezarlığı bulunmasının geriye dönüşü olmayan sorunlar doğuracağı ifade edildi. Talebini değerlendiren İBB İmar ve Bayındırlık Komisyonu, araziyi yeşil alana dönüştürdü. Belediye Meclisi de kararı oybirliğiyle onayladı.
Sabah, Haber: Zeynel Yaman 17.05.2012
|
|
RÖNESANS'IN DEHALARI İSTANBUL'A GELİYOR

Rönesans'ın 3 büyük dahi ressamı Michelangelo,
Leonardo ve Raphael, 1 Haziran'da ilk kez
Türkiye'deki sanatseverlerle buluşacak.
Yapılan açıklamaya göre, "The
Great Masters" sergisi, 1 Haziran'da
Mimar Sinan Üniversitesi Güzel
Sanatlar Fakültesi (MSGSÜ) Tophane-i
Amire'de kapılarını açacak.
16. yüzyıl
İtalya'sının en ünlü üç ustası
Michelangelo, Leonardo ve Raphael'in
bilim ve sanatta nasıl izler
bıraktıklarını anlatan The Great
Masters sergisi, 1 Haziran - 31
Temmuz tarihleri arasında
izleyiciyle buluşacak.
Arter Tasarım, MuseoIdealeLeoanardo
ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar
Üniversitesi işbirliği ile
düzenlenen serginin, dokunmatik
ekranlar ve interaktifler ile
Türkiye'de gerçek anlamda hayata
geçirilecek ilk interaktif sanat
sergisi olma özelliğini de
taşıyacağı düşünülüyor.
Biletleri MyBilet satış kanalları
aracılığıyla satılacak sergi,
Michelangelo'nun ünlü Sistin
Şapeli'ndeki eserlerini, Davud
heykelini, Leonardo'nun "Son Yemek"
freskini, anatomi çalışmalarını,
"Vitriviusİnsanı'nı, Raphael'in ise
"Atina Okulu" freskini detaylıca
inceleme fırsat sunarken, dönemin en
önemli keşifleri perspektif, anatomi
ve ayna konusunda farklı deneyimler
yaşatacak.
İsveçli sergi tasarım şirketi
ExcellentExhibitions
AB tarafından tasarlanan sergi,
dünyaca ünlü İtalyan küratörler
Alessandro Vezzosi ve Francesco
Buranelli tarafından hayata
geçirildi.
Farklı yaşlardan herkesin ilgisini
çeken bir şey bulabileceği sergide,
farklı ilgi alanlarına hitap eden
bölümler de yer alacak.
Cnn Türk, 17.05.2012
|
|
GÖMÜLÜ TARİH GÜN YÜZÜNE ÇIKTI
Manisa'nın Kula İlçesi'nde kullanılmadığı gerekçesiyle 1970'li yıllarda üzeri kapatılan Beş Ulalı Çukur Çeşme yapılan restorasyon çalışmasıyla gün yüzüne çıkartıldı.
Konuyla ilgili açıklama yapan Kula Belediye Başkanı Selim Aşkın, ilçenin tarihi dokusunu tamamlayan karakteristik özelliklerinden olan çukur çeşmelerin restorasyonlarına başlandığını belirtti. Aşkın, "Kurşunlu Camii Meydanı'ndaki, güneyde bir ve kuzeyde iki girişi olan, beş oluğu bulunan Beş Ulalı Çukur Çeşme'yi açma çalışmaları tamamlandı. Gömülü olan tarih gün yüzüne çıktı. Restorasyon çalışmalarını tamamlayarak kültür turizmine dahil edildi." dedi. Kulalılar olarak hep birlikte köklü tarihlerine sahip çıkmak zorunda olduklarını kaydeden Aşkın, "Bu bir vatandaşlık görevidir. Turizm Kula'nın ekonomik ve toplumsal kalkınması için en önemli ve vazgeçilmez kaynağıdır. Bu kaynağın akılcı bir şekilde kullanılabilmesi ve zengin doğal tarihi ve kültürel potansiyelin daha iyi değerlendirilebilmesi için uygun stratejiler ve projeler geliştiriyoruz" diye konuştu.
Manisa Kent Haber, 16.05.2012
|
 |
|

|
DEFİNE AVCILARINA SUÇÜSTÜ
Kütahya'nın Simav İlçesi'nde ormanlık alanda define arayan 3 kişi jandarma tarafından suçüstü yakalandı.
Simav'a bağlı Aksaz Köyü, Başalan mevkiinde, Gavur Evleri olarak bilinen bölgede bazı kişilerin kaçak kazı yaptıkları yönünde ihbar alan jandarma, köye baskın yaptı. Ormanlık alanda iş makinesi yardımı ile geniş çaplı çukur açan N.K. (42), A.A. (32) ile Y.K. (25) gözaltına alınırken; kazıda kullanılan kazma, kürek, el feneri, halat, merdiven, el arabası, plastik kova, çıkrık, el feneri gibi aletlerle 3 motosiklete de el konuldu. Kazı esnasında çam ağaçlarının tahrip edilmesi sebebiyle Simav Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri de bölgede inceleme başlattı.
Manisa'ya bağlı Demirci İlçesi'nden geldikleri öğrenilen şahısların, ifadelerinin alınmasının ardından adliyeye sevk edileceği bildirildi.
Kütahya Kent Haber, 16.05.2012
|
|
YENİKAPI PROJESİ'NİN FİNAL DEĞERLENDİRME RAPORU
YAYINLANDI

“Yenikapı Transfer Noktası ve Arkeopark Alanı
Uluslararası Mimari Avan Projesi" Davetli Hizmet
Alımı'nın final değerlendirme raporu yayınladı.
Raporda projeye yönelik genel beklentiler ele alınırken, her bir ekibin
projeleri hakkında da değerlendirmeler yer alıyor.
Rapor şu şekilde:
"1. İstanbul'un Yenikapı bölgesini kentsel planlama
ve kentsel tasarım açısından düşünürken, çok zengin
sayıda kentsel olanaklar ve her bir olanağın da pek
çok esin kaynağı olabilecek seçenekleri vardır.
a. Bu bölgedeki yeni formülasyonlar için ilham
kaynaklarından biri de, ortaya çıkartılmakta olan
çok değerli arkeolojik buluntular ve bu alanda
İstanbul'un tarihini derinleştirecek bir
Arkeo-Park'ın düzenlenmesidir. MÖ 6000 yıllarından
beri alanda toplanan Roma, Bizans Surları, antik
liman ve inanılmaz zenginlikteki kültürel eserleri
ile, Arkeo-Park bu bölgeyi farklı ve benzersiz
kılmaktadır. Bu kesinlikle küresel ve kültürel
açıdan duyarlı insan gruplarının dikkatini
çekecektir. Ziyaretçiler burada inşa edilecek olan,
"Kent Arşivi"nin de değerinden yararlanacaklardır.
Dolayısı ile "Arşiv"in lirik birlikteliği ile
arkeolojik alanı kaplayan buluntular ve doğal
topografya çok önemle ve duyarlı bir biçimde dikkate
alınmalıdır.
b. Diğer güçlü bir ilham kaynağı, üç farklı raylı
sistemin bir araya geldiği "Raylı Sistemler Aktarma"
noktasıdır. Gelecekte buradan her gün 1.400.000 ile
2.000.000 kişinin geçmesi beklenmektedir. Yeryüzünde
birçok metropolün nufusuna eşit olan bu rakam
etkileyicidir. Yolcuların ihtiyaçları rahatlık ve
iyi geliştirilmiş destek sistemleri gerekliliği için
dikkate alınmalıdır. Raylı sistem kullanıcılarından
bazıları kullandıkları sistemi değiştirecek,
bazıları Boğazı geçmek için deniz ulaşım araçlarına
veya Türkiye'nin batısına gitmek için feribotlara ya
da daha heyecanlı turlar için yolcu gemilerine
geçeceklerdir. İnsanlar ve onları taşıyan araçların
bu kompleks bağlantıları destekleyen doğru ölçekte
imkanlara ve düzgün tesislere ihtiyaçları vardır.
Fakat, biz Yenikapı'nın bir başka XXL (Mega)
Alışveriş Merkezine ihtiyacı olduğunu düşünmüyoruz.
c. Kent ölçeğinde alanı düzenleyen diğer bir
davranış biçimi, Yenikapı'da yer alacak konserler ve
diğer toplu organizasyonlar gibi yoğun aktiviteler
nedeni ile alana gelmesi beklenen ziyaretçilerin
sayısına bağlı olabilir. Bu ayrıca deniz kıyısında
geceleri yapılabilecek olan etkinlik ve konser
olasılıklarını da akla getirmektedir.
d. Buna rağmen bazen ziyaretçiler sadece
Yenikapı'yı ve Tarihi Yarımada'yı tanıdıkları birini
görmek için ya da iş için geleceklerdir. Gitmek
istedikleri yere otobüs, tercihen servis
(shuttle-mekik), taksi ile veya yürüyerek
gideceklerdir. Bu insanlar ve bu alanda çalışanların
ne olursa olsun Yenikapı'ya arabalarını getirmeleri
özendirilmemelidir. Burası kent kültürü ile içiçe
bir toplu ulaşım noktası olacaktır.
2. Öneriler, halkı, yaşlılar, çok gençler ve
özürlüler dahil, etkinliklerini yapmak için yürümeyi
tercih etmeleri durumunda destekler biçimde
olmalıdır. Rahat yürüyebilmeleri için, yıl boyu hava
şartları ciddi bir şekilde göz önüne alınmalıdır.
Bütününde yaya yolları, kaldırımlar vb., bütün
mevsimlerde yayalar için konforlu güvenli olmalıdır.
3. Tarihi Yarımada'da yeşil alanlar, ulaşım
sistemleri, kıyı tasarımı, kent simgelerinde olduğu
kadar ulaşım sistemlerinin kullanımı yoluyla,
bağlantı sistemlerinde ya da görsel bağlantılarda
belirli süreklilikler vardır. Yenikapı önerileri
sürekliliklere gönderme yapmalı ve saygı
göstermelidir. Zorlayıcı yeni kentsel dokular ile
onları zorlamalıdır.
4. Sahil, deniz kenarı, deniz kenarındaki yürüyüş
yolu, küçük limanlar, iskeleler, bunların hepsi
kentsel planlamanın anlamını ortaya çıkaran kentsel
tasarım elemanlarıdır. Bunlar ayrıca kullanıcıların
gelecek yıllarda değerini daha fazla takdir edeceği
kentsel mimariyi de biçimlendirirler. Tasarım
üslubunda cesaretlilik ile vurgulanan alternatif
yorum gerektirmektedir.
5. Benzer bir şekilde Aksaray Meydanı'nın da,
daha özenli ve ilham veren bir tasarım yaklaşımına
ihtiyacı vardır. Tarihi Yarımada içindeki ölçeği
kadar kullanım talepleri de yeniden tanımlanmayı
gerektirmektedir.
6. Aksaray Meydanı, Yenikapı raylı sistem aktarma
noktası ile deniz limanına bağlanırken, İnebey
Mahallesi ve Yalı Mahallesi'nden geçmektedir. Her
ikisinin de ani ve hızlı kentsel dönüşüme uğraması
beklenmektedir. Tasarımcılar ve plancılar, bu
değişimi uygulama ve tasarım yönetimi önerileri ile
yönlendirmeli ve biçimlendirmelidir.
7. Alandaki tesislerin ve binaların enerji
gereklilikleri iyi bir biçimde tanımlanmalı ve
hesaplanmalıdır. Kamu/Özel Ortaklığı ile
sürdürülebilir çözümler yaratmak için planlama ve
tasarım yolu ile olası önlemler alınmalıdır. Kentsel
peyzaj planlaması ve tasarımı bu konuda en büyük
yardımı sağlayacaktır. Yenikapı bölgesi, sosyal ve
doğal ekolojiler de dahil olmak üzere "Ekoloji
Dostu" (Çevre Dostu) olmalıdır. Ekoloji, enerji
bilinçli tasarım olduğu kadar sağlıklı çevreleri de
içeren doğal destek sistemlerini de kapsamaktadır.
8. Yukarıda özet olarak bahsedilmiş olan
erişilebilirlik, emniyet ve güvenlik, tasarım
boyutları, çok önemli kentsel tasarım konularıdır.
Önerilerin bu boyutları ele almış olması
beklenmiştir.
9. Kentsel Tasarım yönlerine daha doğrudan
yönelinmesi de önemli olan konular:
a. Yerel Yönetim tarafından kuvvetle
destekleniyormuş gibi görülen, sahil karayolunun
yeraltına alınmasının sorgulanması,
b. Müze için güçlü görünürlükte bir nesne- bina
olmasının arzu edilip edilmediğinin (Prestij ve
bütçesinin bulunabilmesi nedenlerinden dolayı)
sorgulanması,
c. Sahilden iç kesimlere kadar yeşil alanların
sürekliliğinin sağlanmasının sorgulanması (yani
büyük bir park olarak yapmak için),
d. Mevcut feribotun otomotiv bileşenlerinin alan
dışına taşınma potansiyelinin sorgulanması
Seçici Kurul aşağıda belirtilenleri anlamaya ve
değerlendirmeye çalışmıştır:
a. Her tasarım ekibinin sundukları kentsel
planlama ve kentsel tasarım önerileri ile Tarihi
Yarımada ve özelinde Yenikapı Alanına ilişkin
incelemeleri ve hedefleri,
b. Her grubun kentsel tasarım ve mimari hedefleri
ve değerlendiricinin beklentileri ve
Yukarıda söz edilenlere kısaca dokunurken her
projede özel noktalara değinen yorumlarımız
aşağıdadır:
1.
EMRE AROLAT MİMARLIK: YENİKAPI
a. Filmde, analiz adımlarının ve konseptin nasıl
geliştirildiğinin gösterilmesi kadar fiziksel olarak
karşılığının geliştirilmesi de çok iyi sunulmuştur.
Fakat sunulan proje önerisi, alanın ve film ile
yapılan analizin vaat ettiklerini karşılamamaktadır.
b. Ana fikir kurumsal olmayan ucu-acık ve şeffaf
bir yapıya sahip olmaktır. Bunun konfigürasyonu
(kesitte) ulaşım sistemleri ve Kent Arşivi arasında,
mimarisi ile geliştirilen kentsel bir doku olarak
bir platform üzerinde başlamaktadır. Bu yavaşça
gelişecektir. Dokusal yapının zenginliği, ana
mekanların hacimleri ve aralarda yer alan form ve
mekanlar ile yaratılmıştır. Sonra onları bağlayan
saçaklar bulunmaktadır. Bu oldukça kabul edilebilir
kavramsal bir öneridir, ancak önerilen üst yapı
sonuç ürün olarak dünyanın her yerinde
rastlanabilecek standart bir mekan (mekanı olmayan
yer/ non-place) önerisidir (kabul edilebilir bir
fikir). Mekanın, göreceli olarak çok sayıda küçük
yapılar ile belirginleştirilmiş olması onu, daimi ve
önemli derecede belirgin bir yer olarak göstermiş
ancak Seçici Kurul tarafından Tarihi Yarımada'nın bu
özel noktası için uygun olmadığı düşünülmüştür.
"Non-place" birimler olarak tasarlanan, doğaları
gereği geçirgen ve şeffaf olmaları beklenen yapılar,
çok kuvvetli bir şekilde görünür ve kalıcı birimler
olarak değerlendirilmiştir. Bu yüzden de kavramsal
olarak önerilen peyzaj içinde göze batmaktadır.
c. Şartnamede (Design Brief') bir gereklilik
olmadığı halde, deniz kıyısında orta katlı
binalardan oluşan yeni bir kentsel doku
önerilmiştir. Her ne kadar bu doku Transfer
Merkezinin dokusu ile ilişkilenecekse de, söz konusu
alanda, yaşayanların sayısını arttıracağından dolayı
Şartnamede 'te öngörülmemiştir. Bu kritik planlama
ve tasarım hareketi yeni kentsel adaları oluşturarak
bina stokunu anlamlı bir şekilde arttıracaktır. Aynı
zamanda binaların altlarında garajları da vardır. Bu
yerel trafikteki artış, hem insan kalabalığına neden
olacak, hem de aşırıbir trafik yoğunluğu
yaratacaktır.
d. Her ne kadar, bu yeni bina stoğu denizin çok
yakınında ise de marina üzerinde yapacağı etki
imgesel olarak gerektiği kadar geliştirilmemiştir.
Öneri, deniz kıyısı yerine, başka bir yaya şemasını
önemli olarak vurgulamıştır. Kennedy Bulvarı, araç
trafiğinden temizlendikten sonra, "Ana Yaya Aksı"
olarak işleyecektir. Bununla birlikte deniz kıyısı
gelişimi ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Bu
iyi bir seçenektir. Diğer gruplar önerilerini
geliştirirken bu düşünceye değer vermelidirler.
e. Deniz bağlantıları ve Roma Limanı oluşumları
için tasarım çözümleri sadece kavramsal olarak ele
alınmıştır. Varolan önerilerin mekanın geçmişteki
anlamı ile bağlantısının nasıl kurulacağının tam
anlamıyla üzerinde durulmamıştır.
2.
TABANLIOĞLU MİMARLIK
a. Grup, çok kuvvetli kentsel görselleştirme
yöntemleri ile çok-boyutlu bir kentsel analiz
yapmıştır. Gelecek yıllarda, bu grup tarafından
hazırlanan dokümanlar Belediye tarafından farklı
amaçlar için kullanılabilir.
b. Bununla birlikte, Yenikapı Aktarma
Noktası'nın, 20. yy.'ın bir Avrupa kentinin (sunumda
ortaya konulduğu gibi) ana istasyonu gibi inşa
edilmesi, önerinin temel varsayımlarından biridir.
Ancak Brief'de belirdildiği gibi, bu alan çok
doğallaştırılmış ve çok etkileyici bir Arkeo-Park
olarak, hatta kentin tek Arkeo-Parkı olarak,
kentsellikten uzaklaştırıldığı için böyle bir
düzenlemeyi kaldıramayabilir.
c. Fakat bütün bunlar hem Tarihi Yarımada'yı
besleyecek, hem de ondan beslenecektir. Bununla
birlikte aktarmalar için gerekli herhangi bir
düzenleyici mekan düzenlemesi yoktur.
d. İyi biçimlendirilmiş deniz-iskeleleri
bulunmaktadır, fakat denizin etkileri nedeni ile
düzgün bir şekilde işlemeleri mümkün olmayabilir. Bu
durumda, mevcut iskelenin konuşlandırılması iyi bir
örnek olarak alınabilir. Yeni bir eğlence ortamı
yaratacak olan ek bir "Lido" önerisi vardır. Bununla
birlikte, deniz kıyısındaki yaya yolu iyi bir
şekilde düzenlenmemiş ve "Lido" işlevi ile de
bütünleşmemiştir.
e. Erişilebilirliğin arttırılması için daha üst
bir seviyede giden bir yaya platformuna ihtiyaç
vardır.
f. Yeşil park, kavramsal bir model önerisine
doğrudan gönderme yapmamaktadır.
g. Yalı Mahallesi için yeni bir dönüşüm modeli
önerisi eksiktir.
h. Mustafa Kemal Bulvarı gizemli bir kentsel
bileşen olarak bırakılmıştır. Kimi başka önerilerin
tersine hala kentsel alanı ikiye bölmektedir.
i. Tramvay ve yaya hareketlerinin aynı seviyede
olması güvenli olmayabilir. Ayrıca, kara ve deniz
birleşimlerinde yer alan kenar detayları güvenlik ve
emniyetl açısından sorunludur.
j. Proje kavramsal veya tasarımsal olarak
Arkeo-Park'a odaklanmamıştır. Arkeolojik
değerlendirme istenilen düzeyde değildir. Herhalde
buna bağlı olarak Kent Arşivi Binası da iyi bir
şekilde geliştirilememiştir.
k. Makro düzeydeki bitkilendirme fikirleri
iyidir. Mikro düzeydeki peyzaj tasarımı ise hiç
geliştirilmemiştir. Yeşil peyzaj projesi çok
zayıftır.
l. Alanın çevresindeki dönüşüm kuralları iyi bir
şekilde tanımlanmamıştır
3.
SELGASCANO (ESTUDIO CANO LASSO + DB MİMARLIK)
a. Ekibin disiplinler arası çeşitlilik düzeyi alana
özgü danışmanları kapsamamaktadır. Ev sahibi ülkeden
danışman veya proje ekibi katılımcıları eksiktir. Bu
eksiklik de öneriye de iyice yansımıştır.
b. Projede, alanda yer alan neolitik döneme ait
kulübelere gönderme yapılmaktadır (özellikle de
biçimsel olarak nehir yatağı kazılarından
kurtarılanları andıranlara) ve model olarak
kullanılan biçimin bu formların
kavramsallaştırmasına çok iyi uyduğu iddia
edilmektedir. Bununla birlikte sunum, önerilen
sistemin yeni bir genel inşaat sistemi olarak diğer
alanlarda da kullanıldığını ve geliştirildiğini
göstermektedir. Bu sistemin, alana uygulanma biçimi
yeni bir topografya yaratmak amacıyladır.
Kullanılabilir alanların iç kesimleri, Aktarma
Binası ve müze olarak işlev görecek gerekliliklere
yönelik bölümsel kapasitelere sahip değildir. Bu
anlamda, bu tip mekanlar için önerilen hamamların
tavan penceresi, bir tür hafif bir "Oryantalizm"
olarak ele alınmıştır. İstenilen binaların sosyal
olarak hamamlara nazaran daha açık olacakları ve
bunun gibi sosyal olarak aktif olan binaların çok
sayıda insana hizmet vereceği göz önüne alındığında,
binanın kabuğunun daha geçirgen ve dışarısı ile daha
etkileşim içinde olması gerekmektedir.
c. Projede, alan için gerekli olan esneklikten
çok, yapısal bir model olarak önceden düşünülmüş
soyut sistemin geliştirilmesine önem verilmiştir.
Belki de iki ya da üç sistemle alanın ihtiyacı
benzer bir anlayışlar sağlanabilir. Bu alanın
gereklilikleri ile ilişki kurmayan bir kavramsal-
kentsel peyzaja yönelik bir başlangıçtır.
d. Alanın arkeolojik özelliklerinin
anlaşılmasının yanında onların irdelenmesi de
böylesine önemli duyarlılığa sahip buluntular için,
beklenen düzeye getirilememiştir.
e. İklimsel önlemler olarak, sadece hava
sıcaklığı basıncına yönelik olarak, genellikle de
28C'den aşağıya düşürmek için ele alınmıştır. Kış
mevsimindeki nemin etkisine değinilmemiştir. Ayrıca
peyzaj tasarımında çevrenin kışın kullanımından
bahsedilmemektedir.
f. Alan, tasarım grubundan çok yüksek düzeyde bir
çeşitlilik talep etmektedir. Dağa benzeyen kubbe
sistemleri ve binaya benzeyen diğer sistemler duruma
hitap etmemektedir. Her ne kadar özellikli alanlar
inşa edilmiş olsa da, belki de peyzaj ile daha fazla
ilişkisi olan modeller gerekmektedir.
4.
FARRELLS
a. Öneri bütününde, Tarihi Yarımada içindeki kentsel
durum kadar onun İstanbul'daki bağlantılarının çok
iyi hazırlanmış bir analizidir. Uluslararası benzer
ölçekteki diğer projeler için kavramsal çalışma ile
iyi desteklenmiştir.
b. Kavramsal yaklaşım ciddi kentsel planlama
stratejileri ve ilişkili kentsel teknoloji önerileri
ile yapılandırılmıştır. Fiziksel yorumlar da çok iyi
bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Alanda çok sayıda
otobüs durağı önerisi (zemin seviyesinde) sadece
nüfusun geneli için değil aynı zamanda ve özellikle
de yaşlılar, özürlüler ve çocuklar için çok iyi bir
stratejidir. Bu hizmet ve toplu taşıma biçimi
şiddetli hava şartları dönemleri için de son derece
önemlidir.
c. Sunum sırasında yapılan, "alanın tamamında tek
bir fikrin zaman içinde kullanılamayacağı"nı öne
süren açıklama önemli bir uyarıdır. Gelişim
stratejisi alanın tamamı için tek bir fikir yerine
bu değişim fikrini izleyecektir. Bir dizi farklı
gelişim kapasiteleri önerisi de (belki de birçok
farklı yatırımcı için) iyi bir fikirdir. Bunun
arkasında yer alan kentsel gelişim önerisi ilginçtir
ancak Brief'de istenilmemiştir.
d. Sürekliliği olan bir kıyı düzenlemesine
yapılan gönderme önemlidir. Ancak gösterilen varolan
kentsel deniz bağlantıları çeşitli kurumları
ilgilendiren bir çalışmadır ve iyi
bütünleştirilmemiştir.
e. Yukarıda (c) ve (d) maddelerinde belirtilen
noktalar, ne yazık ki önerinin problematik doğasını
da oluşturmaktadırlar. Bu da alana ve çevresine çok
yüksek bir seviyede nüfus getirmektedir. Belediye ve
plancılar aslında nüfusu azaltmayı istemektedirler.
Önerilen projenin kıyıda getirdiği gelişme dünyadaki
diğer kıyı gelişmeleri ile benzerlikler
göstermektedir. Bu özel alan kendine özgü çözümler
gerektirmektedir.
f. Peyzaj düzeni yapılmış çatı ve teraslanmış
alanlar iddia edildiği kadar iklim dostu değildir.
Sonuç olarak ortaya çıkan peyzaj kullanıcı dostu
olamamakta ve kullanımdan çok kopuktur.
g. Öneri diğer projeler ve alanlar için önerilen
modelleri kullanmaktadır. Yenikapı alanına yönelik
bazı yeni modellerin geliştirilmiş olması gerekli
idi.
h. Otel ve ofis binaları yapıları projelerin
sahipleri tarafından tanımlanan hedefleri
karşılamamaktadır. Mimarileri çok anonim gözükmekte
ve Arkeo-Park Alanına ve Tarihi Yarımada ruhuna
cevap vermemektedir.
5.
EISENMAN MİMARLIK + AYTAÇ MİMARLIK: "KARELENMİŞ
ARKEOLOJİ"
a. Palimpsest (silinip üzerine yeniden yazılmış
parşömen yada yeniden kazınmış gravür kalıbınaki
geçmiş izleri) kavramını kullanmak bu görevin
doğasında vardır ve bu projede çok iyi
geliştirilmiştir. Sadece bir analiz olarak değil,
aynı zamanda Arkeo-Park'ın çok güçlü varlığına bağlı
olarak yeni kentsel dokuların geliştirilmesi için de
kullanılmıştır.
b. Transfer ve arşiv yapılarını alt kotlara
oturtarak az katlı binaları ile, Tarihi Yarımada
için güçlü ve düzeni bozmayan bir mimari yapının
varlığı göz ardı edilerek iyi bir çözüm önerisi
üretilmiştir. Bununla birlikte, bir dizi çok
sınırlandırılmış mimari kesitler ile de elde
edilebilirdi. Eğer proje kesitleri geliştirir ve
mimari düzenin kendine özgü ifadeleri de
geliştirilebilirse, zenginleştirilebilir.
c. Roma duvarları, kısmen batık olan ve bir
şekilde kayıp olan orijinal duvarı yerinde yenileyen
duvar yapısı ile çok iyi vurgulanmıştır.
d. Binalar ve topografyanın kentsel yorumları,
peyzaj tasarımı ve de sonuç olarak ortaya çıkan yeni
topografya, antik duvarlar ve deniz ile de iyi bir
etkileşim içindedir. Bu sonuçta yapılanmanın
çelişkili bir öneri olmasını engellemiştir. Kent
Arşivi/Müze Binası ve toplu taşıma odağı arasında
her iki tarafı da yumuşatan esnek donatılar yer
almaktadır.
e. Toplu taşıma ve erişilebilirlik gibi kentsel
boyutlar ile ilgili çalışmaları iyidir. Bisiklet
için yaratılan olanaklar, önerildikleri şekli ile
çok iyidir ve bu yol sistemleri çok güvenlidir.
f. Arkeolojik Rapor'da benzer şekilde çok iyidir.
Buluntuları ve değerlendirilmelerini ve yeniden inşa
etme seçeneklerini çok sürdürülebilir biçimde ortaya
koymuştur.
g. Kıyı kenarının yeniden biçimlendirilmesi ile
sahil çok iyi bir şekilde tasarlanmıştır. Liman iyi
bir marina tasarımı ile uzatılmıştır. Diğer bir
güzel davranış ise denizi çok estetik bir şekilde
karanın içine yönlendirmektir. Her ne kadar kara ve
deniz arasındaki ilişkiler çok yenilikçi bir şekilde
yeniden inşa edildiyse de, kıyı kesiminde yaya
kullanımı minimal olarak tanımlanmıştır. Kış ve yaz
dönemleri kullanımları göz önüne alınmamıştır.
h. Kuzey ve güney geçişler çok iyi yapılmıştır.
Fakat geçiş, iklimi kontrol amaçlı peyzaj tasarımı
veya araçlar açısından iyi tasarlanmamıştır.
i. Arkeo-Park üzerindeki yaya hareketi de çok
iyidir. Her anlamda yeni kentsel peyzaj deneyimleri
bulunmaktadır.
j. Yatırım için önerilen model bir Kamu-Özel
Ortaklık modeli şüphesiz iyi bir seçenektir.
k. Öneri çeşitli uzmanların katkıları ile ve çok
boyutlu çözüm önerileri ile, Yenikapı'nın tarihsel
çerçeve içinde kentsel gelişmenin önemli bir örneği
olmasına yönelik olarak geliştirilebilir.
6.
FRANCESCO CELLINI Insula - HÜSEYİN KAPTAN Atelye 70
a. Bu öneri hem eski modelleri hatırlatan, hem de
yeni seçenekler üreten, iyi düşünülmüş yeni kentsel
dokular ve deneyimler sağlamaktadır.
b. Önerinin bir güçlü yönü de ayrıca arkeolojik
alanın çok iyi yorumlamasıdır. Peyzaj önerileri yeni
geliştirme modellerini olduğu kadar Arkeo-Park
önerisini de onurlandırmaktadır.
c. Kentsel öneri, genel olarak normal kentsel
dokudan Arkeo-Park'a geçişi küçük hareketler ve
yatıştırıcı kentsel eylemler ile
gerçekleştirmektedir. Kent dokusu ile Arkeo-Park
arasında yer alan Kültürel Park; iki ölçek
arasındaki geçiş açısından iyi bir yoldur. Bir dizi
avlu etrafında tasarlanan tek katlı yapı olarak
önerilen tasarım, çimlendirilmiş ve çiçeklendirilmiş
çiçek bahçelerinin arasında duran, meyve bahçelerine
benzetilerek yaratılmıştır.
d. Ağaç gruplarının kentsel tasarımı da çevre ile
ilişkili tesisleri destekler bir biçimde iyi
yerleştirilmiştir.
e. Mevcut ulaşım sistemleri ve yeni servis
sistemleri arasında iyi bir ayırım önerilmiştir. Ana
bulvarların yer altında ve yerel trafiğe hizmet eden
ikincil derecede yüzey bulvarları ağının olması iyi
bir fikirdir.
f. Aksaray Meydanı için önerilen yapı
çevresindeki alana hizmet etmek ve onu dönüştürmek
üzere önerilmiştir. Bu, semtin tamamını yeni ve
yüksek enerjili bir alana dönüştürecektir. Bununla
birlikte, tesis ve tasarım yönetimi önerileri
eksiktir.
g. Roma Limanı'nın varlığını yansıtan ve su
yataklarının kullanımı yolu ile deniz-duvar
ilişkilerinin simülasyonunu öneren iki öneriden
biridir.
h. Yeni marina ve "Lido" önerileri marinaların
güvenlik ve emniyet standartları ile aynı
çizgidedir. Yeni adanın oluşumunun ve atık su arıtma
tesisinin önerilmesi geniş rekreasyon alanları
sağlamaktadır ancak tasarım anlatımları aynı statüde
değildir.
i. Filmdeki bina ve onun bazı kesitleri alanın
insani tavrını doğrulamamaktadır. Yapının büyük
arkeolojik nefi kesitte karşılığını bulmamıştır.
Nefin ortasındaki odalar kullanılmaz duruma
gelebilecektir. Müze binasının yüksekliği 25
metredir ki bu Tarihi Yarımada'nın zemin ilişkileri
tartışmaları açısından kritik olacaktır.
j. Binaların yüzeylerinin antik buluntuların
enkazları ile işlenmesi ilginçtir. Fakat yönetim
açısından fizible olmayabilir.
k. Bu öneri, Yenikapı projesinin tüm
gerekliliklerini iyi bir yaklaşım içinde ele alan
diğer bir proje olmasının yanı sıra, Yenikapı'nın
her arazisi için alternatif çözümler sağlamaktadır.
Bununla birlikte, Projenin geliştirilip, önerilen
binanın yeniden tasarlanması gerekmektedir.
7.
MVRDV ve ABOUT BLANK + ARCADIS + MSP: "ISTANBUL YENİ
KAPI"
a. Bu grup, Tarihi Yarımada'ya ilişkin uygun bir
analiz yapan ve odak noktası olan alanlar ile
bağlantılarını gösteren nadir gruplardan biridir.
b. Yenikapı alanındaki bölgesel bağlantıların
kimlikleri parçaların kavramsal olarak
markalaştırmasını sağlamaktadır. Vizyon, sunum ve
inşa edilmiş çevre ilişkileri belirgin bir şekilde
verilmiştir.
c. Projenin kendine özgü iyiliği, kuvvetli bir
kuzey-güney ekseni (aks) oluşturmuş olmasıdır. Bu
eksen yalnız yollar ile tanımlanmamış, aynı zamanda
Aksaray Meydanı'nı hızlı transfer noktalarının kara
bağlantı sistemi ile ve de deniz bağlantısı ile
birleştiren ve kısmen kavramsal olan kentsel plato
ile de tanımlanmıştır.
d. Transfer Merkezi'nin, Arşiv Binası'nın ve kazı
noktalarının ve de onları birleştiren Meydan'ın
(Plaza) yapay deliklerini kullanarak yeni bir yapay
topografya yaratmıştır. Bu, sunum filminde ve
çizimlerin bazılarında daha net olmasına rağmen,
plan bu yeni el değmemiş yapay topografyaya gönderme
yapmamaktadır. Ancak parçaların rastgele peyzajını
göstermektedir.
e. Proje açısından girişte bahsedildiği üzere
kıyı kesimi, bu istisnai yer için özellikli
olmasından dolayı çok önemlidir. Öneride Tarihi
Yarımada'nın neredeyse çoğunluğunun Güney Sahil'in
kentsel tasarımı eksiktir.
f. Peyzajın iklimsel formülasyonları ana ulaşım
aksı açısından ve bağlantı seçenekleri açısından
İstanbul'un ikliminin çok yumuşak olduğunu kabul
etmektedir. Bununla birlikte, İstanbul yılın 5
ayında şiddetli kış şartlarına sahiptir ve alan bu
durumda, son derece önemli işlevleri bir yana, dış
kullanımlara da sahip olamayacaktır. Bu durum aynı
zamanda şiddetli yaz hava şartları için de
geçerlidir. Alan yılın 6-7 ayı kullanılamayacaktır.
Arkeolojik odak noktaları için iklimsel denetim
öğeleri de eksiktir.
g. Ulaşım modelleri açısından; bazı noktalarda
yaya ve tren dolaşım sistemleri arasında, yayaların
özgür ve güvenli hareketlerine engel olan aynı
seviyede geçişler bulunmaktadır.
h. Yeraltı otoparkı Arkeo-Park'ı olumsuz
etkileyebilir. Binalar ve kazı alanları arasında
kalan mekanlar yapay topografya gibidirler.
8.
MİMARLAR VE HAN TÜMERTEKİN, HASHIM SARKIS STUDIOS:
"YENİHAT"
a. Bu önerinin filmi ile katılımcılardan üzere
müellif ve izleyici arasında (değerlendiriciler
dahil) iyi bir iletişim geliştirmek, önerinin ruhunu
ve hikayesini anlamak ve tadına varmayı talep
edilmekteydi. Bu durumda, bu amaç ile üretilmiş film
bu gereklilikleri sağlamamaktadır. Çok kısadır ve
öneri tasarımın veya önerilen yaşamın ruhunu
yansıtmamaktadır.
b. "Yenihat" alandaki tüm fikirleri
bütünleştirmek için önerilen yeni bir yapısal
fikirdir. Bu doğudan batıya, Cerrahpaşa'dan İDO
Terminali'ne uzanan yeni bir hareket sistemidir.
Roma ve Bizans duvarlarını yansıtmaya çalışan bir
fikirdir. Fark, önceki duvarların Tarihsel
Yarımada'yı çevreleyen karmaşık doğal güçlere karşı
oluşturulmuş olması, bu önerinin ise iki nokta
arasındaki en kısa mesafenin bir doğru olduğu
fikrinden biçimlenmiş olmasıdır.
c. "Yenihat"ın iyi yanı bütün alana bakıldığında
yayalar için çok etkileyici bir gezi yolu
(promenade) sağlamış olmasıdır. Buna rağmen gezi
yolu yer üstündeki farklı işlevlerle bütünleşik
olarak biçimlenmemiştir.
d. "Yenihat" tren seviyesinde acil yürüyüş
yolları olmayacak derecede çok dar bir yapıdır, ve
zemin seviyesinde trenler olduğu için, duvar gibi
bir cephesi vardır. Zemin seviyesindeki geçişlere
yönelik herhangi bir açılım sunmamaktadır. Bu
nedenle Doğu ile Batıyı bağlamaya çalışırken, Güney
ve Kuzey aksında kentsel alanı ikiye bölen gerçek
bir duvar oluşturacaktır.
e. Öneri arkeolojik duvarların etrafındaki alanın
araştırma için kazılmasını fakat yeniden kapanmasını
önermektedir. Bu alanda çok güçlü bir görsel ve
kültürel çekimin kaybedilmesine neden olacaktır.
f. Seçici Kurul'un anlamakta zorlandığı temel
nokta, arkeolojik buluntuların ve Arkeo-Park
kavramının ve Arşiv Binalar'ının çok hafif bir
şekilde ele alınmış olması ve sonuçta, kavramsal
projenin Arkeo-Park'ın kamusal gelişme alanına
dönüşmesini önermesidir.
g. "Yenihat"ın Güney kesimi iyi bir şekilde
geliştirilmemiştir. Bu da iyice geliştirilmemiş bir
deniz kıyısı önerisini getirmektedir.
9.
MECANOO MİMARLIK + CAFER BOZKURT MİMARLIK
a. Bu proje önerisi, proje alanının kentsel mekanını
analiz ederken, etkileşimlili (interactive) bir
biçimde Yenikapı Proje Alanının ve Tarihi
Yarımadanın gereksinimlerine de yanıt vermektedir.
b. Proje alanındaki yeni gelişmeler açısından,
Roma Limanı ile alanda bulunmuş olan öğelerin bir
arada değerlendirilmiş olması, çok takdir görmüştür.
Su unsurunun , Arkeo-Park Alanı içerisinde ve de
alanı sınırlayan bir öğe olarak kullanılmasıyla
yapılmıştır. Aynı zamanda da, Kent Arşivi'ni de çok
etkin bir biçimde kapsamaktadır.
c. Aksaray ve Arkeo-Park'ın yorumlaması iyi
yapılmıştır. Bununla birlikte Aksaray Alan'ı için
önerilen mega-yapı, çevresi üzerinde güçlü dönüşüm
etkileri yaratabilir. Yine de, ana geçiş yollarını
yeraltına ve yalnız yerel trafiği zemin üstüne almak
çok etkili bir öneridir. Aynı zamanda, bu noktada
yeraltı otoparkını da bulundurmak iyi sonuçlar
verebilir ama aynı zamanda çekim alanı oluşturarak
ve trafik tıkanıklığını da arttırarak, çevresi için
olumsuz sonuçlar da doğurabilir. İyi ve ayrıntılı
düşünülmesi gereken bir konudur.
d. Peyzaj modellemesi, buna rağmen,
çeşitlendirilmemiştir ve kaplamalı alanlar, yeşil
alanlar ve sergi alanları için aynıdır. Doğal
olarak, peyzajın bir başka orta ölçekli gelişimi
olarak Langa Bostanı Alan'ı net bir şekilde geri
getirilmiştir.
e. Transfer-ticaret alanının ve Arşiv Binası'nın
uzun kütlesinin etkisini değerlendirmek zordur. Bir
yandan da bu tek bir bina değildir. Cephesi bir dizi
yapı için pencere düzeni olarak işlev görmektedir.
Bu nedenle, gerçekte daha geçirgen gözükebilir. Öte
yandan, bu detaylandırma uzaktan görülmeyebilir ve
böyle bir form, yüksekliği ve uzunluğu ile Tarihsel
Yarımada arka planının önünde, ön cephe yapısı
olarak tartışmalara neden olabilir. Buna rağmen,
böyle bir tarihsel çerçeve içinde 21. yy.'ın bir
"Odak Noktası" olacak bir yapı tasarlanıp
önerilebilir. Fakat bu işlem yoğun deneyimsel
çalışma ve kamusal tartışma gerektirecektir.
Yukarıdaki değerlendirmelerin sonucu olarak,
Seçici Kurul aşağıdaki projelerin gelecekteki
gelişimler için ele alınması gerektiğine karar
vermiştir.
1. EISENMAN MİMARLIK +AYTAÇ MİMARLIK,
2. FRANCESCO CELLINI Insula – HÜSEYİN KAPTAN Atelye
70
3. MECANOO MİMARLIK + CAFER BOZKURT MİMARLIK
Seçici Kurul'un bu dökümanın girişinde belirttiği
Yenikapı Proje Alanı'na ilişkin görüşlerine bağlı
olarak, her üç gruptan da önerilerini yeniden
çalışmaları istenebilir."
Sürecin bundan sonra nasıl ilerleyeceği İstanbul
Büyükşehir Belediyesi tarafından belirlenecek.
Seçilen bu 3 projeden hangisinin uygulanacağına ya
da nasıl uygulanacağına İBB karar verecek.
Yapı, 16.05.2012
|
|
ÇÖPLÜĞE DÖNEN KİLİSE RESTORE EDİLİYOR

Batman ’ın Beşiri
İlçesi’ne bağlı Yenipınar Köyü
sakinlerinin çöplük alanı olarak kullandığı 11’inci
yüzyıla ait olduğu belirtilen Ermeni Kilisesi’nin
kalıntıları arasında yapılan temizlik çalışmasında
10 ton çöp çıkarıldı.
Batman Üniversitesi Rektörü
Prof.Dr. Abdüsselam
Uluçam, çöplerden temizlenen tarihi kilisenin turizm
amaçlı restorasyon çalışmalarına başlanacağını
belirtti.
Yenipınar Köyü’nde yaşayan Ermeniler’in 1914 yılında
bölgeden göç etmesi üzerine, 11’inci yüzyılda
yapıldığı belirtilen kilise de kaderine terk edildi.
İddiaya göre, yıllar içinde harabeye dönen kilisenin
bir kısmı ahır, bir kısmı odunluk ve samanlığa
dönüştürüldü. Son dönemde ise kilisenin
kalıntılarının bulunduğu bölge çöplük alanı olarak
kullanıldı.
Türkiye ’ye gelen Ermeniler’in zaman zaman
ziyaret ettiği kilisenin çöplüğe döndüğü haberi
üzerine yetkililer harekete geçti. DHA tarafından
yapılan haber üzerine
Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel
Müdürlüğü, Batman Valiliği ile Beşiri
Kaymakamlığı’nı uyardı. Uyarı üzerine hareket geçen
Valilik ve Kaymakamlık, kilisede temizlik çalışması
başlattı. Bir hafta süren ve 20 işçinin katıldığı
temizlik çalışmasında bölgeden toplam 10 ton çöp
çıkarıldı. Kilise kalıntıları arasındaki tezek,
saman, taş, odun ve kimyevi, evsel atıklar
toplanarak, poşetlendi. Kilisenin ana giriş
kapısındaki ahır da yıktırıldı.
Batman Üniversitesi Rektörü
Prof.Dr. Abdüsselam
Uluçam, çöplerden temizlenen tarihi kilisenin
restorasyon çalışmalarının da yapılacağını söyledi.
Kilisede turizm amaçlı restorasyon çalışmalarına
başlanacağını belirten Uluçam, "Valilik ile birlikte
Batman sınırlarındaki tarihi yapıtların tümünün
tespit edilmesine yönelik envanter çalışması
başlatıldı. Bu tarihi kilisede restorasyon
çalışmaları yapılıp turizme kazandırılacak" dedi.
Radikal, Fotoğraf: DHA, 16.05.2012
|
|
EFES'TE ZİYARETÇİ İZDİHAMI

İzmir ve Kuşadası limanlarına yanaşan dev
kruvaziyer gemilerinden inen turistler, karayolu
turlarıyla gelenler ile çevre il ve ilçelerden akın
eden öğrenciler, Efes antik kentinde izdihama neden
oldu. Sabah saatlerinden itibaren yüzlerce otobüs,
minibüs ve taksi, Efes otoparkına girmek için
saatlerce beklemek zorunda kaldı.
Türkiye'ye gelen
turistlerin görmeden ülkelerine dönmedikleri Efes
antik kenti son yılların en kalabalık gününü yaşadı.
Yarım günde yaklaşık 15 bin yerli ve yabancı
turist Efes antik
kentini gezdi. İzmir ile
Kuşadası'na gelen altı kruvaziyer gemisinden inen
turistlerin otobüslerle getirildiği Efes antik
kentinde, Anadolu turlarıyla gelenler ile çevre il
ve ilçelerden okul gezisiyle gelen öğrenciler tam
bir izdiham yarattı.
Rehberlerin gruplarını kontrol etmekte güçlük
yaşadığı,
Tiyatro, Celsus Kütüphanesi, Yamaç Evler gibi
önemli yerlere girmek için dakikalarca sıra
beklediği antik kentte en büyük karışıklık ise
otoparkta yaşandı.
Otobüs, midibüs ve taksiler otoparka sığmayınca
antik kente doğru uzun bir araç kuyruğu oluştu.
Selçuk İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerinin uzun
uğraşıları sonucunda saatlerce otoparka girmek için
sıra bekleyen araçlar içeri alındı. Alınan bilgiye
göre Kuşadası ve İzmir'de demirleyen gemilerle
gelenlerin büyük bölümünü oluşturduğu 15 bin kişi;
193 otobüs, 188 midibüs, 310 taksi ile geldikleri
Efes'i gezdi. Sadece Kuşadası'na Nautica, Splendour
of the Seas, Navıgateur of the Seas gemileriyle 5
bin 750
turist geldi.
Tura Turizm acentesinin, yabancı turistlere
yönelik hazırladığı animasyon, yoğun kalabalık
nedeniyle 15 dakika arayla sürekli tekrarlandı.
Antik dönem kostümleri giyen kral, gladyatörler,
dönemin esnaflarını canlandıran sanatçıların
gösterileri, turistlerce dakikalarca alkışlandı.
Gösterilerin her anını görüntüleyen turistlerin
büyük bölümü daha sonra Meryemana evine çıkıp hacı
oldu.
Efes antik kentine gelen yerli ve yabancı
turistler en büyük sorunu tuvaletlerde yaşadı.
Tuvaletler önünde uzun kuyruklar oluşturan
turistler, rehberlerden kendilerini tuvalet olan
yerlere götürmesini istedi.
Son yılların en kalabalık gününü yaşayan antik
kent çevresindeki esnaf, rehber ve acentelerin
turistleri anlaşmalı mağazalara yönlendirmek için
adeta kaçırdıklarını öne sürdü. Uygulamanın
ekonomiye zarar verdiğini, turistlerin alışveriş
yapmaları için anlaşmalı mağazalar dışındaki
esnaftan alışveriş yapmamaları için uyarıldığını
söyleyen Ünal Keser, "Turistlerin alışveriş
yapmasına izin vermiyorlar. İşyerime girip bir
tişört almaya çalışan turisti rehber zorla kolundan
tutup götürdü" dedi.
Efes antik kenti girişindeki esnaftan Yusuf
Dereli de turistin kaçırıldığını belirterek, "Bugün
binlerce
turist geldi. Ancak siftah bile yapamayan
arkadaşlarımız var. Rehberler turistleri Efes antik
kentinin girişinden otobüslere kadar adeta
kaçırarak götürüyorlar. Buna bir çözüm bulunmalı"
dedi. Turistlerin anlaşmalı mağazalara
götürülmesinin önlenmesi gerektiğini kaydeden A.
Rıza Arın da "İzmir ve Kuşadası'na gelen gemilerden
inen turistler antik kenti gezdi. En kalabalık
günlerden biri. Ancak esnaf arkadaşlarımız alışveriş
yapamıyor. Rehberler ve acente yetkilileri alışveriş
yapmamaları konusunda turistleri uyarıyor. Biz de
gelen turistlere satış yapmak istiyoruz" dedi.
Cnn Türk, 16.05.2012
|
|
ERDOĞAN SANAT VE KÜLTÜRE ÇEKİ DÜZEN VEREBİLİR Mİ?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye ve devlet
tiyatrolarının özelleştirilmesi ya da
özerkleştirilmesiyle ilgili çıkışları, önümüzdeki
döneme ilişkin siyasi platformunun en önemli
hedefleri arasına girmiş bulunuyor.
Böylelikle, Erdoğan’ın iktidarının üçüncü
döneminde Başbakanlığının en radikal ve en çok iz
bırakacak hamlelerinden birine yöneldiğini
söyleyebiliriz.
SEÇKİNCİLER / ANADOLU KARŞITLIĞI
Başbakan Erdoğan’ın bu alanda ne yapmak
istediğini anlamak, nasıl bir zihniyet ve duygu
dünyası üzerinden bu konuya eğildiğini okuyabilmek
için referans almamız gereken metin, 4 Mayıs tarihli
Kahramanmaraş konuşmasıdır. Bu metin Başbakan’ın
kültür ve sanat alanına, sanatçılara bakışının bir
manifestosu olarak görülebilir.
Aslında Erdoğan’ın düşünce ikliminin ve kişilik
yapısının tipik izleri bu konuşmada hemen karşımıza
çıkıyor. Başbakan, başka pek çok başlıkta olduğu
gibi, bu konuyu da önce bir çatışma, kavga ekseni
içine çekiyor, ardından kutuplarını kendi
tanımladığı karşıtlık zemininde pozisyonunu alarak
karşı tarafa saldırıya geçiyor.
Son dönemdeki her hitabında yaptığı üzere, Erdoğan
Kahramanmaraş’taki konuşmasını da “seçkinler/millet”
karşıtlığı üzerinden temellendiriyor.
Bu karşıtlığın bir kutbunda, “Millete tepeden bakan,
kendi doğrularını 75 milyona dayatma gayretine giren
seçkinciler, Tanzimat’tan bu yana her şeyi en iyi
kendilerinin bildiğini ve kendi ürettiklerinin
yüksek sanat olduğunu iddia edenler” yer alıyor.
Peki Başbakan “bunlar” diye tanımladığı bu kesimin
karşısına kimi koyuyor? Bir sonraki cümlesinde
yanıtı alıyoruz: “(Bunlar) Kahramanmaraş’ın söz
ustalarını, kalem erbabını (Necip Fazıl
kastediliyor), Anadolu’dan Trakya’dan yetişmiş
ustaları küçümser, kaale almazlar.”
GERÇEK SANATÇI KİM?
Burada bitmiyor. Erdoğan, bir kere “bunlar”ı
“gerçek sanatçı” olarak kabul etmediğini de kayda
geçiriyor: “Bunların siyasi kanadı Türkiye’nin
tapusunu kendisinde zannediyorsa, seçkinciler de
sanatın, bilimin, bilgi ve tefekkürün tapusunun
kendi ellerinde olduğunu zannederler. Bu ülkenin
gerçek sanatçılarına da haksızlık yaparlar.”
Şu ifadeler de aslında Erdoğan’ın “seçkinci” olarak
gördüğü aydınlara duyduğu tepkinin, öfkenin
dışavurumudur: “Tiyatrodan sadece bunlar anlar,
sinemadan müzikten, heykel, resim edebiyattan sadece
bunlar anlar. Bunlar milleti, milletin alın terini,
kültürünü tercihini beğenmezler. Yıllarca
karikatürlerle aşağıladılar bu milleti...”
Ve bütün bu suçlamaları Başbakan’ın “Sanat toplum
için yapılır” tezi izliyor.
SANAT VE KÜLTÜR AKP’LİLEŞEBİLİR Mİ?
Bu açıklamalarda karşımıza çıkan düşünce
kalıpları yeterince açık. Başbakan, öncelikle
yalnızca Cumhuriyet dönemi değil, Türkiye’nin
modernleşme, Batılılaşma çabasının en önemli dönemeç
noktalarından biri olan Tanzimat’tan (1839) bu yana
bu ülkede yaratılmış olan kültürel sanatsal
birikimin önemli bir bölümünü -“seçkinciler”
tarafından üretildiği gerekçesiyle- reddediyor.
Genellemeye dayanan her konuşmada kaçınılmaz olduğu
gibi, bu metinde başka problemli durumlar da var.
Örneğin, suçladığı sanat ve kültür çevreleri içinde
çok sayıda ismin, tek parti, DP ve askeri rejim
dönemlerinde çektikleri çileleri, uğradıkları
baskıları, ödedikleri yüksek bedelleri görmezden
geliyor. Üstelik bu sanatçıların önemli bölümü de
sanatı toplumcu bir anlayışla yapan insanlar olarak
tanınıyor.
Üçüncü tartışmalı nokta, Erdoğan’ın neyin sanat olup
olmadığına karar vermeye tek yetkili kendisini gören
bir anlayışa sahip olmasıdır. Bir başbakan olarak
“Şampiyonluk kupası nerede verilir” sorusu da dahil
olmak üzere her alanda çok geniş yetkiler
kullandığına tanık olduğumuz Erdoğan, belli ki,
neyin sanat olup neyin olmadığı konusunda içtihat
yetkisini de kendisine atfediyor.
Konuşmanın sorunlu bir başka yönü sanatçıların halk
nezdinde karalanması, halk ile bir çatışma içine
çekilmeye çalışılmasıdır. Ülkede zaten var olan ve
toplumu germekte olan kutuplaşma, öyle anlaşılıyor
ki, kültür sanat alanını da içine alarak
genişleyecektir.
Ve nihayet Erdoğan’ın konuşmasının sonunda vardığı
siyasi hedef, bürokrasi ve hukuktan sonra sanat,
bilim ve fikir hayatında da “hanedanlık ve kast
sisteminin sona ereceğini” açıklamasıdır.
AKP hükümetinin siyaset ve hukuktan sonra sanat
ve kültür alanına da tuğrasını vurma yönünde
harekete geçtiğini, dindar nesil yetiştirme
projesine şimdi muhafazakar sanat hedefinin
eklendiği söyleyebiliriz.
Ancak, bugüne dek girdiği her kavgayı kazanmakla
övünen Erdoğan’ı kendine özgü kuralları ve
dinamikleri olan çok başka bir dünya bekliyor bu
kez.
Hürriyet, Yazı: Sedat Ergin, 16.05.2012
|
|
ERMENİ KİLİSESİ DEFİNECİLERİN GÖZDESİ

Hakkari’nin Konak
Köyü'ndeki Ermeni kilisesinin
içi ve çevresi define aramak isteyenler tarafından
kazılıyor. Burada incelemelerde bulunan Hakkari İl
Genel Meclisi üyeleri, 100 yıllık kilisenin bir an
önce restore edilmesini istedi. İl Genel Meclisi
Özçelik Yıldız, kilisenin durumuyla ilgili olarak
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a da bir
rapor göndereceklerini bildirdi.
Hakkari’ye 18 kilometre uzaklıkta bulunan ve 100
yıllık olduğu belirtilen kilise, bakımsızlık
nedeniyle harabeye dönüştü. İçi ve çevresi
definecilere hedef olan, duvarları kısmen yıkılan
kilisede incelemelerde bulunan Hakkari İl Genel
Meclisi üyeleri Özçelik Yıldız ile İsa Bor, Hakkari
ve çevresinin en büyük kiliselerinden biri olan
Konak
Ermeni Kilisesi’nin ilgisizlik yüzünden bu hale
geldiğini öne sürdü. Koruma altına alınan ancak
restore edilmediği için yıkılmaya yüz tutan
kilisenin durumunu bir raporla
Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’a bildireceklerini anlatan İl
Genel Meclis Üyesi Yıldız, bu durumu meclis
toplantısına da taşıyacaklarını anlattı.
Hakkari Kültür ve Turizm Müdürü Emin Özatak ise,
Hakkari’de tahrip edilen kiliselerle ilgili
çalışmalar yaptıklarını söyledi. Özatak şöyle
konuştu:
“Kilisede bu tahribatları yapanlar hakkında savcılık
soruşturma da başlattı. Bu yıl Hakkari’deki
kiliselerle ilgili çalışmalarımız var. Ancak bu
konuda ödenek ayrılmadığı için restorasyonunu şu an
yapamayacağız. Ancak diğer tarihi eserlerle ilgili
ödenek gelmiş. Tahrip edilen Konak Kilisesi’nde bir
zamanlar Nasturi Başpatriği’nin kaldığı söyleniyor.
100 yıllık bir kilise olduğu söyleniyor. Bu ve buna
benzer kiliselerin restore edilmesi için Kültür
Bakanlığı nezdinde de çalışmalarımız vardır.”
Milliyet, Haber: Behçet Dalmaz, 16.05.2012
|
 |
DELİBEYOĞLU KONAĞI EK ÖDENEK BEKLİYOR
Taşköprü İlçesi'nin tarihi ve büyüklük olarak göz dolduran eserlerinden Delibeyoğlu Konağı`nın yaklaşık 3 yıldır devam eden restorasyonu ek ödenek sıkıntısına takıldı.
Taşköprü halkı ise Delibeyoğlu Konağı`nın bir an önce ilçe turizmine kazandırılmasını sabırsızlıkla bekliyor.
Kastamonu Postası, 15.05.2012
|
|
TARİHTEKİ EN ESKİ 'PORNO'
İnsanoğlunun
Avrupa kıtasındaki en eski yerleşimlerinden
olduğu düşünülen Abri Castanet ve Abri Blanchard
bölgelerindeki bir mağarada, şaşırtan bir keşif
gerçekleştirildi.

Antropologların bir mağarada keşfettiği, günümüzden
37 bin yıl öncesinde, 1.5 tonluk kalker taşı üzerine
kazılmış resimler, tarihin en eski mağara sanatı
örnekleri
olabilir.

Taşın üzerindeki çizimlerden birinin, kadın cinsel
organlarına benzerliğine dikkat çekilirken, bu
çizimin günümüzden 37 bin yıl kadar önce yapıldığı
tahmin ediliyor.
Amerika ve Avrupa üniversitelerinden
bilimadamlarının oluşturduğu araştırma ekibi, Abri
Castanet bölgesini 15 yıldır araştırıyordu.
Milliyet, 15.05.2012
|
|
"KENTSEL DÖNÜŞÜMLE TARİHİ DOKUYA HİÇBİR ZARAR
GELMEYECEK"
Çevre ve
Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, kentsel
dönüşümün tarihi dokuya zarar vereceği iddialarına
ilişkin, dönüşümle kültürel mirasa da sahip
çıkacaklarını ve yok olmaya yüz tutmuş tarihi
binalara can suyu vereceklerini bildirdi. Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada,
TBMM'de görüşülen Afet Riski Altındaki Alanların
Dönüştürülmesi Kanunu ile başlayacak süreçte birçok
tarihi ve turistik mekanda iyileşme sağlanacağı
belirtildi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Bakan
Bayraktar, hükümetlerinin gerek vakıf eserlerinin
korunmasında gerekse kültür varlıklarının korunması
ve iyileştirilmesinde büyük bir seferberlik
başlattığını belirtti. 'Kentsel dönüşüm tarihi
dokuya zarar verir' iddialarına da değinen
Bayraktar, şunları kaydetti: 'Hükümetimiz,
cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyüklükte
yatırımlar yapmış olup, unutulmuş, bozulmuş, tahrip
olmuş ve kaybolmaya yüz tutmuş bu eserleri ortaya
çıkararak tarihine karşı sorumluluğunu da yerine
getirmiştir. Biz dönüşümle birlikte kültürel
mirasımıza da sahip çıkacağız ve yok olmaya yüz
tutmuş tarihi binalarımıza can suyu vereceğiz.'
Yeni Şafak, 15.05.2012
|
|
ÇIRALI'DA GERÇEKTE NE OLUYOR?
Cennet gibi bir
yerde kavga bitmiyorsa... Bilin ki ortada bir rant
kavgası vardır. İşte Çıralı’da da olan tam olarak
bu.
Çıralı halkının beklentisi basit: Hem tarımını
yapmak hem de turizmini eko-turizm tarzında
sürdürmek...
Çıralı betonlaşmasın, beş yıldızlı oteller
gelmesin...
Kısaca, doğal yaşam sürsün.
Bu tablo fena görünmüyor. O halde sorun ne?
Bunu anlamak için gazeteci Yusuf Yavuz’un
anlattıklarına kulak vermek gerek.
Yavuz’a göre, Çıralı’nın hikayesi “bitmeyen bir rant
romanı”.
Özetleyeyim...
1946’dan beri yapılan kadastro çalışmaları
neticesinde Çıralı’da köylülerin 1930’larda tapusunu
alıp mısır ektiği araziler önce orman dışında kabul
edilir, sonra orman sınırına dahil edilir.
1980’lerde köylülerle devlet arasında bitmeyen
davalar sürerken, 1989’da önceden orman sınırına
dahil edilen yerlerin bir kısmı yine “orman dışına”
çıkarılır.
Bir içeri, bir dışarı...
1970’lerde döviz açığı çeken Türkiye, 1974’te Güney
Antalya Turizm Gelişim Projesi’ni devreye sokar.
Bu proje başta korumacılık ve geliştiriciliğin
senteziyle hayata geçirilmiş olsa da, giderek
korumacı yanını yitirir.
Orman arazilerinde gerçekleştirilen turizm
tahsislerinden siyasi kayırmacılık yoluyla tüm
yandaşlar nasiplenir.
Beldibi-Tekirova arasındaki bantta belirli bir
doygunluğa ulaşan ve yatırım olanakları daralan
sektör, bu kez Çıralı’yı gözüne kestirir.
80’lerin sonunda pansiyonlar çoğalır, seracılık geri
çekilmeye başlar.
Çıralı Milli Park sınırlarından dışarıya çıkarılır,
ardından bölge turizm bölgesi ilan edilir.
Bu arada Çıralı’da iyi şeyler de olmaya başlar.
Sivil toplum örgütleri ve Çıralı halkı tarımsal
kaynaklı turizmi (agro-turizm) geliştirir. Organik
ürünlerin yetiştirildiği tarımsal üretim alanları,
tarihi ve doğal dokusuyla Çıralı giderek yıldızı
parlayan bir yer haline gelir.
“Ancak bu durum yeni yatırım alanları arayan ‘kitle
turizmi’ yatırımcılarıyla, aslında kamu arazileri
üzerinden rant elde etmekten başka planları
olmayanları da bölgeye çeker” diyor Yavuz.
Plansız ve çarpık yapılaşma da başlar.
2000’lerin başında çarpık bir yerleşime dönen
Çıralı’da bir koruma amaçlı imar planı yapılması
gündeme gelir. 2000’de biten imar planı ancak
2007’de onaylanır. Bu arada yaşanan gelişmelerin
plana dahil edilmediği iddiası ve daha birçok
gerekçeyle plana itiraz eden Çıralı halkı konuyu
yargıya taşır.
Temel iddia, planın özünde korumayı değil,
yapılaşmayı özendirdiğidir. Ancak iddialar arasında
en çarpıcı olanı, planın hem hazırlanışında hem de
onaylayan ekibin içinde aynı ismin yer almasıdır:
Mimar Feridun Uyar.
Hal böyle olunca, plan Danıştay tarafından iptal
edilir.
Ne var ki yeni koruma imar planı da halen bitirilmiş
değil.
Çıralı, doğayı bozmadan turizm yapılabileceğini
ortaya koyan nadir örneklerden. Sahilden
baktığınızda pansiyonların hiçbirini göremiyorsunuz.
Hepsi yeşillikler içinde gizlenmiş, küçücük yapılar.
Üstelik yöre halkı, oraya yumurtlamaya gelen Caretta
Caretta’lara bile sahip çıkıyor. Eğitim almışlar,
yumurtlama mevsiminde plajı kapatıyor, insanların
girmesine engel oluyorlar.
Şimdi bu örnek eko-turizmin ürünleri yıkılıyor.
Ama malumunuz, Orman ve Su İşleri Bakanlığı burayı
tamamen yerleşime kapatmayı da düşünmüyor. Yoksa
neden burada Ormanspor’a tesis yapmanın hayalini
kursun?
İşin trajikomik yanı, Ormanspor da yemeyip içmeyip
burayı bir turizm şirketine kiralamaya kalktı.
Çıralı halkı buna karşı çıktı.
Ama ardından yıkım misillemesiyle karşılaştı.
Hem de ne yıkım!
Orman Müdürlüğü dozer ve kepçelerini pansiyonlara
ulaştırabilmek için önce dikili ağaçları keserek işe
başladı.
Orman Müdürlüğü ve Bakanlığı’ndan ormanları
korumasını bekleyecek kadar saf olamayız değil mi?
Velhasılkelam, Çıralı mevcut haliyle ancak iki
şekilde kurtulur.
Ya 2B kapsamına alınacak ve iptal edilen tapular
iade edilecek...
Ya da beş yıldır Turizm Bakanlığı’nda sürünen koruma
imar planı tez vakitte tamamlanacak. Devletin koruma
gibi bir derdi varsa tabii...
Hürriyet, Yazı: Melis Alphan, 15.05.2012
|
|
TÜRKİYE'NİN "UNESCO DÜNYA MİRASI GEÇİCİ LİSTESİ"NDE
YER ALAN KÜLTÜR VARLIKLARININ SAYISI ARTIYOR
UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının
Korunmasına İlişkin Sözleşme gereğince geçici
listeye eklenmek üzere ülkemizden 12 kültür varlığı
daha Dünya Miras Merkezi'ne bildirildi.

Ani Tarihi Kenti (Kars), Aizanoi Antik Kenti (Kütahya), Beçin Ortaçağ
Kenti (Muğla), Birgi Tarihi Kenti (İzmir), Gordion
(Ankara), Hacı Bektaş Veli Külliyesi (Nevşehir),
Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı (Muğla),
Niğde'nin Tarihi Anıtları (Niğde), Mamure Kalesi
(Mersin), Odunpazarı Tarihi Kent Merkezi
(Eskişehir), Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi
(Gaziantep) ve Zeugma Arkeolojik Siti (Gaziantep)
ile Türkiye'nin, çok da uzun olmayan bir zaman önce
18 olan, geçici listedeki kültür varlığı sayısı
26'dan 38'e yükseldi.

Merkeze 1994, 2000 ve 2009 yıllarında iletilen
kültürel varlıklarımıza 2011 yılında Göbekli Tepe
Örenyeri (Şanlıurfa), Beyşehir-Eşrefoğlu Camisi
(Konya), St. Pierre Kilisesi (Hatay) ve Bergama
(İzmir) eklenmişti.
Arkitera, 15.05.2012
|
|
DÜNYANIN İLK MECLİS BİNASI ZİYARETE AÇILIYOR
Antalya’da Patara antik
kentindeki dünyanın ilk
demokratik meclisi olarak kabul edilen ve kullanım
hakkı TBMM’de bulunan Likya Birliği Meclis Binası,
TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in katılımıyla düzenlenecek
törenle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilerek
ziyarete açılacak.
Kaş İlçesi yakınlarındaki Patara antik kentinde bulunan Likya Birliği Meclisi Binası, 1991 yılında dönemin Patara Kazıları Başkanı Prof.Dr. Fahri Işık tarafından keşfedildi. 2000-2006 yıları arasında Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Taner Korkut tarafından gün ışığına çıkarıldı. Likya Birliği Meclisi Binası, 2008 yılında dönemin TBMM Başkanı Köksal Toptan ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katıldığı törende yapılan protokolle, TBMM’ye devredildi.
TBMM, antik yapının kültür dünyasına
kazandırılması için 2009 yılında restorasyon projesi
hazırlattı. Nisan 2010’da AÜ Edebiyat Fakültesi
Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Havva İşkan
Işık başkanlığında yürütülen restorasyon
çalışmaları, 31 Ocak 2012’de bitirildi.
TBMM Başkanlığı, baştan sona yenilenen antik
yapıyı yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na
devretmeye karar verdi. Likya Birliği Meclisi
Binası, 20 Mayıs’ta Patara antik kentinde TBMM
Başkanı Cemil Çiçek ile Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın katılacağı törenle, Kültür ve
Turizm Bakanlığı’na devredilecek. Ziyarete kapalı
olan antik bina, kültür ve turizm dünyasına
kazandırılacak.
Hürriyet, Haber: Ahmet Acar, 15.05.2012
|
|
HABEŞ KRALI'NIN TÜRBESİ'NE TÜRKLER SAHİP ÇIKIYOR

Hazreti Muhammed'in, ''O, ülkesinde kimseye
zulmedilmeyen kraldır'' diyerek övdüğü, zulüm ve
baskıdan kurtulmak için Mekke'den hicret eden ilk
Müslümanlara ülkesinin kapılarını açan dönemin
Habeşistan Kralı Necaşi Eshame'nin Etiyopya'daki
türbesi, Türkiye tarafından restore edilecek.
Hz Muhammed döneminde, Mekke'de, inançlarından
dolayı baskı ve zulüm gören, bu nedenle Kızıldeniz
üzerinden iki ayrı kafile halinde Afrika'ya göç eden
sahabelere ev sahipliği yaparak destek olan Habeş
Kralı Necaşi Eshame'nin türbesi ve çevresindeki 15
sahabenin mezarı, Etiyopya'nın Mekele kentine bağlı
Necaşi Köyü'nde bulunuyor.
Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Başkanlığı
(TİKA), Necaşi Köyü sakinlerinin koruması altında
bulunan, ancak bakımsız haldeki Necaşi Türbesi'nin
aslına uygun restorasyonu ve çevre düzenlemesi için
harekete geçti.
TİKA Başkanı Serdar Çam başkanlığındaki heyet,
Necaşi Türbesi'nin restorasyonuyla ilgili Etiyopyalı
yetkililerle görüştü.
Etiyopya'nın Mekele kentinde Turizm Bakanlığı
yetkilileriyle görüşen Çam, İslam dünyası ve
Hristiyanlar için de önemli olan Necaşi'nin
türbesini ve çevresinde bulunan sahabelere ait
mezarların aslına uygun restorasyonunu yaptırmak
istediklerini bildirdi.
Türbenin restorasyonuyla birlikte çevre
düzenlemesini de yapmayı planladıklarını belirten
Çam, bunun için yerel makamlardan yöneticilerden
destek istedi.
Etiyopya Turizm Bakanlığı'nın Mekele'den sorumlu
Genel Müdürü Kebede Amare de Türkiye'nin Necaşi
Türbesi'ni restore etmek istemesinden büyük mutluluk
duyduklarını ifade ederek, bu konuda gereken desteği
vermeye hazır olduklarını söyledi.
TİKA Başkanı Serdar Çam, aralarında mimarların da
bulunduğu heyetle, daha sonra, Necaşi Türbesi ile 15
sahabeye ait olduğu belirtilen mezarlarda
incelemelerde bulundu.
Serdar Çam, burada, AA muhabirine yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin Afrika açılımı çerçevesinde,
Etiyopya'da yoğun çalışmalar yaptığını dile
getirerek, 2005 yılından beri çeşitli projelere imza
attıklarını kaydetti.
Bu kapsamda, Mekele kentinin Necaşi
Köyü'ndeki
Necaşi Türbesi'nin çevresinin düzenlenmesi ve aslına
uygun restorasyonunu yapmak istediklerini ifade eden
Çam, ''Buradaki Turizm Bakanlığı ile çeşitli
girişimlerimiz, görüşmelerimiz bir kaç aydır
sürüyor'' dedi.
Etiyopya seyahatlerine, aralarında üniversiteden
mimarların da bulunduğu heyetin de eşlik ettiğini
belirten Çam, ''Onların çalışmaları neticesinde bir
rapor hazırlanacak. Ona göre, buranın vermiş olduğu
müsaadeler çerçevesinde türbenin çevre düzenlemesi
ve restorasyonunu yapmak istiyoruz'' diye konuştu.
Necaşi Türbesi'nin İslam dünyası için çok önemli
olduğunu vurgulayan Çam, şöyle devam etti:
''Kral Necaşi, sadece İslam aleminde değil
Hristiyan aleminde de önemli insan, Hristiyan bir
kral olarak. Necaşi, Peygamberimiz döneminde
sıkıntılara maruz kalmış bir gurup sahabeye ev
sahipliği yaptı. Hazreti Muhammed'in, 'Orada bir
adil kral var, onun yanına gidin' diye göndermiş
olduğu sahabelere en güzel şekilde destek verdi.
Siyasi, ekonomik açıdan pek çok destek verdi. Kritik
noktanın açılmasına katkı sağladı. Medeniyetin
mesajını en güzel bir şekilde, Hristiyan bir kral
olarak verdi ve daha sonra da Müslüman oldu.''
Habeşistan Kralı'nın, Hz Muhammed döneminde
Müslümanlara kucak açmasının, Türkiye'nin, zulümden
kaçanlara toprağını açması arasında çok büyük bir
paralellik bulunduğuna dikkati çeken Çam, şunları
söyledi:
''Necaşi'nin, adil kral olması neticesinde,
burada huzurlu ortam sağlanmıştı. Dolayısıyla bu
bölge, bu kral sayesinde dünyaya barış, huzur
açısından çok önemli mesajlar vermiş durumda.
Barışın ve huzurun merkezi olarak burayı, Necaşi
Türbesi'ni dikkate almak gerekir.''
Türbe ve sahabe mezarlarının bulunduğu bölgede
külliye şeklinde bir düzenleme yapmak istediklerini
dile getiren Çam, ''Buranın turizme
kazandırılmasında da katkı sağlamak istiyoruz. Bunun
için eğitim programları gerçekleştireceğiz. Bu
projemize, buranın halkı da çok sıcak yaklaşıyor,
Hıristiyan, Müslüman fark etmez. Türkiye'nin bu
şekilde yaklaşmasından çok mutluluk duyduklarını
ifade ettiler'' diye konuştu.
Akşam, 15.05.2012
|
|
TARİHİ ZİRAAT BANKASI CAĞALOĞLU HİZMET BİNASI
RESTORE EDİLİYOR
İstanbul
İl Özel İdaresi,
Ziraat Bankası
Cağaloğlu hizmet binasını 5 milyon 187 bin
TL bedelle restore ettiriyor. 19. yüzyıl kagir
mimarisinin günümüze ulaşan güzel örneklerinden biri
olan yapıdaki yenileme çalışmalarının
Temmuz
2013’te tamamlanması planlanıyor. Proje
kapsamında öncelikle yapının Kurul onaylı
restorasyon projesi ve raporları ışığında,
'dokunmadan dokunmak' ilkesiyle tarihsel
araştırmaları için gerekli görülen noktalarda raspa
çalışmaları ve laboratuvar incelemeleri yapılıyor.
Bununla beraber taşıyıcı sistemin onarımı ve
takviyesi ile akabinde çatının onarım çalışmaları da
başlayacak. Son dönemde iklim koşullarından ötürü
binanın zarar görmesine sebep olan çatının kış
mevsiminden önce tamamlanması ve yapının koruma
altına alınması planlanıyor.
Yapı, 15.05.2012
|
|
|
SAFRANBOLU'YA REKOR ZİYARET

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkililerinden
alınan bilgiye göre, 18 ile 20. yüzyıllarda yapılan
yaklaşık iki bin konağın koruma altında olduğu
Safranbolu'da, ziyaretçi sayısının her
geçen yıl artması ilçe halkının yüzünü güldürüyor.
UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan
genellikle üç katlı, 6-8 odalı, ihtiyaçlara uygun
tasarlanmış, estetik biçimde şekillendirilmiş
geleneksel konaklar, yerli
turistlerin yanı sıra Tayvan, Japonya ve Güney
Kore gibi ülkelerden gelen
turistlerin de ilgisini çekiyor.
İlçeye 2011'in ilk dört ayında 32 bin 948 yerli ve
yabancı
turist gelirken bu yılın aynı döneminde rakam 52
bin 889'a ulaştı. İlçeye gelen
turistlerin 9 bin 508'ini ise yabancılar
oluşturdu.
Belediye Başkanı Necdet Aksoy, her geçen yıl
ilçelerine gelen
turist sayısında artış yaşandığını belirterek,
bu yılın ilk 4 ayında da geçen yılın aynı dönemine
göre önemli bir artış yaşadıklarını söyledi.
Turist sayısını artırmak için yurt içi ve
dışında çalışma yaptıklarını vurgulayan Aksoy,
şunları kaydetti:
''Osmanlı döneminden kalma han, hamam, cami, çeşme,
köprü ve konakların eşsiz güzelliğini keşfetmek
isteyenlerin yoğun ilgi gösterdiği 3 bin yıllık
geçmişe sahip ilçemize gelen yıllık turist sayısını,
1 milyona çıkarma hedefimiz var. Bu hedef
doğrultusunda çalışmalar yapıyoruz. Bu
çalışmalarımız sadece yurt içinde değil dünyanın
birçok bölgesinde yapılıyor.''
Orijinal haliyle korunan eserlerin
Safranbolu'yu açık hava müzesi haline
getirdiğini belirten Aksoy, turistlerin tarihi
mirasın içinde adeta zamana yolculuk yaptığını
vurguladı.
İlçenin kültür turizminin başkenti olduğunu savunan
Aksoy, kültür turizminin yanında mağaraları
kanyonları ve ormanları ile eşsiz bir güzelliğe
sahip olduğunu kaydetti.
Habertürk, 15.05.2012
|
|
TARİH VE KÜLTÜR MİRASIMIZ BOR BELEDİYE GARAJI'NDA
AYAKLAR ALTINDA
Araştırmacı
Yazar Ömer Fethi Gürer, Bor Belediye Garajı'nda toplu
halde yıllardır atılı duran tarihi kalıntıların
değer bulmasını istedi. Ömer Fethi Gürer bölgede
yaptığı incelemede bazı eserlerin Tyana antik kent
kalıntıları ile benzeştiğine dikkat çekerek Bor ve
Niğde’de benzer onlarca antik kent yapı
kalıntılarına rastlamaktayız. Buradaki antik
yapı malzemeleri de yıkılan eski yapılardan buraya
getirildiği ifade ediliyor. Görünen o ki yıllardır
bu tür yapı malzemesi eserler burada toplanıyor.
Sütunların dışında özelliği olan taş işlemelerde
var. Mezar taşı yanında Karamanlıca uzun bir yazının
yer aldığı taş mutlaka çözümlenmeli. Orada bir
şeyler anlatılıyor.”dedi.
 
 
 
 
 
"Niğde İli
genelinde gitmediğim görmediğim tarihi yapı ve alan
sınırlı kaldı" diye konuşan Ömer Fethi Gürer "Yazdığım
Niğde Kapadokya Başkenti kitabında Cumhuriyet
dönemine kadar Niğde İli'ni anlattım. Orada
görüleceği üzere Niğde çok çok zengin bir tarih
hazinesi. Bor Garajı'ndaki tarihi eserlerin dahi
düzenlenmesi ile bir açık hava müzesi oluşturmak
olasıdır. Yetkililerin bir an önce harekete geçerek
Bor’da böylesi bir müze oluşturması şarttır. Bu
düzenleme için Kayabaşı'nda belediyece yapılan
çalışmaların sürdüğü alanın girişinde dahi bu
eserlerin uzmanlarca düzenlenerek yazıtlı eserlerin
Türkçesine de yer vererek sergilenmesi sağlanabilir.
Bor genelinde sokak aralarında ya da bir kenara
atılmış onlarca tarihi antik kalıntı ve kitabe
mevcuttur. Orta Mahalle cami avlusundan başlayarak
her yerde bu eserlere rastlamak olasıdır. Bor
belediye garajı dahi başlı başına bir inceleme
alanıdır. Çok uzun sayılabilecek karamanlıca kitabe
ne olduğu bir an önce kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu
tür yazılarda önemli bilgilere rastlanmaktadır. Keza
mezar taşı, farklı amaçla kullanılmış oyma taşlar,
sutunlar ile bu bölge mutlak surette bir an önce
değerlendirmeye alınmalıdır. Yetkililerin meseleye
ciddi eğileceği ve eserlerin incelenerek geneli ile
ilgili de tarihi derinlikleri ve özellikleri ile bir
açıklamanın yapılacağını umuyorum. Tabii ki bu
eserler bugünün değil yılların toplanması ile orada
oluşmuştur ama artık bu şekilde kalmamalıdır” dedi.
Ömer Fethi Gürer, Niğde, Bor, Fertek,
Yeşilburç gibi
bölgelerde tarihi konaklarında yok olmaktan
kurtarılması için bölgede genel kurtarma projesi
oluşturulmasını da istedi.
Niğde Hasret, 14.05.2012
|
|
FATİH'İN 557 YILLIK HANI HARABEYE DÖNDÜ

İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in emriyle
Karaköy’de hastane olarak inşa edilen Büyük Balıklı
Han, 350 yıl hastane olarak varlığını sürdürdü.
İstanbul’da yaşanan salgın hastalıkların nedeni
olarak görülen hastane dönemin şehir merkezi sayılan
Karaköy’den Zeytinburnu’nda bulunan Balıklı Rum
Hastanesi’nin olduğu binaya taşındı. Ardından bina
yıkıldı. 1876 yılında Rum mimar tarafından aslına
uygun olarak bir kez daha inşa edildi. Büyük Balıklı
Han adını aldı ve Balıklı Rum Vakfı Hastanesi
Vakfı’na bağışlandı. İkinci kez inşasının ardından
Karaköy’ün önemli ticaret merkezlerinden biri haline
gelen Balıklı Han, Galata bankerlerinin toplandığı
yer olarak dikkat çekti.
Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nın binası olarak hizmet
veren Büyük Balıklı Han zaman içerisinde
“Elektronikçiler Çarşısı” olarak anılmaya başladı.
90’a yakın kiracısıyla küçük bir ticaret merkezi
halini alan han, 2010 yılında Balıklı Rum Hastanesi
Vakfı tarafından Nesa Grup Turizm Yatırımları
Limited Şirketi’ne kiralandı. Ancak mevcut
kiracıları hanın içinde çalışmaya devam ediyordu.
Hanın yeni kiracısı şirket, Tarihi Büyük Balıklı
Han’ın otel olarak hizmet vereceğini duyurdu. Şirket
yöneticileri, hanın içinde hizmet veren kiracıları
da tahliye edebilmek için mahkemeye verdi. Ancak
şirketin talebi İstanbul 19’uncu Sulh Hukuk
Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu karara rağmen
şirket tarihi handa restorasyon görüntüsü altında
çalışmalara başladı.
Önce tarihi yapıdaki dükkanların kapılarını ve
pencerelerini söküldü. Tarihi kapılar ve pencereler
çürümeye terk edildi. Hanın avlusunda bulunan aslına
uygun yapılmış süs havuzu da tahrip edildi.
Molozları da tarihi hanın avlusunda toplanmaya
başlandı. Ancak şikayetler üzerine devreye giren
İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik
Daire Başkanlığı, yaptığı inceleme sonucunda
kapıların ve pencerelerinin söküldüğünü, avluda
bulunan süs havuzunun ise yıkılarak molozlarının
avluda bırakıldığını tespit etti. Beyoğlu Belediye
Başkanlığı ise han kiracılarına gönderdiği yazıda,
Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun uygun
bulduğu restorasyon projesine yapı ruhsatı
vermediğini bildirdi.
İhlas Haber, 14.05.2012
|
|
DEFİNE ARARKEN CANLARINDAN OLDULAR
Van'ın Başkale İlçesi’nin İran sınırında bulunan
Güleçler Köyü yakınlarında define arayan iki
arkadaş, kazı yaptıkları alanda bir kayanın
üzerlerine düşmesi sonucu hayatını kaybetti.
Olay, dün akşam saatlerinde Güleçler
Köyü
yakınlarında bulunan ve Dem olarak adlandırılan
bölgede meydana geldi. 17 yaşındaki Abdulselam Kızıl
ile 21 yaşındaki Zahir Uslu, define aramak üzere
kayalık alanda kaçak kazı yapmaya başladı. Kazı
yaptıkları sırada kazı alanının üst kısmında bulunan
büyük kaya parçası bir anda üzerlerine düştü. Uslu
olay yerinde kayanın altında kalarak hayatını
kaybederken, ağır yaralanan Kızıl ise cep
telefonuyla yakınlarını arayarak yardım istedi.
Ancak Kızıl da yakınları tarafından hastaneye
kaldırılırken, yolda hayatını kaybetti. Uslu ve
Kızıl’ın cenazeleri otopsi yapılmak üzere Başkale
Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı, olayla ilgili
geniş çaplı soruşturma başlatıldığı belirtildi.
Van Kent Haber, 14.05.2012
|
|
"YETİMHANE İÇİN TEK ÇÖZÜM HÜKÜMETİMİZ"
İstanbul'da
yayınlanan ilk ve tek Rumca gazetesi
Apoyevmatini Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni
Mihail Vasiliadis Büyükada Rum Yetimhanesi için
yardım istedi.
Kasım 2010'da Fener Rum Patrikhanesi'ne iade edilen
Büyükada Rum Yetimhanesi'nin Avrupa'nın en önemli
ahşap binası olduğunu hatırlatan Vasiliadis, "Bizim
çocuklarımız bu binadan çıkarıldığında çekilmiş
resimlere bir bakın. Ondan sonra da şimdiki haline
bakın.
Şu anda o binanın içine girebilmek için 50 milyon
dolar harcamamız gerekiyor. Ya da o binayı yıkıp
5-10 milyonla oraya rant getirecek bir yapı yaparız
ki bu cinayet olur" diye konuştu.
Vasiliadis, binayı yıkmak yerine yeniden eski
konumuna eski görünümüne getirilmesi gerektiğine
vurgu yaptı. Vasiliadis, "Bu 50 milyon doları kim
verecek?
Eğer bina boşaltılmamış olsaydı bu durumda olmazdı.
Cemaat kalmadı ki Patrikhane onlardan toplasın.
Nitekim bugüne kadar herhangi bir şey toplanmadı.
Bununla ilgilenebilecek kişiler kriz yaşıyor. Tek
çare hükümetin yardım etmesi" diye konuştu.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün cemaat vakıflarının
iade edilmesi kararına ilişkin olarak da Vasiliadis,
"Olumlu bir adım olmasına rağmen yeterli olmaz"
dedi.
Vasiliadis sözlerine şöyle devam etti: "Tarihte yurt
dışına çıkarılan 13 bin Rum vatandaşının yerine
gelmek isteyen en azından 13 bin kişiye Türkiye
kapılarını açmalı.
Onlara oturma izni verip çalışmasına müsaade etmeli.
Ayrıca çocuklarının yine bizim okullarda eğitim
almalarına izin verilmeli.
Eğer böyle olursa bizim temelde demografik olan
sorunumuz çözüme ulaşmış olur. Aksi halde malların
iade edilmesinin pek kıymeti yok.
İstanbul'un kadim halkı olan Rumlar 2500 yıldır
burada yaşadı. İstanbul cazibesi olan bir şehirdir.
Gelen Rumlar belki bugün patates toplar ama
torunları ileride atom mühendisi olacak."
Gayrimüslim yerine
‘farklı inanç grupları’ denmeli
Gazeteci ve Yazarlar Vakfı tarafından düzenlenen
'Medyada Gayrimüslim Algısı' Çalıştayı sonuç
bildirisinin açıklanmasıyla son buldu.
20 maddelik bildiride 2. Meşrutiyet ile
Cumhuriyet'in ilanı arasında görece özgür ve çok
sesli olan basının, 1925 yılındaki Takrir-i Sükun
ile bu özelliğini kaybettiği belirtildi.
Bildiride "Devlete bağımlı hale gelen basının o
günden beri din, etnik ve inanç gruplarının
mağduriyetlerini ya görmediği, gördüğünde ise
olumsuz bir şekilde ele aldığı" ifade edildi.
Açıklamada, medya dilinde, gayrimüslim kavramı
yerine 'farklı din ve inanç grupları' ifadesinin
kullanımının daha uygun olduğu vurgulanırken,
Türkiye'nin Osmanlı geçmişinde farklı unsurların bir
arada yaşama deneyimlerini daha iyi bir gelecek için
ilham kaynağı olması gerektiği dile getirildi.
Toplumsal kesimlerin sorunlarının kaynağı olarak
birbirlerini görmemeleri gerektiği kaydedilen
bildiride "Toplumsal kesimler demokrasi ve insan
hakları için birlikte mücadele etmelidir. Farklı din
ve inanç gruplarının birikmiş sorunlarının çözümünün
hızlandırılmalıdır. Yeni anayasada eşit yurttaşlık
kavramı vurgulanmalıdır" denildi.
KİMLER KATILDI
İki gün, 4 oturum şeklinde gerçekleşen programa
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil,
Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç, Cihan Haber Ajansı
Genel Yayın Müdürü Abdülhamit Bilici, Star Gazetesi
Yazarları Ergun Babahan, Sibel Eraslan, Radikal
Yazarları Oral Çalışlar, Orhan Kemal Cengiz, Taraf
Yazarları Alper Görmüş, Ayşe Hür, Ayhan Aktar,
Aksiyon Dergisi'nden Cemal Kalyoncu, Şalom Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas, Agos Gazetesi
Yazarı Ohannes Kılıçdağı ve
Apoyevmatini Gazetesi Sahibi Mihail
Vasiliadis'in de aralarında bulunduğu isimler
katıldı.
Bugün, Haber: Nesrullah Sonay, 14.05.2012
|
|
MERKEZ BANKASI'NIN PAHA BİÇİLMEZ BİR SANAT
KOLEKSİYONU VAR

Merkez Bankası’nın, 206 tonluk külçe altın
rezervinin yanı sıra paha biçilemeyen sanat
koleksiyonu da bulunuyor. 104 ressamın eserlerinin
yer aldığı bankanın sanat kasasında Osmanlı’dan
kalma “efemera” isimli resmi yazışmalar, padişah
fermanları ve asırlık hisse senetleri de yer alıyor.
Merkez Bankası, 206 tonluk külçe
altın rezervinin yanı sıra paha biçilemeyen
sanat koleksiyonuna da sahip bulunuyor. Banka
koleksiyonu arasında Abidin Dino’dan Fikret
Mualla’ya, Nuri İyem’den İbrahim Çallı’nın da
bulunduğu 104 ressamın eserleri yer alıyor.
Merkez’in zengin sanat kasasında Osmanlı’dan kalma
“efemera” isimli resmi yazışmalar, padişah
fermanları ve asırlık hisse senetleri de bulunuyor.
Merkez Bankası, sanat koleksiyonu Cumhuriyetin
ilk yıllarında oluşturulmaya başlandı. 1930’lu
yıllarda Halil Paşa, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat
gibi Türk resim sanatının önder isimlerine ait
yapıtlarla başlayan çalışma Şeref Adik, Bedri Rahmi
Eyüboğlu ve Sabri Berkel gibi sanatçıların
eserleriyle daha da zenginleşti. Merkez’in sanat
müzesinde, aralarında Eyüboğlu’nun “Ankara’dan
Görünüm”, Mahmut Cuda’nın “Beyaz Vazo”, İbrahim
Çallı’nın “Çınaraltı” adlı tablolarının da bulunduğu
yüzlerce eser sergileniyor. Türk sanat tarihinde
güçlü bir bellek oluşturmayı hedefleyen Merkez
Bankası’nın bu koleksiyonu, Türk resim sanatının
ulaştığı düzeyi en iyi yansıtan koleksiyonlar
arasında sayılıyor.
Bankanın sanat kasasında, 1932-1941 yılları
arasında
Maliye Bakanlığı’nca ihraç edilmiş olan devlet
iç borçlanma senetlerinden örnekler, 1902 tarihli
Haydarpaşa Limanı AŞ ve Anadolu Demiryolu AŞ’ya ait
hisse senedi örnekleri de yer alıyor. Koleksiyonda
III. Selim ve II. Murat döneminden kalan değerli
altınlar ve diğer padişahlara ait fermanlar da
sergileniyor.
Merkez Bankası’nın koleksiyonundaki ilginç sanat
eserleri de bulunuyor. Bunlar arasında da Osmanlı
döneminde halkın Evrek-ı Nakdiye desenlerinde
dokuduğu halılar; çeşitli tarihlerde banka
şubelerinin kendi arasında yaptığı “efemera” denilen
yazışma örnekleri; V. Mehmet Reşad döneminden
başlayarak kullanılan kağıt paralar dikkat çekiyor.
Hürriyet, Haber: Erdinç Çelikkan, 13.05.2012
|
|

|
"GEMİLER O KADAR ÇOK Kİ İSİM BULMAKTA ZORLANDIK"
Yenikapı’da günyüzüne çıkan batık gemilerin arkeolojik kazılarını yapan ekibin başındaki Ufuk Kocabaş: “Bir batık kazısı bir bilim insanının kariyerinin yarısını alır. Burada 36 gemi var”.
Her ne kadar özel bir ilgi göstermesek de, hepimizin malumu: Yenikapı’da 2004’ten beri arkeolojik kazılar sürüyor. Kazılarda, Bizans döneminde kalma koca bir liman, Theodosius Limanı çıktı ortaya. Ve bundan bin yıl önce sulara gömülmüş 36 gemi. Kazıları İstanbul Arkeoloji Müzeleri sürdürüyor; gemiler ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Anabilim Dalı’na emanet. Yenikapı Batıkları Projesi ekibi alandaki işini bitirmek üzere, birkaç hafta sonra son gemiyi de yanlarına alıp Yenikapı’dan çıkacaklar. Ekibin başkanı Doç.Dr. Ufuk Kocabaş ile buluşup batık gemileri konuştuk.
Milliyet Pazar, Haber: Miraç Zeynep Özkartal, 13.05.2012
|
|
KORUMA, ANIT AĞAÇ ALTINDA KALDI

Önce sit alanlarında yapılaşmaya hapis cezası
Anayasa Mahkemesi’nde iptal edildi. Sonra Kültür
Varlıklarını Koruma Kurulları’nın yetki ve
sorumluluk alanları daraltıldı. Arkeologlar,
mimarlar, şehir plancıları ve kültürel varlıkların
korunması için mücadele eden STK’lar ‘‘Ne oluyor?’’
sorusunu sormaya başladı.
Topkapı Sarayı ya da Dolmabahçe Sarayı hem kültür
varlığı hem de anıt ağaçlara sahip alanlar. Eskiden
burada yapılacak herhangi bir müdahaleyi Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na bildirmek
durumundaydınız. Şimdi bu kurullar Kültür ve Tabiat
Kurulları olarak ikiye ayrıldı. Peki sarayda
yapılacak müdaheleye şimdi hangi kurul karışacak?
“Tabii ki Kültür Varlıkları...” diyorsunuz ama
bilemediniz. Yetki Tabiat Varlıklarını Koruma
Kurulu’nda.
1- Sorunun nasıl başladığına göz atalım. Ağustos
2011’de 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2863
sayılı yasada değişiklik yapıldı. Doğal sit alanları
Kültür ve Turizm Bakanlığı ’nın yetkisinden
alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verildi.
Koruma Kurulları da ‘Kültür Varlıkları’ ve ‘Tabiat
Varlıkları’ diye ikiye ayrıldı. Gerekçe sit alanları
içinde doğal anıt ağaçlar, farklı florada doğal
yaşam olması ve ancak kurullarda görev yapan
arkeolog, mimar ve şehir plancılarının bu konuda
yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamalarıydı.
Çakışan alanlarda yani üzerinde hem kültür hem de
doğal varlık olan yerlerde kararı hangi kurul
verecekti? Çözüm şöyle bulundu: ‘‘Çakışan alanlarla
ilgili yapılan uygulamalarda zaman zaman çeşitli
sorunlarla karşılaşıldığı ve yetki karmaşası
yaşandığı tespit edilmiştir. Tabiat varlıkları ve
doğal sit alanları ile tarihi sit, arkeolojk sit,
kentsel sit, tescilli kültür varlığı, milli park,
tabiat parkı, tabiat koruma alanı, sulak alan ve
tabiat anıtının çakıştığı yerlerde 644 sayılı
KHK’nın 13 A/ç bendinde de belirtildiği gibi yetki
ve sorumluluk bakanlık (Çevre ve Şehircilik)
uhdesinde bulunmaktadır.”
2- Topkapı Sarayı bahçesinde anıt tescilli ağaçlar
var. Aynı zamanda da saray kültür varlığı olarak
tescilli. Bu parselde karar verme yetkisi bundan
sonra Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nda. Sarayda
restorasyon mu yapılacak, Tabiat Varlıkları karar
verecek. Bahçede bir kazı mı yapılacak, arkeolojik
bir eser mi çıktı, Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu
karar verecek. Doğal sit alanları içinde yığınla
arkeolojik ve tarihsel kültür varlığı var. Buralarda
da kararlar hep Tabiat Varlıklarını Koruma
Kurulu’nca verilecek. Aslında buna örnek o kadar çok
ki! Patara, Demre, Knidos, Çıralı, Rhadiopolis,
Çırağan, Dolmabahçe Sarayı, Hidiv Kasrı hepsi doğal
ve kültürel varlıkların içiçe olduğu örnekler. Yeni
yasaya göre tüm bu örneklerde yetki ve sorumluluk
artık Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na geçti.
3- Bu uygulama Koruma Kurulları’nın aslında tamamen
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na geçmesi anlamını da
taşıyor. İsmini vermek istemeyen bir kurul üyesi
şunları söylüyor: ‘‘Kurullar özellikle TOKİ, HES ve
yenileme alanlarında bir çok projeye takoz
koyuyordu. Projeler tarih, doğa gözetilmeksizin
hazırlanıyor. Kurullar da bu projeleri durduruyordu.
O nedenle Kültür Bakanlığı’nın elinden kurulları
almak istiyorlar. Direk alsalar göze batacak. Bu
yöntemle kurulları yetkisizleştirdiler.’’
Uzmanlar ne diyor?
İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu Başkanı
Prof.Dr. Mete Tapan: Kültür ve doğal varlık
unsurlarını birbirinden ayrı olarak değerlendirmek
gibi bir yaklaşım içinde olamayız. Korunacak
varlıklar gerçekte tek bir nesnenin ayrılmaz
parçalarıdır. Çubuklu’daki Hidiv Kasrı’nın
çevresindeki ağaçlardan ya da var olan ağaçları
Hidiv Kasrı’ndan soyutlayarak değerlendirmek son
derece yanlış, evrensel koruma ölçülerine aykırıdır.
Peri bacaları, sarkıtlar, mağaralar her türlü doğal
oluşumlarla içiçe geçmiş kültür varlıklarını
korurken bir bütünsellik içinde Kültür Varlıkları
Koruma Kurulları değerlendirmelidir.
Demre Kazı Başkanı ve Antalya Kültür Varlıklarını
Koruma Kurulu Başk. Prof.Dr. Nevzat Çelik: Tabiat
varlıkları özel bir disiplin gerektirir. Bu nedenle
kurulları ayırdılar. Ancak arkeoloji de farklı bir
disiplindir. Buradaki kararı Tabiat Varlıkları
veremez. Bu haliyle arada savaş çıkar. Biz
Antalya ’da iki bakanlık arasında koordinasyon
sağlanana kadar kararlarımızı vermeye devam ederiz.
Aldığımız kararı da takip ederiz. Çakışan noktalarda
ortak karar alınmak zorundadır. Arkeoloji ve
tarihsel sitler noktasında biz, doğal varlıklar
noktasında onlar karar alırlar. Bakanlığımız çözüm
arayışı içinde olacaktır. Bu durum revize
edilmelidir. Çözüm bulunana kadar biz kararlarımızı
almayı sürdürürüz.
Patara Kazı Başkanı Prof.Dr. Havva Işık: Bunun
uygulamada getireceği sıkıntıları tahayyül bile
edemiyorum. Arkeolojik sitler Kültür Bakanlığı’nın
uhdesinde olmak zorundadır. Patara’da doğal ile
arkeolojik sit iç içe. Burada kararı Tabiat
Varlıkları vermemeli. Eğer doğal sit ile ilgili bir
durum olursa biz zaten Tabiat Varlıkları Kurulu’na
sorarız. Bu durum bir an önce düzeltilmeli.
Rhadiopolis Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. İsa Kızgut:
Çok büyük bir tehlike var. Biz
İstanbul ’da 3 No’lu Kurul’da çakışan bir alanda
her iki kurul ortak karar versin, dedik. Henüz
Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’ndan bir cevap
gelmedi. Rhadiapolis’de sitler çakışıyor. ‘Tabiat
Varlıkları’nın tek başına karar vermesi doğru değil.
Bu sıkıntıyı bakanlığa akataracağız. Bunu bir an
önce değiştirmeleri gerekir.
Likör fabrikasında ne oldu?
‘Yetki çakışması’nda kararı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı’na bırakan düzenleme, en son Şişli’deki
tarihi likör fabrikasıyla gündeme geldi. Kültür
Varlıkları Koruma Kurulu 5 yıldır tescilli yapıda
restorasyonun nasıl olacağına karar verme
aşamasındayken yetki, Tabiat Varlıkları Kurulu’na
geçti. Kurul 1 ayda konuyu karara bağladı ve ‘tarihi
fabrikanın yıkılıp yeniden yapılmak suretiyle’
korunacağı açıklandı.
Radikal, Haber: Ömer Erbil, 13.05.2012
|
|
YORGUN HERAKLES'E
ZİYARETÇİ AKINI
Kaçırıldığı
ABD’den geçen yıl Eylül ayında getirilerek Antalya
Müzesi’ndeki alt kaidesiyle birleştirilen Yorgun
Herakles heykelini, 9 Ekim’den bu yana 62 binden
fazla kişi ziyaret etti.
1980’lerde Perge antik
kentinden yurt dışına
kaçırılan heykelin üst kısmı, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın
ABD ziyareti sonrası geçen yıl
Türkiye’ye getirilmiş ve
Kültür ve Turizm Bakanlığı uzmanları tarafından
alt kaidesiyle birleştirilmişti.
Milliyet, Haber: Özgür Öztürk, 13.05.2012
|
|
|
|
YOL MAĞDURU KIZIL SAKALLI İMPARATOR YERİNE YERLEŞTİ
Haçlı Ordusu ile Kudüs'ü
fethetmeye giderken, Göksu Nehri'nden geçmeye
çalıştığı sırada boğulan Roma-Germen İmparatoru
Friederich Barbarossa'nın Mersin'in Silifke
İlçesi'nde 40 yıl önce yaptırılan ve duble yol
çalışmaları nedeniyle görünmeyen bir noktada kalan
anıtı, yeni bir yerde dikildi. Silifke Belediyesi
tarafından 4 ay önce Mut yolu üzerinde yapımına
başlanan anıtının inşaatı geçen hafta tamamlandı.
Eski Almanya Fahri Konsolosu ve Akdeniz Türk-Alman
İşadamları Derneği Başkanı Teyfik Kısacık, anıtın
yeni bir yerde yapılmasından mutluluk duyduklarını
belirtti. Kısacık "Anıtın görkemli bir şekilde
yerine dikilip çevre düzenlemesi yapılması sağlandı.
Alman vatandaşları Silifke'ye geldiği zaman
Barbarossa'nın anıtını mutlaka ziyaret ediyor.
Almanya Türkiye'nin yüzyıllarca süren dostluğu bu
anıtla ebediyen devam edecek." dedi.
Sabah, 13.05.2012
|
|
ATATÜRK İLE İLGİLİ YENİ TARTIŞMA

Yunan medyası, “Aylar süren araştırma sonunda
Atatürk’ün Selanik’te değil, Lagadas (Langaza)
kentindeki Altın Şafak (Sarıger) Köyü'nde doğduğunu
tespit ettik” diye yazdı.
Köye giden Yunan muhabir,
Atatürk'ün 'evinin' kalıntıları önünde poz verdi.
Milliyetçi basın, köyün meclise giren ırkçı Altın
Şafak Partisi'yle aynı ismi taşımasını da manidar
buldu!
Ekonomik ve siyasi çöküşün eşiğine gelen, yapılan
seçimlere rağmen yeni bir hükümet kuramayan ve
euro'dan çıkışı gündeme gelen Yunanistan'da sağcı
basını Atatürk'ün doğum yeri derdi sardı.
Yunanistan'da milliyetçi kesimlerin gazetesi olarak
bilinen Proto Thema gazetesi, dün Yunanistan'da
yüzde 7 oyla meclise giren Nazi partisi Altın
Şafak'ın, aynı zamanda Atatürk'ün 'gerçek doğum
yeri' olan köyün ismi olduğunu iddia etti.
Atatürk'ün Selanik'te doğduğu bilgisinin Türkler
tarafından "Atalarını bir köylü çocuğu gibi
göstermemek için" uydurulduğunu iddia eden gazete,
bu bilgileri de Zagalisa adlı başka bir gazetenin
yaptığı araştırmaya dayandırdı. Gazete, aylar süren
araştırma sonucunda Mustafa Kemal'in Lagadas
(Langaza) kenti yakınlarındaki Sarıger Köyü'nde
doğduğunu ve burada ilkokula gittiği ileri sürdü. O
dönemde bu köyde çoğunlukla Türkler'in yaşadığını
belirten Yunan medyası, Yunanistan ve Türkiye
arasındaki mübadelenin ardından köyün adının Altın
Şafak olarak değiştirildiğini iddia etti. Gazetede
Mustafa Kemal'in doğum yeriyle ilgili olarak şu
iddialar dile getirildi:
Başkanın takma adı 'Kemal'
- Mustafa, Sarıger Köyü'nde doğdu ve 8 yaşına kadar
burada kaldı. Minik Kemal 8 yaşındayken, Zübeyde
hanım ikinci evliliğini yaparak oğlunu alıp
Selanik'e gitti.
- Nüfus mübadelesinden sadece birkaç yıl öncesine
kadar Atatürk'ün ebesi Fatma Hanım halen bu köyde
yaşıyordu. Fatma Hanım 1911'de öldü.
- Mübadele sonrasında Doğu Trakya'dan bu köye gelen
Andrew Stathis adlı Yunan, Atatürk'ün doğduğu eve
yerleşti. Hatta bu nedenle kendisini köylüler
'Kemal' takma adıyla çağırıyorlardı. Stathis,
1979'da ölümünden önce buranın belediye başkanı da
oldu.
- Mustafa Kemal'in doğduğu ev taş ve tuğladan
yapılmıştı ve iki katlıydı. Yukarıda iki odası
aşağıda da verandası vardı. Geniş bir bahçeye
sahipti. Merkezdeki caminin uzağında, köyün en uç
noktasında yer alıyordu.
- Bölgede yaşayan Müslümanlar Kemal'i koyunlarla ve
ineklerle oynamayı seven bir çocuk olarak
hatırladıklarını söylemişlerdi. Ev, 1920'li yıllarda
köydeki diğer evler gibi çevrede inşaat yapan
Yunanlar tarafından söküldü ve evin hemen hemen tüm
kalıntıları ortadan kalktı. Ancak evi çevreleyen
yarım metre yüksekliğindeki duvarlar 1980'li yıllara
kadar ayakta durdu.
Başkonsolos biliyordu
- Bu köyden Türkiye'ye dönen Türkler, gerçeği
bildikleri için Selanik'teki ev yerine Sarıger'e
gelerek Atatürk'ün gerçek evini görmek amacıyla
turlar düzenledi. Son olarak 2007 yılında bu köye
düzenlenen tur sırasında İzmirli bir Türk toprağı
öperek Atatürk'ün evinden kalan taş parçalarını
hatıra olarak yanında götürdü.
- Türk yetkililer de gerçeklerin farkındaydı. 1981
yılında Atatürk'ün doğumunun 100'üncü yıldönümünde
Türkiye'nin Selanik Başkonsolosu yardımcısıyla
birlikte bu köye geldi. Köyde yaşayanlara Atatürk'ün
doğduğu evin tam yerini sordu. Burada saygı
duruşunda bulunduktan sonra birçok fotoğraf çekti.
Burada bir müze yapılması için çaba sarfedeceğini
söyleyerek gitti.
-Atatürk'ün kardeşi Makbule de Mustafa Kemal'in
Selanik'te doğmadığını söylemişti.
'Burası üvey babasının evi'
Mustafa Kemal'in babası Ali Rıza Efendi 1888'de
öldü. Dul kalan Zübeyde Hanım ise 1889'da Ragıp Bey
ile ikinci evliliğini yaptı. Mustafa Kemal'in
Süreyya, Hakkı, Ruhiye adında üvey kardeşleri vardı.
Gazeteci Figen Yanık tarafından yayımlanan
"Atatürk'ün Doğduğu Ev" adlı kitapta bugün
Atatürk'ün doğduğu ev olarak gösterilen binanın üvey
babası Ragıp Bey'e ait olduğu iddia edildi. Üvey
kardeşi Ruhiye Hanım'ın ailesi de bu yanlışlığın
düzeltilmesini istemişti. İddiaya göre dönemin Milli
Eğitim Bakanlığı, 1934 yılında yayımladığı Tarih IV
kitabında Selanik'teki evi "hatalı bir şekilde"
Mustafa Kemal'in doğduğu ev olarak gösterince o
tarihten beri yanlış yapılmaya devam ediliyor.
Turgut Özakman (Tarihçi-Yazar): "Atatürk, Selanik'te
Ata'nın evi olarak bilinen yerde doğmuştur.
Babasının ölümüyle birlikte bir yıl kadar
Langaza'daki dayısının yanına gitmiştir. Gazi Paşa
5-6 yaşlarındayken kız kardeşiyle birlikte
Langaza'da dayısının çiftliğinde kalmış, sonrasında
tekrar Selanik'teki evlerine dönmüştür. Atamız,
Manastır'daki askeri ortaokula gidene kadar
Selanik'te yaşamıştır. Askeri liseye gitmek için
Selanik'ten ayrılmış bir daha da geri dönmemiştir.
Yunanlılar cahilce hata yapmışlar. Ciddi almamak
gerekir. Bilgisizce, cahilce ortaya atılan bir
konu."
Heath Lowry (Princeton Üniversitesi-Türk Tarihi
Uzmanı): "Yunanlılar'ın ortaya attıkları görüşü ilk
kez duyuyorum. Langaza bugünkü Selanik'in varoşları
olarak düşünebiliriz. Bir tepenin arkasında yer alan
kasaba bir yerdir. Benim araştırmalarım Atatürk'ün
Selanik'te doğduğu yönünde. Sarıger Köyü olarak
bahsedilen yeri hiç duymadım. Tabii o dönem için
Selanik şehrin ve genel bir sancağın adıydı.
Bünyesinde birçok kasaba, ilçe ve köy vardı.
Yunanlılar'ın belge ve bilgileri neye dayanıyor.
Somut olarak açıklamaları gerekir."
Prof.Dr. Mehmet Saray (Tarihçi-Atatürk
Araştırmacısı): "Kusura bakmasınlar ama bu tip saçma
sapan hatta deli saçması iddialara gülüp geçiyorum.
Yunanlılar'ın, Atamızla ilgili Altın Şafak Köyü'nde
doğduğu gibi bir görüş ortaya atmaları bilim, tarihi
gerçeklerle örtüşmez. Atatürk'ün şeceresi, hayatı,
anası ve babası da dahil olmak üzere hayatının tüm
detaylarıyla ilgili yüzlerce araştırmalar yaptık.
Değerli tarihçi Ali Güler tarafından kaleme alınan
belge ve bilgiler de mevcuttur. Atatürk hepimizin
bildiği, Selanik'teki evde doğmuştur. Biz yıllarca
millet ve devlet olarak boşuna mı Selanik'teki eve
itibar ettik. Biz Türk tarihçileri, hepimiz bir
yalan üzerine mi bilgi inşa ettik. Böyle şey olmaz.
Atatürk, belli bir süre babasının ölümüyle birlikte
dayısının Langaza'daki evinde kalmıştır. Doğum yeri
Altın Şafak falan değildir. Selanik'te doğmuş,
Dolmabahçe'de gözlerini yummuştur."
Sabah, 13.05.2012
|
|
"KAYA MEZARLARIN ÜSTÜNE
VİLLA İNŞAATI TEPKİ ÇEKTİ" (CNNTürk, 8/3/2012) HABERİ İLE İLGİLİ DİĞER BİR GERÇEK
Haber tamamen bir kolajdır.
Kaya mezarları ile
inşaatımız arasında bir bina vardır. Haber de sanki
kaya mezarlarının üzerine inşaat yapıyormuşuz da
müze ve koruma kurulu ve belediye buna seyirci
kalıyorlarmış gibi bir durum yaratılmak
istenmiştir. Kaya mezarları ile bizim aramızdaki bina
bu haberlerde nedense söz konusu bile
edilmemiştir. Bu binanın bizim inşaatımızla bir
ilgisi yoktur.
İnşaat yaptığımız
alanda kaya mezarı yoktu ve hiç bir zaman da
olmadı. Bunu ispatlayan fotoğrafların olduğunu
söyleyen kişiye ispatlaması durumunda binamı hediye
edeceğimi şimdiden söyleyebilirim.
Kaldı ki; sayın arkeoloji profesörümüz bu kaya
mezarlarıyla bitişik olan bina yapılırken burada
olup inşaatın seyrini seyredenler
arasındadır.bahsettikleri duvar orada yıllardır
durmaktadır üstelik ana cadde üzerinde olduğu için
her gün herkesiin önünden geçtiği bir
duvardır. Kendisi Gümüşlük'ün her taşının altında
neler olduğunu bilen (bilmesi gereken) bir
kişidir. Aradan geçen yıllardan sonra saldırılacak
bir konu olması ihtimalini değerlendirmek de hiç geç
kalınmamıştır doğrusu. Bravo.
Haberde değinilen konular, haberi yapanın
hayalgücünün sığlığının göstergesidir. İlgisiz bilgi
ve bilgisiz fikir sahibi olunan, hayata dair
reçetelerin yaşam koçlarından satın alınabildiği
günümüz ortamının çarpık, yoz, agresif ve
düzeysiz bir türevidir. "Tarih elden gidiyor" vs gibi
beylik sloganların satış gücünün farkında olan
pazarlamacılar, kendilerinin kurumlarla ve başka
şahıslarla olan sorunlarını gündeme getirebilmek
için beni kullanmışlardır. Kendileri Gümüşlük'te nereye ne yapılabileceğini benden çok daha iyi bilirler.
Yakın çevrelerine baksınlar yeter.
Haberi yapan haberi yayınlamadan önce herhangi bir
bilgi edinme gereği dahi duymamıştır. İnsanların
yazdıklarının söylediklerinin bir sorumluluk da
gerektireceği etik bir konu olmanın ötesinde hukuki
bir konudur da (etiği çoktan geçtik zaten).
Maalesef ne diyebileceğimi bilmiyorum. Söylenecek çok
şey var ve hiç bir şey yokkk.
Yalım Gülercan, Mimar
İlgili Haber:
http://www.tayproject.org/Haber.fm$Retrieve?ID=20246&html=haber_detail_tu.html&layout=web
|
|
HASANKEYF'TE 700 YILLIK ALTYAPI
Batman’ın
yapılacak Ilısu Baraj Gölü’nün altında kalacak olan
antik ilçesi Hasankeyf’te sürdürülen kazılarda, 13.
yüzyıla ait yeraltı kanalizasyon ile içme suyu
şebekesi gün ışığına çıktı
Hasankeyf kazılarından sorumlu
Batman Üniversitesi Rektörü
Prof.Dr. Abdüsselam
Uluçam,
Dicle Nehri’ne atık sularını önleyen filtreli
kanalizasyon şebekesinin günümüzde bile olmadığını
belirterek, “Atıkları önleyecek filtre sistemiyle
mükemmel bir
içme suyu ile kanalizasyon şebekesi
Artukoğulları ile Eyyübiler döneminde yapılmış”
dedi.
Milliyet, Haber: Arif Arslan 12.05.2012
|
|
 |
MAYALARIN EN ESKİ TAKVİMİNDE KIYAMET DEĞİL, DÖNGÜ VAR
Güney Amerika'da yaşamış olan Mayalar'ın bugüne kadar bulunan takvim sistemlerindeki dünyanın sonunun 2012'de geleceğine dair işaretler kıyamet senaryoları üretilmesine yol açmıştı.
Ancak ABD'li arkeologların Guatemala'daki Xultun ören yerinde bulunan bir Maya evinin duvarlarında keşfettiği en eski Maya takvimi bu senaryoları çürüttü. MS 9'uncu yüzyıla ait Maya takviminde kıyamete dair bir bilgi bulunmuyor. Boston Üniversitesi arkeologları takvimde kıyamet yerine sürekli tekrarlayan bir zaman kavramıyla sonsuz döngü inancının yer aldığını belirtiyor.
Ayrıca takvimde, Ay, Güneş, muhtemelen Venüs ve Mars'ın yörüngelerine dair gelecek 7000 yılı gösteren hesaplamalar da yer alıyor. Bilim insanları Maya inanışlarıyla ilgili şu tespitlerde bulunuyor: "Mayalar, Dünya'da hayatın devam edeceği ve 7000 yıl sonra da her şeyin o günkü gibi süreceği öngörüsünde bulunmuş. Bizler, sürekli bir son arayışı içerisindeyiz. Mayalar ise hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair güvenilir bir işaret arayışı içerisindeydi. Bu da Mayaların tamamen farklı bir mantaliteye sahip olduğunu gösteriyor."
Sabah, 12.05.2012
|
|
TARİHİ KİMLİĞİNE KAVŞUYOR

Beyoğlu’ndaki 416 yıllık Hüseyin Ağa Camii’nin
Demirören Grubu tarafından yapılan restorasyon
çalışması devam ediyor. Beyoğlu Belediye Başkanı
Misbah Demircan, “Restorasyon sonrası cami tarihi
kimliğine yeniden kavuşacak” dedi
Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki tarihi Hüseyin
Ağa Camii’nin restorasyon çalışması sürüyor.
Demirören Grubu tarafından üstlenilen çalışmaları
yerinde inceleyen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet
Misbah Demircan, restorasyonun tamamlanmasıyla
caminin tarihi kimliğine yeniden kavuşacağını
söyledi.
Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın
koordinasyonunda
Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Demirören Grubu
arasında
2010 yılında imzalanan protokolle başlayan
süreçte restorasyon çalışmalarına başlandı. Saha
ekiplerinin 2 haftadır yürüttüğü çalışmaları önceki
gün yerinde inceleyen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet
Misbah Demircan, çalışmalarla ilgili detaylı bilgi
aldı.
Restorasyon çalışmasının ardından caminin tarihi
kimliğine yeniden kavuşacağını belirten Demircan,
çalışmaları yürüten Demirören Grubu’na da teşekkür
etti.
Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 21 Eylül
2011 tarihli
proje onayının ardından hızlanan çalışmalar
kapsamında ilk olarak cephedeki çimento harçlı
eklenti sıvaların ayrılması işlemi yapıldı. Kalem
işi desenleri ile hat yazılarının arşivlemesini
yapan ekiplerin yapıya sonradan eklenen elemanları
temizlemesiyle cami yeniden eski görünümüne
bürünecek.
1596 yılında yaptırılan cami, II. Mahmud
tarafından 1834 yılında ihya edildi. Çıkan yangın
nedeniyle uzun süre bakımsız kalan cami yüz yıl
sonra Vakıflar tarafından onarıldı. Mihrabının
önünde Hüseyin Ağa’nın ve yine
Galatasaray ağalarından Davut Ağa’nın kabrinin
bulunduğu caminin avlusunda ise Mimar Sinan’ın eseri
bir şadırvan bulunuyor.
Milliyet, 12.05.2012
|
|
TOPRAK ALTINDAKİ ROMA TİYATROSU

Bursa İl Özel İdaresi, İznik’te yaklaşık 6 ay
önce başlattığı çalışmalar kapsamında, yüzlerce
yıldır toprak altında kalmış yaklaşık 1900 yıllık
antik Roma Tiyatrosu’nu gün yüzüne çıkarıyor.
İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Bilal Çelik, AA
muhabirine yaptığı açıklamada, Roma Tiyatrosu’nun
bölgedeki en önemli tarihi eserlerden biri olduğunu
söyledi.
Zaman içinde yıpranan, doğal afetlerde zarar
gören ve üzeri toprakla kaplanan tiyatronun
bulunduğu bölgede yaklaşık 6 ay önce çevre temizliği
başlattıklarını dile getiren Çelik, bu çalışmalarda
önemli mesafe aldıklarını bildirdi.
Uyuşturucu bağımlılarının barındığı bölgeyi önce
tel örgüyle çevirip, güvenliği sağladıklarını
anlatan Çelik, şöyle konuştu:
”Ardından temizlik çalışmalarına başladık.
Bölgeye birikmiş toprak, çöp ve moloz yığınlarını
kaldırmaya başladık. Oradan toprağı kaldırdıkça,
aslında çok da bozulmamış bir tiyatronun var
olduğunu gördük. İnsanların gözünde sağda solda
kalmış 3-5 taş parçası konumundayken, 2 yıl önce
başlattığımız çalışmalarla tiyatroyu gün yüzüne
çıkarttık. Yüzlerce yıldır toprak altında kalan 1900
yıllık tiyatro yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.”
Çalışmalar kapsamında bugüne kadar 200 bin lira
harcandığını belirten Çelik, gelecek yıllar için
Bursa Valisi Şahabettin Harput’un direktifleriyle
200 bin lira daha ayırdıkları anlattı.
Çelik, çalışmaların aralıksız sürdüğünü
vurgulayarak, ”Bu yıl sonunda tamamen Roma Tiyatrosu
ortaya çıkmış olacak. Bursa’nın tarihi bir gururu
olarak burada tiyatroyu sergileyebilecek duruma
geleceğiz” diye konuştu.
Roma Tiyatrosu’ndaki çalışmaları yürüten ekibin
lideri arkeolog Mustafa Ufuk Gürdal ise tiyatronun,
MS 111-112 yılları arasında yapıldığını ve günümüzle
karşılaştırıldığında ortalama 1900 yıllık bir
geçmişe sahip olduğunu belirtti.
Tarihi yapının, doğal afetlerden çok
etkilendiğini belirten Gürdal, özellikle 1050
yılında meydana gelen ve İznik bölgesini büyük
boyutta etkileyen depremde büyük hasar gördüğünü
söyledi.
Tiyatronun çeşitli etmenler sonucu işlevselliğini
kaybettiğini dile getiren Gürdal, ”Özellikle arka
bölümde karşımıza çıkan seramik fırınlarının
kalıntıları, onun dışında kil havuzları ve bununla
bağlantılı olarak su kuyularının tespit edilmesi,
bizi geç Bizans ve Türk dönemine kadar uzanan bir
süreçte burada seramik atölyelerinin varlığını
gösteriyor” dedi.
Gürdal, 4 uzman ve 15 işçi ile
gerçekleştirdikleri çalışmalarda yaklaşık 4 metre
derinlikte dolgu toprak temizlendiklerini anlattı.
Tiyatro zeminine ulaşabilmek için yaptıkları
sondaj çalışmaları sırasında ortaya çıkan taş
blokların üzerinde o dönemde taş ustalarının Latince
harflerle bıraktıkları imzaları gördüklerini ifade
eden Gürdal, ”Duvar işçiliğinin önemli örneklerinden
biri olan tiyatronun gelen olarak mimarisine
baktığımızda duvar işçiliğinde harcın
kullanılmadığını görüyoruz. Taş blokların harç
kullanılmadan demir kenetlerle birbirine bağlanmış
olduğunu belirledik. Ortalama 3,5-4 tona ulaşan
büyük taş blokların kullanıldığını gördük” diye
konuştu.
Gürdal, gösteri yapılan yerin iç kısmında kalan,
tiyatro binasının içini oluşturan odaları açmaya
başladıklarını belirterek, şunları kaydetti:
”Özellikle vomitorium kısmını ve tiyatronun
arkasına açılan iki galeriyi ortaya çıkardık. Odalar
geçişlerle birbirine bağlanıyor ve tiyatronun arka
kısmında bir hat oluşturuyor. Döneminde gösteriye
hazırlanan oyuncuların bir tür kulisi olan bu
odaları, hazırlıklarını yaptıkları, malzemelerini
koyduğu odalar olarak nitelendirebiliriz.”
Bu yapının tarihi önemine dikkati çeken Gürdal,
”İznik Roma Tiyatrosu, Güney Marmara bölgesinde 2.
yüzyıldan kalan Roma dönemine ait tek tiyatro
yapısı. Milli gelire katkısını düşündüğümüz zaman
bölgede turizm açısından çok büyük bir önem taşıyor”
dedi.
Sabah, 11.05.2012
|
|
AKTEMUR BÖLGE TARİHİNE IŞIK TUTTU

Atatürk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri
Yönetim Birimince desteklenen bir proje daha yayınla
sonuçlandı. Araştırma, “Ardahan çevresindeki soyut
insan heykeli formlu mezar taşları” adıyla kitap
halinde yayınlanarak bilim camiasının hizmetine
sunuldu.
Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi, Sanat
Tarihçisi Doç.Dr. Ali Murat Aktemur yayınlandığı
kitabın içeriği ile ilgili olarak verdiği bilgide,
“Tarihi-kültürel geçmişimizle kurduğumuz bağların
önemli bir halkası durumundaki mezar taşları, gerek
form bakımından gerek üzerlerinde taşıdıkları
motifler ve işaretler bakımından
değerlendirildiğinde her biri, sanat ve tarih mirası
niteliği taşımaktadır” dedi.
Kaynağı Orta ve İç Asya’daki İslamiyet öncesi
inançlara göre yapılmış sın taşları (geyik taşı) ve
balballara kadar uzanan, İslam İnancıyla birlikte
Anadolulu kimlik kazanan, başta çehre olmak üzere
vücudun suret veren uzuvlarının soyutlanmasıyla eski
Türk mezar taşı geleneğinin soyut insan heykeli
formunda devam ettirildiği ifade eden Aktemur,
Ardahan yöresi mezar taşlarının Türk-İslam inanç,
kültür ve sanatının önemli örnekleri arasında yer
aldığını söyledi.
“Ardahan çevresindeki soyut heykel formlu
kabir taşlarının özellikle Hanefi/Sünni mezhebinden
Müslüman Karapapak nüfusa sahip Çıldır ve köylerinde
daha yaygın olarak kullanılmış olması dikkat
çekicidir”, diyen Aktemur, şunları kaydetti:“Aynı
gelenek Kars’ın Arpaçay İlçesi’ne bağlı Karapapak
köylerinde de, eski Türk mezar taşı geleneğinin
İslami kimliğe büründürülerek verilişinin bir
ifadesi şeklinde devam ettirilmiştir. 93 Harbi diye
bilinen (1877-1878) Osmanlı-Rus Harbinden sonra,
Ağrı-Tutak, Muş-Bulanık, Sivas ve Tokat çevrelerine
muhacir olarak yerleşen Karapapaklar, bu geleneği
söz konusu yerlere de taşımışlardır. Üzerlerindeki
tarihi kayıtlar, soyut heykel formlu kabir taşı
geleneğinin yörede Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar
yoğun bir şekilde devam ettirildiği, ancak
Cumhuriyet’in ilanından itibaren yöreye gelen din
adamlarının baskısıyla, bu eski milli geleneğin
devamında azalma yaşandığı ve zamanla tamamen terk
edildiği, hatta XVIII. yüzyıl sonları – XIX. yüzyıl
başlarına ait bazı örneklerin kırılıp parçalandığı
gözlenmektedir.”
Aktemur, “Ardahan çevresindeki soyut insan
heykeli formlu mezar taşları” adlı kitabın Güzel
Sanatlar Fakültesi’nden temin edilebileceğini
kaydetti.
Erzurum Gazetesi, 11.05.2012
|
|
PERRE ANTİK KENTİNDEKİ BAZI ESERLERE KORUMA YAPILDI

Kommagene Uygarlığı’nın beş büyük kentlerinden
birisi olan Perre antik kentinde bazı eserlerin
korunması ve ziyaretçilerin zarar görmemesi için
koruma yapıldı.
Perre antik kentinde bu yıl düzenlenecek sosyal
etkinliklerin sayısının çok olması nedeniyle
ziyaretçilerin temasıyla zarar görebilecek yerler
ile ziyaretçilerin gezisi sırasında düşme ihtimali
olan yerler Müze Müdürlüğü tarafından yaptırılan
demir kapı ve korkuluklarla kapatıldı.
2009 yılındaki kazılarda ortaya çıkartılan üç
kartal ve yazıtın bulunduğu, üzerinde mozaikli
bazilika (kilisenin küçüğü) olan Kartallı Oda’ya
demir kapı ve pencere, 2007 yılındaki kazılarda
ortaya çıkan yerin altına 44 basamakla inilen
sarnıcın giriş ve üst kısmında bulunan su kuyusuna
demir korkuluk, 2008 yılında ki kazıda ortaya çıkan
fırın yapısının üzerine çatı yapıldı.
Adıyaman Müze Müdürü Fehmi Eraslan, Perre Antik
Kent’in kültürel amaçlarla kullanılmaya
başlanıldığını ve bu nedenden dolayı bazı yerlerde
koruma amaçlı çalışma yaptıklarını belirtti.
Fehmi Eraslan, “Bu yıl baharla birlikte burada
sosyal ve kültürel etkinlikler olacak. Buraya gelen
ziyaretçilerin gezileri sırasında üzücü bir olay
olmaması ve bazı eserlerin korunması adına böyle bir
çalışma yapıldı. Hem eserlerin korunması hem de
ziyaretçilerin güvenliğini sağlamak istedik. Perre
Antik Kent Çevre Düzenlemesi planıyla birlikte bu
koruma demirleri daha estetik yapılabilir” dedi.
haberler.com, 11.05.2012
|
.. |
TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org |
| Copyright©1998 TAY Projesi |
|
|